Türkler'in anayurdu Orta Asya'nın batı
bölümleridir. Tiyanşan yahut
Tanrı dağları denilen sıradağ Türkeli'nin belkemiğidir. Türkistan'a
hayat veren büyük ırkların çoğu buradan çıkar. Bugün Moğolistan
dediğimiz yer de eskiden Türk ülkesiydi. Türkeli'nin batı sınırı Edil
ırmağıdır. Bu ülkenin iklimi umumiyetle sert olup büyük bozkırlarla
doludur. Geniş mesafeler arasında az insanlar otururdu. Bu iklim ve
yayla bozkır hayatı Türkler'in az konuşkan, ciddi, sert, kuvvetli ve
cesur yapmıştır. Türkler'in tarihini öğrenirken anayurtta oturan
Türklerle anayurt dışına çıkıp kalabalık yabancılarla karışan ve
yabancılar üzerinde hâkim ve azlık halinde kalan Türkler'in tarihini
ayırmak lazımdır. Biz, tabii anayurtta kalan Türkler'den bahsedeceğiz.
Anayurt Türkler'inin tarihi aralıksız bir tarih silsilesidir. Anayurt
dışı Türkler'in tarihi ise kesik parçalardır.
Türk Irkı
Türk ırkı tarihten önceki zamanlarda teşekkül ettiği için onu
meydana getiren unsurları iyice bilmiyoruz. Yalnız bu ırk esas
itibariyle brakisefaldir. Bir kısmı sarışın-açık renk gözlü, bir
kısım kara saçlı-koyu renk gözlü olmakla beraber yüzün biçimi
bakımından birbirlerine çok benzerler. Elmacık kemikleri biraz
çıkık, gözler biraz çekiktir. Türk ırkı uzun veya orta boylu
insanlardan mürekkeptir. Dilleri göz önüne bulundurulmak şartıyla
Moğollar ve Mançularla akrabadırlar. Hatta Macar, Fin Estonlar'dan
mürekkep olan 'Ural' veya 'Fin-Oğur' zümresi ile de akrabalıkları
muhtemeldir. Bu takdirde Türkler'in mensup bulunduğu 'Altay' veya
'Turan' zümresi ile Ural zümresinin yakınlığını şöyle bir şema ile
gösterebiliriz:

'Turan' adını altı millete birden vererek ' Ural - Altay'
yerine ' Turan' kelimesini kullananlar da vardır.
Sakalar
Tarihte bilinen en eski Türkler Sakalardır. Bunların varlığı
milattan önceki yedinci asırlardan başlar. Hiç şüphesiz bunlardan
daha önce de Türkler, yani Türkler'in ataları olan boylar vardı. Fakat
onlar hakkındaki bilgimiz pek eksiktir ve tarihi sayılamaz. Sakalar
orta Tiyanşan'da yaşıyorlardı. Bunların daha batısında, yani Aral
Gölü ve Hazar Denizi arasında da Sakalar büyük bir kolu sayılan Mesagetler bulunuyordu. Sakalar, İranlılarla durmaksızın
çarpışmışlardır. Bunların bir kahraman milattan önce 624'te
İranlılar tarafından hile ile öldürülmüştür. İran padişahı Kirus
milattan önce 545-539 yıllarında Sakalarla çarpışarak Batı
Türkistan'ın cenup bölümlerini zaptetti. Sır Derya'ya kadar
ilerledi. Fakat Masagetler'in kadın hükümdarı 'Tamiris' yahut '
Demurus' la yaptığı savaşta yenilip öldü.
Milattan önce 330-327 arasında Makedonyalı İskender kumandasındaki
Yunanlılar batı Türkistan'a cenuptan saldırdılar. O zaman
Türkistan'ın nüfusu pek azdı. Bununla beraber İskender pek sert bir
müdafaa karşısında kaldığından birçok şehirlerin ahalisini kılıçtan
geçirdi. İskender'in bu kıyıcılığı karşısında Türkistan halkının
çoğu doğuya, Çin sınırlarına doğru kaçıştılar.
Kunlar
Bu kaçışanlar Çin'in şimalinde yerleşerek ve daha önceleri de
bulunanlarla karışarak birkaç beğlik kurdular. Bu beğliklerden
Kunlar ötekilerini ortadan kaldırarak bütün Türk ırkını bir bayrak
altında birleştirdiler. Hakimiyetleri Koradan Edile kadar
uzanıyordu. Bunlardan tarihinde mühim rol oynayan ve edebiyata da
geçen bir ünlü hükümdar vardır ki adı ' Mete' veya ' Motun' dur.
Onun babası Tuman Yabgu milattan önce 220'den beri Kunlar'ın yabgusu
yani hükümdarı idi. Mete veliaht idi. Fakat Tumanın başka bir karısı
kendi oğlunu veliaht yapmak için plan kurdu:Tumanı kandırarak
Mete'yi cenup komşuları Yüeçi Türkler'ine rehin göndertti. O zamanın
hukukunca rehin barış için bir teminattı. Barışı bozanın rehini
öldürüldü. Üvey anası Mete'yi rehin olarak yollattıktan sonra Tumanı
yine kandırarak Yüeçilere savaş açtırdı. Tabii Yüeçiler de öldürmek
için Mete'yi aradılar. Mete Yüeçilerin atlarına binerek kendi
yurduna kaçabildi. Buna sevinen babası Mete'ye 10. 000 çadır halkı
tımar verdi. Fakat babasına ve üvey anasına karşı korkunç bir kin
besleyen Mete onlardan öç almaktan başka bir şey düşünmüyordu.
10. 000 çadır halkından 10. 000 asker seçerek bunları görülmemiş bir
disiplinle yetiştirmeye koyuldu. Verdiği buyruklara baş eğmeyenin
cezası ölümdü. Askerlerine en değerli malları olan atlarına ok
atmalarını emrettiği zaman bir takım bunu yapamadılar. Bunlar
acımaksızın öldürüldü. En sonra pek zalimane bir emir daha aldılar.
Mete sevgilisini nişangâh yapıp ok attı ve askerlerine de karılarına
ok atmalarını emretti. Dehşet içinde kalıp buyruğa baş eğmeyenler
idam olundu. İşte Mete bu kadar sadık ve disiplinli bir ordu ile
babasının üzerine yürüyerek onu mahvetti. Üvey anası ve üvey
kardeşini, onların sol taraflarını da mahvederek yabgu oldu. (M. Ö 209)
Türk tarihinin harikulâde bir şahsiyeti olan Mete dahili bir savaş
sonunda tahta çıktığı zaman doğu komşuları olan Tung - hular (
bugünkü Mançurya'da oturuyorlardı) bundan istifade etmek istediler.
Kurultayın vermek istememesine rağmen Mete atını verdi. Tung - hular
bu sefer Mete'nin karısını istediler. Savaşa bahane
arıyorlardı. Kurultay bu hareketi pek vicdansızca görerek reddetmek
istediler. Mete şahsi sevgisinin milletini korkunç düşmanlarla
savaşa sürükleyecek kadar fazla olmadığını söyleyerek reddetti.
Karısını gönderdi. Tung - hular yeniden elçi göndererek iki devlet
arasındaki çorak bir toprak parçasını istediler. Burası Kunlar'ındı.
Fakat çorak olduğu için oradan askerlerini çekmişlerdi. Kurultay bu
değersiz toprağı vermekte mahzur görmedi. Fakat Mete at ve karısını
kendi şahsına ait olduğu için verdiğini, toprağın ise kimsenin malı
olmayıp devletin temeli olduğunu söyledi. Vermek fikrinde olan
beğleri idam ettirdi. Âni bir baskınla Tung - hular üzerine
yürüyerek onları mahvetti. Bütün ülkelerini ele geçirdi. Bunlardan
sonra Çin'i yenip vergiye bağladı. Edile kadar yürüyerek oralardaki
bütün Türk beğliklerini birleştirdi. Sonra devletinde teşkilat
yaptı. Devleti iki büyük parçaya ayırarak her birine bir beğlerbeği
koydu. Her birini de tekrar 12 bölüme ayırdı. Bu suretle devlet 24
parçaya ayrılmış oluyordu. Her parçanın başında bir tümenbaşı
bulunuyordu. Ordu 10, 100, 1000 kişilik kıta'lardan mürekkepti.
Bunların başında onbaşı, yüzbaşı, binbaşılar vardı. Mete bugünkü Türk
ordusuna kadar devam eden bir askeri teşkilatı yapmıştı. Mete Türk
milletini yaratan insandır. Savaşta enerji, dahilde disiplin,
milli bir itaat ruhu ve devletçilik gibi vasıflar Türk milletine
Mete'den kalan yadigârlardır.
Kun devleti Mete'den sonra miladi 216'ya kadar devam etti. Demek ki
ömrü 436 yıldır. Bütün bu müddet zarfında hayatları Çin'le yapılan
mücadele ile geçmiştir. Fakat edebiyat tarihini alâkadar eden
bir ciheti olmadığı için bunu zikretmiyoruz.
Siyenpiler
Orta Asya hakimiyeti Kunlar'dan Siyenpiler'e geçti. Bunların
hakimiyeti 216- 394 arasında sürmüş, ömürleri Çin'le çarpışarak
geçmiştir. Edebiyat tarihi bakımından ehemmiyetleri olmadığı
için tarihlerini söylemiyoruz.
Aparlar
394 tarihinde hakimiyet Aparlar'a geçti. Bunların meşhur hükümdarı
Tolun, Orta Asya'nın Mete'den sonra ikinci büyük ıslahatçısıdır. O
zamana kadar Orta Asya hükümdarlarının lakâbı olan yabguyu küçük
görerek kağan unvanını aldı. Bundan sonra yabgu ikinci derecede bir
unvan oldu. Bunlar da Koradan Avrupa'ya kadar olan sahaya
hakimdiler. Avrupalılar bunlara Avar derler. Edebiyat
tarihi bakımından ehemmiyetleri yoktur.
Göktürkler
Edebiyat tarihi bakımından gayet mühim olan Göktürkler ilk önceleri
Apar kağanlarına tâbiydiler. Altay'da demircilikle uğraşarak
kağanlarına silah yapıyorlardı. Apar kağanı, kendisine karşı yapılan
bir isyanı bastırmasını, Göktürkler'in reisi olan Bumun'a emretti.
Bumun isyanı muvaffakiyetle bastırıldı ve mükâfat olarak Apar
kağanının kızını istedi. Kağanın, bu teklifi hakaretle reddetmesi
üzerine silâha sarılan Bumun savaşta Aparlar'ı yendi. Kağan intihar
etti. Bu suretle 552 tarihinde Göktürkler hanedanı intihar etti.
Bumun Kağan ' İl Kağan' lakâbını aldı. Memleketin batı taraflarının
idaresini kardeşi İstemi Kağan'a verdi. Bu suretle tarihte ilk defa
Türk adı çıkmış oldu. Göktürk kelimesindeki gök yani mavi kelimesi
devletin büyüklüğünü göstermek için kullanılmıştır. Renk isimleri
Türkler'de büyüklük, çokluk, şöhret göstermek için kullanılır. (kara
cahil, kara keder, ak soy, kızıl cehennem gibi. )
Göktürk devleti eski Türk devletlerinden daha iyi teşkilâtlı idi.
Memleket esas itibarıyla doğu ve batı diye ikiye ayrılmıştı.
İkisinde de bir kağan bulunuyordu. Hatta bazan devlette dört kağanın
birden bulunduğu olurdu. Fakat biri büyük kağan sayılır, diğerleri
üzerinde hakimiyet hakkı olurdu. Doğu ve batı diye ikiye ayrılan
devletin her birinde kağandan sonra en büyük rütbe olmak yabgu ve
şadlar bulunur, bunlar memleketin büyük birer bölümünü idare
ederlerdi. Kağanın hükümdar olmayan çocukları tigin lâkabını
taşırdı. Yabgu ve şadlar çok defa tiginlerden tayin olunurdu.
Devletin yüksek rütbeli memurlarına tarkan, buysuk, şadpıt
denir, bütün tarkanlar, buyruklar, şadapıtlar ve boy resileri beğ
unvanını taşırdı. Unvanlar çok defa ırsi idi. Teşkilat tamamıyla
askeri idi. Kağan ölünce yerine oğlu yahut kardeşi veya amcası
geçerdi.
Göktürkler'in diğer büyük bir ehemmiyeti de bunların kendileri
hakkında ilk defa eser bırakmış olmalarıdır. Göktürkler'den önceki
devirde atalarımız kendileri hakkında hiçbir yazı ve vesika
bırakmadıkları için onlar hakkındaki malûmatı medeni komşularından
alıyoruz. Bumun Kağandan sonra kağan olan İstemi Kağan zamanında
devlet garbi Roma ve İran imparatorlukları ile siyasi ve iktisadi
münasebetlere girdi. Fakat onların sözlerini tutmaması yüzünden her
ikisiyle de harbolunarak topraklar alındı. 610 tarihine kadar az çok
birliğini muhafaza ederek yaşayan Göktürk devleti bu tarihte doğu ve
batı kağanlarının birbirini tanımaması yüzünden ikiye ayrıldı.
Bundan istifade eden Çinliler 630 tarihinde doğu Göktürkler'i
yenerek doğu hükümdarı Kara Kağan birkaç yüz bin Türk'le beraber
esir edip Çin'e götürdüler ve Çinlileştirmek için Çin'in ötesine
berisine dağıttılar. 659'da da batı kağanlığını yıktılar.
Esarette bulunan Göktürkler birkaç defa isyan ettiler. Bilhassa
639'da Kür Şad'ın 40 kişi ile Çin payitahtında yaptığı ve Çin
imparatorunu tevkif ederek ve Göktürk prenslerinden birini
Türkistan'a götürerek Türk kağanlığını diriltmek maksadını güttüğü
ihtilâl pek şanlı oldu. Fakat bastırıldı. Nihayet 681'de İlteriş
Kutluk Kağanın 17 kişi ile dağa çıkarak yaptığı ihtilâl muvaffak
olundu. Etraftan koşuşanlarla 70'e yakın, biraz sonra 700'e çıkan
ihtilâlciler istiklâllerini elde etmeye muvaffak oldular.
Böylelikle Göktürk devleti dirildi.
İlteriş Kutluk Kağan 681- 693 yılları arasında kağanlık etmiştir.
Kendisinin akılda eşi, şerefle yoldaşı olan ' Bilge Tonyukuk' ilk
dağa çıkıştan beri yanında bulunuyordu. Ve devletin hem baş
kumandanı, hem de baş veziri idi. Bu iki gayretli adam isyan etmiş
olan Dokuz Oğuzları, Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay ve Tatabıları
yenip itaate aldılar. Çinlileri yendiler. Göktürkler'i zengin
ettiler. Bu devrede Göktürkler'in sayısı pek azdı.
Kutluk Kağan öldüğü zaman oğulları sekiz ve yedi yaşında idiler.
Onun için yerine kardeşi Kapağan Kağan geçti. (693-716). Bilge
Tonyukuk yine devletin baş veziri idi. Kapağan Kağan zamanında da
birçok seferler yapıldı. Batı Türkler'i de itaate alındı. Çinliler
yenildi. Fakat Kapağan Kağan ihtiyarlığında bazı yolsuzluklar
yaptığından kendisine karşı isyanlar oldu ve bir suikasta kurban
gitti.
Oğlu Böğü Kağan yerine geçtiyse de Kutluk Kağanın oğulları Megren ve
Kül Tigin bunu tanımadılar. İsyan edip Böğü'yü öldürdüler. Kutluk
Kağanın büyük oğlu Megren, ' Bilge Kağan' unvanıyla tahta geçti.
720'de Çinliler Göktürkler'i ortadan kaldırmak için 300. 000 kişilik
bir ordu ile savaş açtılar. Dokuz Oğuz, Kırgız, Basmıl, Kıtay gibi tâbi
boyları da isyana kışkırttılar. Fakat Göktürkler bu müşterek
hareketi karşılayıp Çinlileri bozguna uğrattılar. Çin, hediye adı
altında ipek kumaş vergisi vermeye mecbur kaldı. Biraz sonra Bilge Tonyukuk öldü. ( aşağı yukarı 720 yıllarında)
Türk birliği için yıpranırcasına çalışan kahraman Kül Tigin 731'de
Dokuz Oğuzlarla yapılan bir harpta karargâhı korumak için öldü.
Bilge Kağan'da 734'te vezirlerinden biri tarafından zehirlenerek
öldü. Bu üç mühim şahsiyetin ölümünden sonra Göktürk devleti yavaş
yavaş alçalmaya yüz tuttu. 742'te Dokuz Oğuz, Karluk ve Basmıllar
birleşerek devlete karşı isyan ettiler. 745'te Göktürk
hanedanı yıkılarak yerine Dokuz Oğuzlar hâkim oldular.
Dokuz Oğuz - On Uygurlar
'Dokuz Oğuz' dokuz boy demektir. Ok kelimesi boy mânâsına gelirdi.
Sonundaki 'z' ile yapılan çoğullar bugün de vardır. İkiz, üçüz
gibi. . . Eski Türkler'de siyasi zümrelerin adları ekseriya o birliği
teşkil eden boyların sayısını gösterirdi. Dokuz Oğuz, On Uygur, Sekiz
Oğuz, Üç Kurıkan, Otuz Tatar gibi. Dokuz Oğuzlarla On Uygurlar da
sekizinci asırda Moğolistan'ın şimalinde yaşıyorlar ve birlikte
hareket ediyorlardı. Göktürkler'in kitabelerinde bunlara Dokuz Oğuz
ve bazan yalnızca Oğuz dendiği halde, Monyunçur Kağan kitabesinde
Dokuz Oğuz- On Uygur denilmektedir. 840'tan sonra ise Dokuz
Oğuz adı büsbütün kaybolarak yalnız Uygur adı kalmaktadır.
Bunların ikinci kağanları olan Moyunçur Kağan (745-759) en ünlüleri
olup fütuhatı ile meşhurdur. Kendi adına Orhun yazısı ile bir âbide
diktirmiştir. Kendisinden sonra tahta geçen oğlu Bögü Kağan, yahut
resmi unvanı ile 'Alp Külüg Bilge Kağan' (759-780) ise 763 tarihinde
manihaizmi devlet dini olarak kabul etmekle ün salmış bir kapandır.
Moyunçur Kağan zamanında Dokuz Oğuz -Uygurların çoğu manihaist
olduğu halde kağan Şamanî idi. Bu devletin dayandığı unsur olan
Dokuz Oğuz - On Uygurlar arasında en medeni olanları Uygurlardır.
Uygurların bir kısmı, bugün Şarki Türkistan dediğimiz
ülkede, sekizince asırdan birkaç asır önce medeni hayata
geçmişlerdi.
Bunların hakimiyeti 840 yılına kadar büyük imparatorluk halinde
devam ettikten sonra sarsıldı. 840'taki büyük kıtlık ülkede isyanlar
doğurdu. Şimalde yaşayan Kırgızların isyanı pek yaman oldu. Bunlar
Dokuz Oğuz - On Uygurları tamamıyla yendiler. Bu kırgın birkaç yıl
sürdü. Uygurlar ikiye ayrılarak cenuba doğru göçtüler. Cenubi
şarkiye göçenler açlıkla, cenuptan Çinlilerin, şimalden Kırgızların
saldırması ile mahvoldular. Cenubi garbiye kaçanlar zaten
kendilerine tâbi olan Şarki Türkistan ülkesine gelerek evvelce
burada olan şehirlere yerleştiler. Kendilerine de yeni şehirler
yaptılar. Bu şehirler kale ile korunan müstahkem şehirlerdi.
Merkezleri Kocu şehri idi ki bugün Kara Hoca adını taşır. Beş
balık, Can balık, Yeni balık, Sülmi gibi şehirleri de Uygurlar
yaptılar. (Balık eski Türkçede şehir demektir) Bu bölgeye
yerleştikten sonra artık Dokuz Oğuz adı silinip yalnız Uygur adı
kaldı.
Devlet böylece küçüldükten sonra Uygurlar kahramanlıklarını muhafaza
etmekle beraber çok medeni bir hayat yaşamaya başladılar. Aralarında
Budizm, manihaizm ve biraz da mücadelesi barış içinde oluyor, her din
kendisini propaganda ile ileri sürmek istediğinden dini eserler
yazılıyor, dini eserler yanında lâdinî eserler de meydana geliyordu.
Uygur devleti 940 yıllarında Karahanlılar devleti kuruluncaya, yahut
bir ihtimale göre zaten batı Göktürkler'i'nin en güçlü boyu olan
Türgişlerin devamı olmak üzere mevcut olan Karahanlı devleti
genişlemeye başlayıncaya kadar devam etti. Bu tarihten sonra ise
Karahanlılar batıdan yaptıkları sıkıştırma ile küçülüp daha doğuya
çekilen Uygurlar on dördüncü asra kadar küçük bir beğlik halinde
devam ettiler. Sonra Çingiz Han imparatorluğu içinde siyasi
varlıkları sona erdi. Bunların artıkları olan Sarı Uygurlarla Kara
Uygurlar bugün hâlâ yaşıyorlar. Kara Uygurlar şimdi Moğollaşmış olup
Moğolca konuşurlar. Sarı Uygurlar Türklüklerini ve eski âdetlerini
saklıyorlar. Kendilerine "Sarı Yoğur" diyorlar. Budist'tirler.