Güzel Sanatlar
İnsanların alelâde duygulardan ve düşüncelerden başka bir de bediî
duygular ve yüksek düşünceler vardır. Güzel sanatlar dediğimiz bilgi
şubeleri bu bediî duygulardan ve yüksek düşüncelerden doğar. Bediî
duygu demek güzellikler ve iyilikler karşısında duyulan yahut
güzellik ve iyilik yaratmak kabiliyetinde olan duygudur. Yüksek
düşünce ve de günlük düşüncelerin üstüne iyiyi, doğruyu, güzeli
yaratacak olan düşüncedir. Yani bediî duygu ve yüksek düşünce demek
olan insan duygusunun ve düşüncesinin yaratıcı tarafı demektir.
İşte bu bediî duygularla yüksek düşüncelerin söz ve yazı ile
ifadesine heykeltıraşlık ve mimarlık deriz. Güzel sanatlar bu
saydığımız beş bilgi şubesinden yani edebiyat, musiki, resim,
heykeltıraşlık ve mimarlıktan ibarettir. Bununla beraber diğer
sanatlardan bazılarının da güzel sanata kaçan tarafları vardır.
Mesela marangozluk alelâde bir sanat olduğu halde marangozluğun ince
ve ileri bir şekli olan oymacılık güzel sanatlardan sayılabilir.
Edebiyat
Bediî duygu ve yüksek düşüncenin söz ve yazı ile ifadesine edebiyat
denir. Bu tarife göre edebiyat çerçevesine giren eserlerin pek az
olması icap eder. Çünkü okuduğumuz pek çok şiir, hikaye ve romanın
bedi'i duygudan, yüksek düşünceden mahrum olduğunu görüyoruz.Fakat
buna rağmen böyle birçok eserler edebiyat çerçevesine girer. Çünkü
bir milletteki halkın hepsi aynı seviyede değildir.Türlü seviyelerde
ve türlü düşüncelere malik inan kümeleri vardır. Bazı eserler yüksek
düşüncelerin ve bediî duyguların mahsulü olmamakla beraber bir sınıf
halk tarafından sevilir, tutulur. Bu eser o sınıf için iyi,güzel ve
yüksektir. Bundan dolayı muhtelif seviyelere hitap eden eserleri
edebiyat adı altında toplarız. Fakat hiç şüphesiz asıl edebi eserler
yüksek kültürlü ve milli seciyesi kuvvetli insanlara hitap eden
edebiyattır. Ötekilerine ise 'sınıf edebiyatı' veya 'zümre
edebiyatı' demek daha doğrudur.
Edebiyat iki türlüdür: Sözlü edebiyat, yazılı edebiyat. Bir millet
geri bir halde iken, daha yazısı yokken onun sözlü edebiyatı vardır.
Bu edebiyat babadan oğula, ağızdan ağıza geçerek millet içinde
yaşayan ve masallar,türküler,darbımesellerden ibaret olan bir
edebiyattır. Yazılı edebiyat ise bir milletin yazıyı icat veya
kabulünden sonra meydana getirdiği ve taşlara, kağıtlara yazdığı bir
edebiyattır. Bununla beraber yazısı olan ilerlemiş bir millette de
bir yandan sözlü edebiyat devam edebilir. Mesela Türkler ileri bir
millet oldukları, asırlardan beri yazılı bir edebiyata malik
bulundukları halde bir yandan da sözlü bir edebiyatları vardır.
Darbımeseller, maniler, türküler, masallar, fıkralar vesaire...
Fakat bu sözlü mahsulleri mütemadiyen yazıya geçirildiğinden ve
içtimai hayatın değişmesi dolayısıyla yeni mahsul vermekte gitgide
daha kısır davrandığından sözlü edebiyat günden güne küçülüp
daralmaktadır.
Edebiyat tarihi
Edebiyat tarihi,tarihin bir koludur. Bir milletin edebi
mahsullerini, yahut başka bir tarife duygu ve düşünce mahsullerini,
tarih çerçevesi içinde,mütalaa eder. Her edebi eser ve her şair bir
milletin ve bir tarih devrinin yetiştirmesi olduğu için edebiyat
tarihini de tarih umumi gidişi içinde görmek lazımdır.
Bir ağacın yemiş verme şartlarını incelerken nasıl onun toprağını da
göz önünde bulundurmak lazımsa, edebi mahsullerin nasıl meydana
geldiğini anlamak için de o devrin tarihini bilmek icap eder. O
halde Türk edebiyatı tarihi demek, Türkler'in en eski çağlardan
günümüze kadar meydana getirdikleri duygu ve düşünce mahsullerinin
asır asır, o asrın tarihi içinde mütalaası demektir. Tabiîdir ki
edebiyat tarihini iyi anlamak için bütün medeniyet unsurlarının da
tarihini önceden bilmek şarttır. Böyle olmazsa edebi eserlerin
doğuşundaki sebep ve neticeler iyi anlaşılamaz. Edebiyat tarihi
medeniyet tarihinden pek az farklıdır. Türk tarihi üç büyük çağa
ayrılır:
1- Uzak doğu medeniyeti çerçevesinde (İslâmiyet'ten önceki) Türk
tarihi;
2- Yakın doğu medeniyeti çerçevesinde (İslâmi devirde) Türk tarihi;
3- Batı medeniyeti çerçevesinde Türk tarihi.
Birinci devir Türkler'in İslâmiyet'i kabulüne kadar yani onuncu
milâdi asra kadar sürer.
İkinci devir onuncu asırdan Tanzimat'a kadar yani 1839'dan sonraki
zamandır.
Türk edebiyatı da üç devreye göre üç büyük karakter gösteren üç
bölüme ayrılır.