TÜRK EDEBİYATI TARİHİ

 

 

2.  Bölüm

İSLÂMİYET'TEN ÖNCE TÜRK TARİHİ

Anayurt


Türkler'in anayurdu Orta Asya'nın batı bölümleridir. Tiyanşan yahut Tanrı dağları denilen sıradağ Türkeli'nin belkemiğidir. Türkistan'a hayat veren büyük ırkların çoğu buradan çıkar. Bugün Moğolistan dediğimiz yer de eskiden Türk ülkesiydi. Türkeli'nin batı sınırı Edil ırmağıdır. Bu ülkenin iklimi umumiyetle sert olup büyük bozkırlarla doludur.  Geniş mesafeler arasında az insanlar otururdu. Bu iklim ve yayla bozkır hayatı Türkler'in az konuşkan, ciddi, sert, kuvvetli ve cesur yapmıştır. Türkler'in tarihini öğrenirken anayurtta oturan Türklerle anayurt dışına çıkıp kalabalık yabancılarla karışan ve yabancılar üzerinde hâkim ve azlık halinde kalan Türkler'in tarihini ayırmak lazımdır.  Biz, tabii anayurtta kalan Türkler'den bahsedeceğiz.  Anayurt Türkler'inin tarihi aralıksız bir tarih silsilesidir.  Anayurt dışı Türkler'in tarihi ise kesik parçalardır.


Türk Irkı


Türk ırkı tarihten önceki zamanlarda teşekkül ettiği için onu meydana getiren unsurları iyice bilmiyoruz.  Yalnız bu ırk esas itibariyle brakisefaldir.  Bir kısmı sarışın-açık renk gözlü, bir kısım kara saçlı-koyu renk gözlü olmakla beraber yüzün biçimi bakımından birbirlerine çok benzerler. Elmacık kemikleri biraz çıkık, gözler biraz çekiktir. Türk ırkı uzun veya orta boylu insanlardan mürekkeptir.  Dilleri göz önüne bulundurulmak şartıyla Moğollar ve Mançularla akrabadırlar. Hatta Macar, Fin Estonlar'dan mürekkep olan 'Ural' veya 'Fin-Oğur' zümresi ile de akrabalıkları muhtemeldir.  Bu takdirde Türkler'in mensup bulunduğu 'Altay' veya 'Turan' zümresi ile Ural zümresinin yakınlığını şöyle bir şema ile gösterebiliriz:



'Turan' adını altı millete birden vererek ' Ural - Altay' yerine ' Turan' kelimesini kullananlar da vardır.


Sakalar


Tarihte bilinen en eski Türkler Sakalardır.  Bunların varlığı milattan önceki yedinci asırlardan başlar.  Hiç şüphesiz bunlardan daha önce de Türkler, yani Türkler'in ataları olan boylar vardı.  Fakat onlar hakkındaki bilgimiz pek eksiktir ve tarihi sayılamaz.  Sakalar orta Tiyanşan'da yaşıyorlardı.  Bunların daha batısında, yani Aral Gölü ve Hazar Denizi arasında da Sakalar büyük bir kolu sayılan Mesagetler bulunuyordu.  Sakalar, İranlılarla durmaksızın çarpışmışlardır.  Bunların bir kahraman milattan önce 624'te İranlılar tarafından hile ile öldürülmüştür.  İran padişahı Kirus milattan önce 545-539 yıllarında Sakalarla çarpışarak Batı Türkistan'ın cenup bölümlerini zaptetti.  Sır Derya'ya kadar ilerledi. Fakat Masagetler'in kadın hükümdarı 'Tamiris' yahut ' Demurus' la yaptığı savaşta yenilip öldü.


Milattan önce 330-327 arasında Makedonyalı İskender kumandasındaki Yunanlılar batı Türkistan'a cenuptan saldırdılar.  O zaman Türkistan'ın nüfusu pek azdı.  Bununla beraber İskender pek sert bir müdafaa karşısında kaldığından birçok şehirlerin ahalisini kılıçtan geçirdi.  İskender'in bu kıyıcılığı karşısında Türkistan halkının çoğu doğuya,  Çin sınırlarına doğru kaçıştılar.


Kunlar


Bu kaçışanlar Çin'in şimalinde yerleşerek ve daha önceleri de bulunanlarla karışarak birkaç beğlik kurdular.  Bu beğliklerden Kunlar ötekilerini ortadan kaldırarak bütün Türk ırkını bir bayrak altında birleştirdiler.  Hakimiyetleri Koradan Edile kadar uzanıyordu.  Bunlardan tarihinde mühim rol oynayan ve edebiyata da geçen bir ünlü hükümdar vardır ki adı ' Mete' veya ' Motun' dur.  Onun babası Tuman Yabgu milattan önce 220'den beri Kunlar'ın yabgusu yani hükümdarı idi.  Mete veliaht idi. Fakat Tumanın başka bir karısı kendi oğlunu veliaht yapmak için plan kurdu:Tumanı kandırarak Mete'yi cenup komşuları Yüeçi Türkler'ine rehin göndertti.  O zamanın hukukunca rehin barış için bir teminattı.  Barışı bozanın rehini öldürüldü.  Üvey anası Mete'yi rehin olarak yollattıktan sonra Tumanı yine kandırarak Yüeçilere savaş açtırdı. Tabii Yüeçiler de öldürmek için Mete'yi aradılar.  Mete Yüeçilerin atlarına binerek kendi yurduna kaçabildi.  Buna sevinen babası Mete'ye 10. 000 çadır halkı tımar verdi.  Fakat babasına ve üvey anasına karşı korkunç bir kin besleyen Mete onlardan öç almaktan başka bir şey düşünmüyordu.  10. 000 çadır halkından 10. 000 asker seçerek bunları görülmemiş bir disiplinle yetiştirmeye koyuldu. Verdiği buyruklara baş eğmeyenin cezası ölümdü.  Askerlerine en değerli malları olan atlarına ok atmalarını emrettiği zaman bir takım bunu yapamadılar.  Bunlar acımaksızın öldürüldü.  En sonra pek zalimane bir emir daha aldılar.  Mete sevgilisini nişangâh yapıp ok attı ve askerlerine de karılarına ok atmalarını emretti.  Dehşet içinde kalıp buyruğa baş eğmeyenler idam olundu.  İşte Mete bu kadar sadık ve disiplinli bir ordu ile babasının üzerine yürüyerek onu mahvetti.  Üvey anası ve üvey kardeşini, onların sol taraflarını da mahvederek yabgu oldu. (M. Ö 209)

Türk tarihinin harikulâde bir şahsiyeti olan Mete dahili bir savaş sonunda tahta çıktığı zaman doğu komşuları olan Tung - hular ( bugünkü Mançurya'da oturuyorlardı) bundan istifade etmek istediler.  Kurultayın vermek istememesine rağmen Mete atını verdi.  Tung - hular bu sefer Mete'nin karısını istediler.  Savaşa bahane arıyorlardı. Kurultay bu hareketi pek vicdansızca görerek reddetmek istediler.  Mete şahsi sevgisinin milletini korkunç düşmanlarla savaşa sürükleyecek kadar fazla olmadığını söyleyerek reddetti.  Karısını gönderdi.  Tung - hular yeniden elçi göndererek iki devlet arasındaki çorak bir toprak parçasını istediler.  Burası Kunlar'ındı.  Fakat çorak olduğu için oradan askerlerini çekmişlerdi.  Kurultay bu değersiz toprağı vermekte mahzur görmedi.  Fakat Mete at ve karısını kendi şahsına ait olduğu için verdiğini, toprağın ise kimsenin malı olmayıp devletin temeli olduğunu söyledi.  Vermek fikrinde olan beğleri idam ettirdi.  Âni bir baskınla Tung - hular üzerine yürüyerek onları mahvetti.  Bütün ülkelerini ele geçirdi.  Bunlardan sonra Çin'i yenip vergiye bağladı.  Edile kadar yürüyerek oralardaki bütün Türk beğliklerini birleştirdi.  Sonra devletinde teşkilat yaptı.  Devleti iki büyük parçaya ayırarak her birine bir beğlerbeği koydu.  Her birini de tekrar 12 bölüme ayırdı.  Bu suretle devlet 24 parçaya ayrılmış oluyordu.  Her parçanın başında bir tümenbaşı bulunuyordu.  Ordu 10, 100, 1000 kişilik kıta'lardan mürekkepti.  Bunların başında onbaşı, yüzbaşı, binbaşılar vardı.  Mete bugünkü Türk ordusuna kadar devam eden bir askeri teşkilatı yapmıştı.  Mete Türk milletini yaratan insandır.  Savaşta enerji, dahilde disiplin,  milli bir itaat ruhu ve devletçilik gibi vasıflar Türk milletine Mete'den kalan yadigârlardır.
Kun devleti Mete'den sonra miladi 216'ya kadar devam etti.  Demek ki ömrü 436 yıldır.  Bütün bu müddet zarfında hayatları Çin'le yapılan mücadele ile geçmiştir.  Fakat edebiyat tarihini alâkadar eden bir ciheti olmadığı için bunu zikretmiyoruz.


Siyenpiler


Orta Asya hakimiyeti Kunlar'dan Siyenpiler'e geçti.  Bunların hakimiyeti 216- 394 arasında sürmüş, ömürleri Çin'le çarpışarak geçmiştir.  Edebiyat tarihi bakımından ehemmiyetleri olmadığı için tarihlerini söylemiyoruz.


Aparlar


394 tarihinde hakimiyet Aparlar'a geçti.  Bunların meşhur hükümdarı Tolun, Orta Asya'nın Mete'den sonra ikinci büyük ıslahatçısıdır.  O zamana kadar Orta Asya hükümdarlarının lakâbı olan yabguyu küçük görerek kağan unvanını aldı.  Bundan sonra yabgu ikinci derecede bir unvan oldu.  Bunlar da Koradan Avrupa'ya kadar olan sahaya hakimdiler.  Avrupalılar bunlara Avar derler.  Edebiyat tarihi bakımından ehemmiyetleri yoktur.


Göktürkler


Edebiyat tarihi bakımından gayet mühim olan Göktürkler ilk önceleri Apar kağanlarına tâbiydiler.  Altay'da demircilikle uğraşarak kağanlarına silah yapıyorlardı.  Apar kağanı, kendisine karşı yapılan bir isyanı bastırmasını,  Göktürkler'in reisi olan Bumun'a emretti.  Bumun isyanı muvaffakiyetle bastırıldı ve mükâfat olarak Apar kağanının kızını istedi.  Kağanın,  bu teklifi hakaretle reddetmesi üzerine silâha sarılan Bumun savaşta Aparlar'ı yendi.  Kağan intihar etti.  Bu suretle 552 tarihinde Göktürkler hanedanı intihar etti.  Bumun Kağan ' İl Kağan' lakâbını aldı.  Memleketin batı taraflarının idaresini kardeşi İstemi Kağan'a verdi.  Bu suretle tarihte ilk defa Türk adı çıkmış oldu.  Göktürk kelimesindeki gök yani mavi kelimesi devletin büyüklüğünü göstermek için kullanılmıştır.  Renk isimleri Türkler'de büyüklük, çokluk, şöhret göstermek için kullanılır.  (kara cahil,  kara keder,  ak soy,  kızıl cehennem gibi. )

Göktürk devleti eski Türk devletlerinden daha iyi teşkilâtlı idi.  Memleket esas itibarıyla doğu ve batı diye ikiye ayrılmıştı.  İkisinde de bir kağan bulunuyordu.  Hatta bazan devlette dört kağanın birden bulunduğu olurdu.  Fakat biri büyük kağan sayılır, diğerleri üzerinde hakimiyet hakkı olurdu.  Doğu ve batı diye ikiye ayrılan devletin her birinde kağandan sonra en büyük rütbe olmak yabgu ve şadlar bulunur, bunlar memleketin büyük birer bölümünü idare ederlerdi.  Kağanın hükümdar olmayan çocukları tigin lâkabını taşırdı.  Yabgu ve şadlar çok defa tiginlerden tayin olunurdu.  Devletin yüksek rütbeli memurlarına tarkan, buysuk,  şadpıt denir, bütün tarkanlar, buyruklar, şadapıtlar ve boy resileri beğ unvanını taşırdı.  Unvanlar çok defa ırsi idi.  Teşkilat tamamıyla askeri idi.  Kağan ölünce yerine oğlu yahut kardeşi veya amcası geçerdi.


Göktürkler'in diğer büyük bir ehemmiyeti de bunların kendileri hakkında ilk defa eser bırakmış olmalarıdır.  Göktürkler'den önceki devirde atalarımız kendileri hakkında hiçbir yazı ve vesika bırakmadıkları için onlar hakkındaki malûmatı medeni komşularından alıyoruz.  Bumun Kağandan sonra kağan olan İstemi Kağan zamanında devlet garbi Roma ve İran imparatorlukları ile siyasi ve iktisadi münasebetlere girdi.  Fakat onların sözlerini tutmaması yüzünden her ikisiyle de harbolunarak topraklar alındı.  610 tarihine kadar az çok birliğini muhafaza ederek yaşayan Göktürk devleti bu tarihte doğu ve batı kağanlarının birbirini tanımaması yüzünden ikiye ayrıldı.  Bundan istifade eden Çinliler 630 tarihinde doğu Göktürkler'i yenerek doğu hükümdarı Kara Kağan birkaç yüz bin Türk'le beraber esir edip Çin'e götürdüler ve Çinlileştirmek için Çin'in ötesine berisine dağıttılar.  659'da da batı kağanlığını yıktılar.


Esarette bulunan Göktürkler birkaç defa isyan ettiler.  Bilhassa 639'da Kür Şad'ın 40 kişi ile Çin payitahtında yaptığı ve Çin imparatorunu tevkif ederek ve Göktürk prenslerinden birini Türkistan'a götürerek Türk kağanlığını diriltmek maksadını güttüğü ihtilâl pek şanlı oldu.  Fakat bastırıldı.  Nihayet 681'de İlteriş Kutluk Kağanın 17 kişi ile dağa çıkarak yaptığı ihtilâl muvaffak olundu.  Etraftan koşuşanlarla 70'e yakın, biraz sonra 700'e çıkan ihtilâlciler istiklâllerini elde etmeye muvaffak oldular.  Böylelikle Göktürk devleti dirildi.
İlteriş Kutluk Kağan 681- 693 yılları arasında kağanlık etmiştir.  Kendisinin akılda eşi,  şerefle yoldaşı olan ' Bilge Tonyukuk' ilk dağa çıkıştan beri yanında bulunuyordu.  Ve devletin hem baş kumandanı, hem de baş veziri idi.  Bu iki gayretli adam isyan etmiş olan Dokuz Oğuzları, Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar,  Kıtay ve Tatabıları yenip itaate aldılar.  Çinlileri yendiler.  Göktürkler'i zengin ettiler.  Bu devrede Göktürkler'in sayısı pek azdı.


Kutluk Kağan öldüğü zaman oğulları sekiz ve yedi yaşında idiler.  Onun için yerine kardeşi Kapağan Kağan geçti.  (693-716).  Bilge Tonyukuk yine devletin baş veziri idi.  Kapağan Kağan zamanında da birçok seferler yapıldı.  Batı Türkler'i de itaate alındı.  Çinliler yenildi.  Fakat Kapağan Kağan ihtiyarlığında bazı yolsuzluklar yaptığından kendisine karşı isyanlar oldu ve bir suikasta kurban gitti.
Oğlu Böğü Kağan yerine geçtiyse de Kutluk Kağanın oğulları Megren ve Kül Tigin bunu tanımadılar.  İsyan edip Böğü'yü öldürdüler.  Kutluk Kağanın büyük oğlu Megren, ' Bilge Kağan' unvanıyla tahta geçti.  720'de Çinliler Göktürkler'i ortadan kaldırmak için 300. 000 kişilik bir ordu ile savaş açtılar.  Dokuz Oğuz, Kırgız, Basmıl, Kıtay gibi tâbi boyları da isyana kışkırttılar.  Fakat Göktürkler bu müşterek hareketi karşılayıp Çinlileri bozguna uğrattılar.  Çin, hediye adı altında ipek kumaş vergisi vermeye mecbur kaldı.  Biraz sonra Bilge Tonyukuk öldü. ( aşağı yukarı 720 yıllarında)


Türk birliği için yıpranırcasına çalışan kahraman Kül Tigin 731'de Dokuz Oğuzlarla yapılan bir harpta karargâhı korumak için öldü.  Bilge Kağan'da 734'te vezirlerinden biri tarafından zehirlenerek öldü.  Bu üç mühim şahsiyetin ölümünden sonra Göktürk devleti yavaş yavaş alçalmaya yüz tuttu.  742'te Dokuz Oğuz, Karluk ve Basmıllar birleşerek devlete karşı isyan ettiler.  745'te Göktürk hanedanı yıkılarak yerine Dokuz Oğuzlar hâkim oldular.


Dokuz Oğuz - On Uygurlar


'Dokuz Oğuz' dokuz boy demektir.  Ok kelimesi boy mânâsına gelirdi.  Sonundaki 'z' ile yapılan çoğullar bugün de vardır.  İkiz, üçüz gibi. . .  Eski Türkler'de siyasi zümrelerin adları ekseriya o birliği teşkil eden boyların sayısını gösterirdi.  Dokuz Oğuz, On Uygur, Sekiz Oğuz, Üç Kurıkan, Otuz Tatar gibi.  Dokuz Oğuzlarla On Uygurlar da sekizinci asırda Moğolistan'ın şimalinde yaşıyorlar ve birlikte hareket ediyorlardı.  Göktürkler'in kitabelerinde bunlara Dokuz Oğuz ve bazan yalnızca Oğuz dendiği halde,  Monyunçur Kağan kitabesinde Dokuz Oğuz- On Uygur denilmektedir.  840'tan sonra ise Dokuz Oğuz adı büsbütün kaybolarak yalnız Uygur adı kalmaktadır.
Bunların ikinci kağanları olan Moyunçur Kağan (745-759) en ünlüleri olup fütuhatı ile meşhurdur.  Kendi adına Orhun yazısı ile bir âbide diktirmiştir. Kendisinden sonra tahta geçen oğlu Bögü Kağan, yahut resmi unvanı ile 'Alp Külüg Bilge Kağan' (759-780) ise 763 tarihinde manihaizmi devlet dini olarak kabul etmekle ün salmış bir kapandır.  Moyunçur Kağan zamanında Dokuz Oğuz -Uygurların çoğu manihaist olduğu halde kağan Şamanî idi.  Bu devletin dayandığı unsur olan Dokuz Oğuz - On Uygurlar arasında en medeni olanları Uygurlardır.  Uygurların bir kısmı, bugün Şarki Türkistan dediğimiz ülkede, sekizince asırdan birkaç asır önce medeni hayata geçmişlerdi.
Bunların hakimiyeti 840 yılına kadar büyük imparatorluk halinde devam ettikten sonra sarsıldı.  840'taki büyük kıtlık ülkede isyanlar doğurdu.  Şimalde yaşayan Kırgızların isyanı pek yaman oldu.  Bunlar Dokuz Oğuz - On Uygurları tamamıyla yendiler.  Bu kırgın birkaç yıl sürdü.  Uygurlar ikiye ayrılarak cenuba doğru göçtüler.  Cenubi şarkiye göçenler açlıkla, cenuptan Çinlilerin, şimalden Kırgızların saldırması ile mahvoldular.  Cenubi garbiye kaçanlar zaten kendilerine tâbi olan Şarki Türkistan ülkesine gelerek evvelce burada olan şehirlere yerleştiler. Kendilerine de yeni şehirler yaptılar.  Bu şehirler kale ile korunan müstahkem şehirlerdi.  Merkezleri Kocu şehri idi ki bugün Kara Hoca adını taşır.  Beş balık, Can balık, Yeni balık, Sülmi gibi şehirleri de Uygurlar yaptılar.  (Balık eski Türkçede şehir demektir) Bu bölgeye yerleştikten sonra artık Dokuz Oğuz adı silinip yalnız Uygur adı kaldı.


Devlet böylece küçüldükten sonra Uygurlar kahramanlıklarını muhafaza etmekle beraber çok medeni bir hayat yaşamaya başladılar.  Aralarında Budizm, manihaizm ve biraz da mücadelesi barış içinde oluyor, her din kendisini propaganda ile ileri sürmek istediğinden dini eserler yazılıyor, dini eserler yanında lâdinî eserler de meydana geliyordu.
Uygur devleti 940 yıllarında Karahanlılar devleti kuruluncaya, yahut bir ihtimale göre zaten batı Göktürkler'i'nin en güçlü boyu olan Türgişlerin devamı olmak üzere mevcut olan Karahanlı devleti genişlemeye başlayıncaya kadar devam etti.  Bu tarihten sonra ise Karahanlılar batıdan yaptıkları sıkıştırma ile küçülüp daha doğuya çekilen Uygurlar on dördüncü asra kadar küçük bir beğlik halinde devam ettiler.  Sonra Çingiz Han imparatorluğu içinde siyasi varlıkları sona erdi.  Bunların artıkları olan Sarı Uygurlarla Kara Uygurlar bugün hâlâ yaşıyorlar.  Kara Uygurlar şimdi Moğollaşmış olup Moğolca konuşurlar.  Sarı Uygurlar Türklüklerini ve eski âdetlerini saklıyorlar. Kendilerine "Sarı Yoğur" diyorlar. Budist'tirler.

 

 

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>