NİHÂL ATSIZ'IN HİKÂYELERİ

 
 

 

 

ŞEHİTLERİN DUASI

 

Babanın beyni Çanakkale'de dağılmış, ağabeyin göğsü Sakarya'da delinmiştir.

Geride hasta bir ana, genç bir kız kardeş var... Hastalıklı ana, sefil Ömrünü sürükleyerek mektepteki kızın çıkmasını beliyor... Kız çıkacak, hayatını kazanacak ve kendisine bakacak...

Kız mektepten çıkmak için çalışıyor. Ve kendisini düşüncelere kaptırdığı zaman tatlı ümitlere dalıyor. Ümit olmasa yaşanır mı?

O bütün hayatında ne görmüştür ki... İşte bir gece mektebinde okuyor. Kimsesiz ve yoksul dîye onu parasız okutuyorlar... Elbise de veriyorlar ve araşır a bunu kendisine hatırlatarak daha fazla çalışması icap ettiğini de söylüyorlar. Kız bundan sıkılıyor, fakat ne yapsın? Hayatında aynı ıstırabı sürüklemeğe mecbur değil mi?

Babasını hatırlayamıyor... Ağabeyini biraz biliyor.. Onlara karşı duyduğu nedir? Gündüzleri bunu anlayamıyor. Fakat güneş ortadan çekilip de gece oldu o zaman onları seviyor.

Rüyaları bile hep birbirine benziyor: Basen babası onu bağrına basıyor ve"kızım, kızım" diye inliyor... Bazen de ağabeyi onun saçlarını okşayarak "kar­deşim, kardeşim" dîye hıçkırıyor... Bir öksüzün gönlü için "yuva" erişilmez bîr bahtiyarlık, uzak bir Kızıl Elmadır. Öksüz, ailesi olanlara şaşkınlıkla ve hasretle bakar... Bu da perşembe  günleri evlerine dönenlere öyle bakıyor ve öyle sanıyor ki insanlar öksüzler ve öksüz olmayanlar olmak üzere ikiye ayrılmıştır... Kendisini o kadar yalnız duruyor ve o kadar haklardan mahrum biliyor ki, hayatını dolduran iki büyük hasretten bile bahsetmeğe utanıyor... Fakat gece olup yatağna girdi mi zaman kendisiyle baş başadır. Artık o zaman kendisine kimse karışamaz.... O zaman o iki ölüyü ve bir hayatta olanı istediği gibi düşünür. İsterse onlar için ağlar. Ve ıslak gözlerle uykuya dalar, ıslak gözlerle uyanır. Son defa rüyasında, sonsuz bir kırın ortasında, bîr mezarın başında babası, ağabeyi ve kendisi diz çökerek sessiz sessiz ağlamadılar mı?
Rüyalar bizim isteklerimizin garip şekilli şifreleridir. Fakat ah öksüzlük...

Devamı