TÜRK DESTANI ÜZERİNDE İNCELEMELER; 5

 

 

KOPUZLAMA VE OĞUZLAMA

Birçoklarıma yadırgayacağı '"Kopuzlama" ve "Oğuzlama" kelimeleri, meçhul bir köy öğretmenin, manzum olarak hazırlamak için yıllardır çalıştığı ve daha da çalışacağı Türk destanına verdiği isimlerdir.

"Kopuz", bilindiği gibi bugünkü çöğür, bağlama ve sazın anası olan milli Türk sazı, "Oğuz" da büyük Türk ırkının en mühim unsurlarından biri, yani bugün Anadolu, Azerbaycan ve Irak’ta yaşayan Türkler’in hemen umumiyetle mensup bulundukları kavmin adıdır. O halde Kopuzlama ve Oğuzlama ne oluyor diye sorulacak. Acaba bu kelimeler de Dil Kurumunun uydurduğu asılsız, fasılsız şeyler mi diye düşünülecek.

Hayır, bunlar uydurulmuş değil, yaratılmış kelimelerdir. Nasıl "yiğit" mânasına gelen "koçak'tan "hamasî şiir" mânasına'"koçaklama" kapılmışsa, nasıl "güzel" den "garanti şiir" mânasına "güzelleme" yapılmışsa bu meçhul köy öğretmeni de Kopuzlama ve Oğuzlama kelimelerini icat etmiştir. Kopuzlama, kopuştun beraberliğiyle söylenen eski destanlara kıyasla Türk destanı, oğuzlama da Oğuz Türkleri’nin destanı demektir. Halk şiirleri üzerinde, pek sathî bile olsa, biraz duranlar ikinci okuyuştan sonra Kopuzlama ve Oğuzlama kelimelerine alışmaktadırlar.

Bu meçhul şair, belki de ilerde millî bir şöhretin sahibi olacak olan bu köy öğretmeni "Basri Gocul" adında bir gençtir. Vaktiyle komünist Nazmı Hikmete karşı çıkarılmış bir iki küçük şiir risalesini hatırlıyorum. Ömrünü tek ülküye, Türk destanını manzum olarak yazmak düşüncesine vermiştir ve tek gaye üzerinde koşan insanların çoğu gibi onun da muvaffak olması pek muhtemeldir.

Her türlü yayınların pek bol, bol değil de müptezel olarak yapıldığı şu son zamanlarda şiirden ve şairlerden bahseden münekkitlerin onun adım da söylediklerini hatırlıyorum. Münekkitler bunda belki haklıdırlar. Bütün yazılanları görmek kabil olmadığı gibi yığınla yazılanlar arasında ölçülü bir tercih yapmak da imkânsızdır. Fakat "zaman" iltimassız süzgecini kullanacak; zayıfları, değersizleri süzüp alacak; o zaman belki de bugün adı anılmayanlardan bazıları edebiyat tarihine girecektir.

Ben, Basri Gocul için bu ihtimali varit görenlerdenim. Uğraştığı konunun heybeti ve haşmeti ile kendisindeki nazıra tekniği ve şairlik kabiliyeti belki ilerde onun adını edebileştirecektir.

Şimdiye kadar bazı gazete ve dergilerde onun millî destanından bazı parçalar görüyorduk. Sonra Dil Kurumunun bu destanı mükâfatlandırdığım işittik. Fakat Ahmet Cevat’ın tercüme ettiği millî Yunan destanını neşreden Türk Dil Kurumu, Basri Gocul’un eserlerini neşretmeğe niyetli görünmedi. Nihayet geçen yılın sonunda bizzat şair "Örnekler" diye bir kitapçık çıkararak Oğuzlama’nın bazı parçalarını umumî efkâra sundu. Kitapçılarda satılmayan, ancak Mudurnu’daki (1) sahibinden tedariki mümkün olan bu kitaptan öğrendiğimize göre Basri Gocul, Türk destanını manzum olarak yazmak düşüncesine bir sabit fikirle kendini vermiştir. Türk destanını iki cilt halinde yazmıştır. Birinci cilt Kopuzlama adındadır ve "Türk Han "dan "Çingiz Han'a kadar olan çağlan almaktadır, ikinci cilt Oğuzlama’dır. Dede Korkut hikâyeleri bu ikinci cilttedir. İkinci cildin 10.000 mısradan fazla tuttuğunu yine şairin ifadesinden öğreniyoruz.

Türk destanını nazma çekmek için yalnız şairliğin kâfi gelmeyeceğini, destanın ruhuna da nüfuz etmek gerekliğini iyice takdir eden Basri Gocul millî destanlar üzerindeki yazıları dikkatle okumuş, onu iyice kavramıştır. Dede Korkut’ta bir nevi serbest nazımla yazılmış olan manzumeleri âdeta restore ederek ortaya cidden başarılı neticeler çıkarmaktadır.

Basri Gocul, Oğuzlama’yı hecenin muhtelif vezniyle yazmış ve 7,8, II, 12 hecelileri kullanmıştır. Eski Türkçe kelimeler de az değildir. Fakat bu manzumelerde bir yapmacık, bir zorakilik yoktur. Meselâ şu yeltemeye, yani hüküm manzumesine bakın:

Kiyir kiyir kişneşiyor Atlar yeri eşe eşe! Gün doğusu kızıllaştı; Yayılalım dağa, taşa! "Tayma! Tayma" naraları Korku salsın uçar kuşa! Bîr uğurdan saldıralım Çarpıyorken oklar döşe! Gözümüzün pekliğinden Düşmanların aklı şaşa! Hanlar, beyler aramızda; Emeğimiz gitmez boşa! Can kaygısı çekmek olmaz. Yazılanlar gelir başa! Kırılmakla tükenmeyiz; Bakmamalı üçe, beşe! Tunç topuzlar yüz dağıta. Kunt adalar bağır dese! Dabi kılıç çarpışından Baş, bacaklar ayrı düşe! Cenk meydanı doluşunca Üşmelidir kuzgun leşe!

Tam hamasî bir şiir olan bu parçadaki "kiyir kiyir kişneşmek" bize hiç de yabancı gelmiyor. Mânâsını da hiçbir sözlüğe bakmadan anlıyoruz. Keza "tayma"nın bir hücum narası olduğunu da kolayca fark ediyoruz. "Döş" kelimesi bugün edebî dilde mevcut değildir. Fakat "döl düş" tabirinde kullanılıyor, "döşek" kelimesi de buradan geliyor. Bir nevi kargı olan "cıda", sözlüklerde kalmış bir kelime olmakla beraber bu manzumenin havası içinde okuyanı yadırgatmıyor.

Görülüyor ki Basri Gocul halk şiiriyle haşır neşir olmuştur. Meselâ yukarıdakî parçanın:

Kırılmakla tükenmeyiz; Bakmamalı üçe, beşe beyti, halk şairi "Muhibbi'nin: Sayılamaz parmak ile. Tükenmeyiz kırmak ile, Taşramızdan sormak ile Kimse bilmez halimizi

dörtlüğünü hatırlatıyor. Keza "yazılanlar gelir başa" mısraındaki fikir bütün halk edebiyatında, anonim edebiyatta, Türk halkında, müşterek olan bir fikirdir. Hatta Sultan Cem bile:

Herkesin başına yazılan gelür, devrândur

diye aynı fikri nazım olarak söylemiştir. Sondan bir önceki beyitte, mısranın "dahi" kelimesiyle başlamanı da bize yabancı gelmiyor. Bu bakımdan Basri Gocul, merhum Rıza Nur’un söylediği "Türkçe kelimelerin bir destanı ifade edebilecek şekilde billûrlaşmasını sağlamış demektir. Hakikaten öteki parçalarda da bu billûrlaşma göze çarpmaktadır. Sanki uzun zamanlardan beri Türkçe ile türlü destanlar yazılıyormuş gibi gözüken îcâz kudreti Basri Gocul’da da olgunluğa doğru gidiyor, örnek olmak üzere "Kanturalı"nın bir söylemesini alıyorum: Kanturalı tehlikeli bir maceraya atılmak üzeredir. Babası, oğlunu vazgeçirmek için gideceği yerin korkunç sarplığından ahalisinin keskin nişancılığından, baş kesen cellâtlardan, zindanlardan, insanı belâya sokan yosmalardan bahseder. Kanturalı’nın cevabı şudur:

Yollardan korkar mıyım? Aygırım nal dökerdir. Okçudan korkar mıyım? Cebem temren bükerdir! Cellâttan korkar mıyım? Yumruğum döş çökertir! Zindandan korkar mıyım? Yoldaşım kırk nökerdir! Yosmadan korkar mıyım? Döneceğim bu yerdir!..

Kendisim millî destanın güzelliğine kaptıran için, Dede Korkut’taki tekrirlere benzeyen bu tekrarlamalar çok hoştur. Millî kültürü olmayanların bundan zevk almayacağı tabiidir. Millî destanlar taammüm edip halka ve ilkokul çocuklarına kadar yayıldıkça bundan alınan zevk de umumileşecek ve büyüyecektir. Çünkü zevk kısmen muhit meselesidir. Eskiden makbul olmayan yarım kafiyeler bugün hoşumuza gittiği gibi destanlardaki ruh da yarın beğenilecektir.

Bu bakımdan Basri Gocul bugün, belki kendisinin de farkına varmadığı, büyük bir iş üzerindedir. Acele etmeyişi, yazdıklarım mütemadiyen değiştirmesi (bunu kendisi söylüyor), durmaksızın çalışması onun başarısını hazırlayan sebeplerdendir. Kendisi şehirlerin gürültülü hayatından uzaktadır. Beynini ve gönlünü dinleyebilecek bir muhit içindedir. Bundan dolayı eserine ihtirasla sarılması, ortaya koyabileceği en yüksek değeri yaratabilmesi kabildir.

Şehnameler devri geçmiş değildir. Bugün başka milletlerde mensur destan olarak çok lirik tarihî romanlar yazıldığına şahit oluyoruz. Biz ise her ikisini de başaracak bir tarihî çağda bulunuyoruz. Korkunç içtimaî kasırgalar arasında, oluşlar ve ölüşler ortasında yeni bir manevî nizama, yeni bir hamasî devre doğru gittiğimizi gösteren alâmetler de var. Millî destan üzerindeki ümit verici çalışmalar bu alâmetlerden biridir.

ORKUN, 1951, sayı: 3

(1) Basri Gocul şimdi Bursa'dadır.