TÜRK EDEBİYATI TARİHİ

 

 

5. Bölüm

İSLÂMİYET'TEN ÖNCE TÜRK EDEBİYATI



Türkler İslâmiyet'ten önce çok sade bir hayat yaşıyorlardı. Pek kuvvetli devlet gelenekleri olduğu, devlet asalet üzerine dayandığı halde hükümdarla çoban arasında yaşayış, duyuş ayrılışları çok değildi. Bunun neticesi olarak da sınıf ve zümre farkına bakmaksızın bütün millete birden hitap eden bir edebiyat teşekkül etmişti.


Bugün, Türkler'in İslamiyet'ten önceki edebiyatlarına dair bilgimizi üç'e tasnif ederek gözden geçirebiliriz.


1- Kunlar çağına ait siyasi mektup tercümeleri ve bir Kun türküsünün tercümesi
2- Göktürkler çağına ait mezar taşları ve büyükler adına dikilmiş yazıtlar:
3- Dokuz Oğuz - Uygurlar çağına ait kitabeler ve kitaplar


Hiç şüphesiz bu kadar bilgi eski edebiyatımızın ve hayatımızı aydınlatmak uzaktır. Fakat daha pek yakın zamanlara kadar bu kadar bilgiye bile malik olmadığımız düşünülürse ilerde bulunacak yeni malumat sayesinde edebiyatımızın daha çok aydınlatılması ihtimallerinin daima mevcut olduğu kabul olunabilir.


Kunlar Çağındaki Türk Edebiyatı


Kunlar Çağındaki Türkçe


Türkçenin Kunlar çağında teşekkül ettiğini kabul etmekte yanlış yoktur. Bu dilin temelli olarak kurulabilmesi için uzun bir siyasi birlik şarttır. Bu şart bizim tarihimizde ilk önce Kunlar zamanında mevcut olmuştur. Dört buçuk asır süren Kun hakimiyeti zamanında bizim atalarımız olan böyle, kaynaşma sonunda Türk dili meydana gelmiştir. Bunun böyle olduğunu anlamak için Kunlar çağından bugüne kadar kalan kelimelere bakman kafidir. Kun yabgularının unvanları 'tengri Kut' idi. 'Tengri ' bildiğimiz üzere 'Gök, sema' demektir. 'Kut' ise 'takih, saadet' manasına gelir. O halde bu terkibin manası 'Göğün talihi',  'Semavi saadet' olur. Bugünkü dile göre aşağı yukarı 'Hazret' veya 'Majeste' demektir.
Bugün 'büyü' şeklinde söylediğimiz kelimenin eski şekli olan'bügü' kelimesi de Kun dilinde vardır. Milli adları olan'Kun' ise ' Koyun' demekti ki on birinci asra kadar aynı mânâda kullanılıyordu.


Fakat asıl mühim olan bu tek tük sözler değil Kun'ca cümlelerdir. Kunlar, millattan sonra 216 yılında dağıldıktan sonra bazı Kunlar Çin'in şimaline çekilip yerleşmişlerdi. Sonradan bunlar orada birkaç küçük devlet kurdular. Bunlardan birinin bir hükümdarına ait kayıt, bizi Kunlar'ın dili üzerinde daha çok aydınlatmaktadır. Güya,  bir Kun hükümdarı miladi 328 yılında savaşa çıkacağı zaman Buda ibadethanesinin çanı çalmış ve ondan Kun dilince şu sözler işitilmiştir:
Süsi sülegen, pugu tutdan (yahut:tutkudan)


Bunun anlamı 'Asker çıkar düşman tutulur' demekmiş. Bu sözler apaçık Türkçedir. 'Sü' asker ve ordu anlamında Türkçe bir sözdür. Orhun yazıtlarında kullanılır. 'Sü başı' yani kumandan anlamında Osmanlılar zamanında bile kullanılmıştır. 'Süsi' bunun muzaf şeklidir;yani (onun) askeri' demektir. Bugünkü lehçemizle biz bunu 'süsü' deriz. 'Sülegen' kelimesi ise 'sülemek' yani 'asker sevketmek' mastarından yapılmış nakli mazi sıfat şeklidir. Yani bugünkü batı Türkçesine göre 'sülemiş' (asker yürümüş) demektir. Düşman mânâsına gelen 'pugu' sözü Türkçede yoktur. Bunun eski Türkçesi 'yağı' dır. İhtimal ki Kun'ca cümleleri tespit eden Çin tarihi bu kelimeyi yanlış olarak yazmıştır. Çin harflerinin hususiyetine göre bu yanlış yazma ihtimali kuvvetlidir. 'Tutdan' veya 'tutkudan' kelimesi ise 'tutkan' olacaktır. Bugünkü batı Türkçesinde 'tutmuş' demektir. Şunhalde bun Süsi sülegen ,  yağı tutkan


şeklinde de biraz düzeltirsek tam bir Türkçe meydana çıkıyor ki bu da Kunlar çağındaki Türkçenin aşağı yukarı Göktürkler çağındaki Türkçe'nin daha iptidai bir şekli olduğunu gösterir. Zaten Orhun abidelerinde gördüğümüz olgun dil o hale gelmek için uzun asırlar konuşulmuş ve hatta yazılmış olmak icap eder.


Kunlar Çağında Yazı


Kun yabguları Çin sarayına mektuplar gönderdi. Bu mektupların hangi harflerle yazıldığı belli değildir. Eski Çin tarihleri Kunlar'ın yazıları olmadığını söyledikleri halde Çin imparatorlarıyla mektuplaştıklarını kaydederler. Çin tarihlerinin Türkler hakkındaki her sözünü mutlak hakikat diye kabul etmek doğru değildir. Onun için ,  onların Kunlar'da yazı olmadığı hakkındaki sözlerini de şüphe ile karşılamak icap eder. Yabguların Çin'e gönderdikleri mektuplarda Çin harflerini kullandıkları akla gelebilir. Fakat ülke içindeki muamelelerde iptidai bir yazı demek olan mükemmel damga usullerinden istifade edilmiş olması da ihtimal dahilindedir. Belki de Göktürk yazısı bu damgalama usulünün ilerlemesinden doğmuştur. Her ne olursa olsun, Kunlar yazının ne demek olduğunu biliyor ,  kendi yazıları olmasa bile Çin yazısından istifade ediyor ve belki de Kunca'yı Çin harfleriyle yazıyorlardı.


Kun Yabgularının Mektupları


Kun dili ile yazılmış metinlerin bulunmamasına karşı bunların tercümeleri oldukça boldur. Siyasi birer vesika olan bu mektupların, bizim için mühim olan ciheti, Kun yabgularının düşünüşü ve Çin karşı muamelelerini göstermesidir. Eski Çin tarihlerinde bunlardan bazı örnekler vardır ki biz de aşağı alıyoruz.


1- İlk mektup Mete ( Motun) tarafından Çin imparatoriçesine gönderilmiştir. Milattan önce 192 yılında Çin imparatoru Kao-ti ölmüş yerine oğlu geçmişti. Fakat bu çocuk küçük olduğundan devleti.Mete(Motun) Yabgunun nefret ettiği imparatoriçe idare etmeye başlamıştı. Bunun üzerine Mete (Motun) kendisine şu mektubu gönderdi:
Bataklıkta doğmuş, atlar ve öküzler arasında kırda büyümüş kimsesiz ve yıpranmış padişah! Çin'de gezmek için birkaç defa sınırınıza gelmiştim. Kimsesiz ve yıpranmış imparatoriçe taht üzerinde yalnızdır. Yalnız olarak yaşıyor. Her iki padişah can sıkıntısı içinde. Bende olmayanı bende olanla değiştirmek istiyoruz.


Mete (Motun) ,  'her iki padişah' diyerek kendisiyle imparatoriçeyi, hem de ülkesini almak istediğini söylüyor. İmparatoriçeyi tahkir eden bu mektup üzerine Çin sarayında uzun müzakereler olmuş, fakat savaşa kıyışılamayarak zelilâne bir mektupla cevap verilerek Mete (motun) Yabguya iki padişah arabası ve sekiz at gönderilmek suretiyle barışılmıştır. Mektubun böyle sert bir şekilde yazılması Kunlar'ın diplomasi dilini bilmemesinden değil, bir kasıt dolayısıyladır. Çünkü yine Mete (Motun9 Yabgunun milattan önce 176'da Çin imparatoru 'Hiao-ven-ti'ye yazdığı mektup büsbütün başka bir üsluptur.

Bu mektup şöyledir:


2- Gök tarafından tayin edilen Kunlar'ın büyük yabgusu saygı ile Hia-en-ti'nin sağlığını diler. Geçenlerde Ven-ti barış ve kardeşlik hakkında mektup yazmıştı. Bu her iki tarafında menfaatine uygundur. Çin'in sınır memurları batı beğini tahkir etmişlerdir. O da bana arzetmeden İlu-heu-nan-çi ve birkaç kişinin kışkırtmasıyla Çin memurları ile kavgaya girişmiştir. Şu suretle iki devlet arasında yapılan andlaşmayı bozmuş ve kardeşlik yakınlığımızı parçalamıştır. Bu suretle Çin devletini güç mevkie düşürmüştür. Ven-tiden teessüf beyan eden iki mektup alınmıştır. Lâkin cevabını götüren elçi dönmemiş, Çin elçisi de geri dönmemiştir. İşte bu, iki komşu devlet arasında hoşnutsuzluğa sebep olmuştur. Andlaşma aşağı memurlar tarafından bozulduğu için batı beği buna ceza olarak batıda Yüençiler üzerine gönderildi. Göğün inayetiyle askerlerimiz sağlam, atlar güçlü oldular. Yüençiler yendiler. Kılıçtan geçirip veya itaate alıp Leu-lan, usun, Huse ve diğer yirmi altı ülkede karar kıldılar. Bu ülkelerin ahalisi Kun ordusu arasına geçip bir aile oldular. Şimal tarafında sükunet ve asayişi yerleştirdikten sonra savaşa nihayet verip askerleri dinlendirmek ve atları semirtmek gerektir. Sınırdaki ahalinin eskisi gibi rahat etmesi gelip geçenleri unutmak ve eski andlaşmayı yenilemek geçirsinler. Gelecek nesiller barışın tadını alsınlar. Ven-ti'nin fikirlerini almadığımız için ona elçi olarak Sidutseni gönderdik. Bir deve ,  İki binek atı ve Sekiz araba atı göndermeye cesaret ediyorum. Eğer Ven-ti, Kunların sınıra yanaşmasını memurlara emretsin.


Bu mektuptan anlaşıldığına göre, Kun yabgusu nazikâne cümleler altında tehdit etmesini biliyordu. Kunca'da Çince'ye, Çince'den Rusça'ya, Rusça'dan da günümüzün Türkçesi'nde çevrilen bu mektup , dilden dile üç defa tercüme olunmuş olmasına rağmen Kun dilinin pek de iptidai bir dil olmadığını gösterse gerektir.


3- Mete(Motun) Yabgunun yukarıdaki iki mektubundan başka, milattan önce 96-85 yılları arasında hüküm süren Hukuku Yabgunun da bir mektubunun tercümesi eski Çin tarihlerinde kayıtlıdır. Milattan önce 90 yılında Kun elinde yürüyen 140.000 kişilik Çin ordusunu yenip başkumandanını da tutsak eden yabgunun, 89 yılında Çin sarayına yolladığı mektubun tercümesi şudur:
Cenupta büyük Han sülalesi(1) hükümeti sürüyor. Şimalde ise güçlü Kun sülalesi hükümet sürüyor. Kun, göğün mağrur oğludur ki ufak saray teşrifatı ve merasimine ehemmiyet vermez. Ben şimdi han ülkesine olan geçitleri açmak ve Han sülalesinden bir kızı kendime zevce almak istiyorum. Şu şartla ki Han sülalesi eski andlaşma mucibince bana vergi olarak iyi şarap, 50.000hu (2) pirinç,  10.000 parça muhtelif kumaş ve dokuma takdim eder. Bundan sonra sınırda yağma ve talan olmaz.


Bu mektup Uzak doğudaki beynelmilel hukuk kaidelerini bildikleri halden kasden,  Çinlileri aşağılamak için onu ihmal ettiklerini gösteriyor.
(1) : 'Han' sülalesi Çin'de milattan önce 207'den milattan sonra 220'ye kadar hâkim olan bir hükümdar ailesidir.
(2) 'Hu' ,  bir Çin ölçüsüdür.


Bir Kun Türküsü


Yukarıda örneklerini gösterdiğimiz cümlelerle mektup tercümeleri, edebiyatı, uzaktan ilgilendiren dil ve siyasi muhabere örnekleri idi. Şimdi tercümesini vereceğimiz türkü ise doğrudan doğruya Kunlar devrindeki edebiyat üzerinde bizi aydınlatacak bir vesikadır. Bu türkü, Kunlar'ın kaybettikleri bir savaş üzerine yapılmıştır. Milattan önce 119 yılında Kunlar,  Ordus'un şimalindeki topraklarını kaybederek büyük çölüm şimaline çekilmişlerdi. Çin kaynakları bu bozgun dolayısıyla Kunlar'ın şu aşağıdaki türküyü söyleyerek ağladıklarını yazıyorlar:


Yen-çi-şan dağını kaybettik.
Kadınlarımızın güzelliğini elimizden aldılar
Si-lan-şan yaylalarını kaybettik,
Hayvanlarımız çoğaltacak vesaiti elimizden aldılar.


Bu manzumenin tekniği, günümüze kadar gelen milli nazım tekniğimize uygundur. Manzumenin dörtlükten ibaret olması, ikinci ve dördüncü mısraların birbirine pek benzemesi Türk nazmının esas vasıflarıdır. Koşmalarda ilk dörtlük aşağı yukarı bu şekilde yazılırdı. Hiç şüphesiz Kunlar zamanında ,  Osmanlılar zamanında olduğu gibi koşmalar yoktu. Fakat onların çekirdeğinin olmuş olması pek muhtemeldir. Tercümenin tercümesi olduğu mısraların heceleri sayıca pek değişik ise de ben bu şiirdeki mısraların aslında yedişer veya sekizer heceli olacağını sanıyorum. Türkçenin kısa hecelerle büyük m3anâlar ifade edilmek kabiliyeti düşünülürse benim bu düşünceme hak verilebilir. Mesela ,  yukarıda Kunca cümleleri tahlil ederken Kun dilinin Göktürkçe'ye pek yakın olduğunu söylemiştik. Göktürkçe ile yukarıdaki manzumenin ilk mısrasını, yedi veya sekiz heceyle ifade etmek kabildir. Yen-çi-şan isminin sonundaki 'şan' Çincede zaten 'dağ' demektir. Şu halde 'Yen-çi-şan dağı' yerin 'Yen-çi dağı' diyebiliriz. Göktürkçe ile bunu şu iki şekilde söylemek kabildir.


1- 'Yen-çi-tağ yitirdiğimiz' yahut
2- 'Yen-çi tağın yitirdiğimiz'


Birinci şekle göre mısra yedi heceli, ikinci şekle göre ise sekiz heceli olur. Tabii, bu misali söylemekten maksadın bunun mutlaka böyle olduğunu iddia etmek değil, Göktürkçeye ve Göktürkçe'nin daha iptidai şekli olan Kunca'ya göre bu şiirin yedi veya sekiz hece ile yazılması ihtimalinin daima mevcut olduğunu hatırlatmaktadır. Bu şiir aynı zamanda Kunlar'da milli vicdanın teşekkül ettiğini ve kuvvetli olduğunu da gösteriyor. Yurtlarını kaybettikleri için şiir yapıp bunu türkü ile okuyan ve ağlayan kimseler vahşi ve geri insanlar olamaz.


Göktürkler Çağında Türk Edebiyatı


Göktürk yazısı


Göktürkler çağında Türkler'in kendilerine mahsus yazıları vardı. Bu yazıya 'Göktürk yazısı' ,  yahut bu yazının ilim alemine ilk defa malûm olan örnekleri Orhun ırmağı yakınında bulunduğundan 'Orhun yazıları' adı verilir. Orhun yazılarının en eskileri sekizinci asır başlarına aittir. Halbuki bu yazı daha önceleri de kullanılıyordu. Gök Tükler devleti zamanında ekseriyetle onlara tâbi olarak yaşayan, fakat başlarında ayrı bir kağanları bulunan Kırgızların yaşadığı yerlerde de bu yaz ile yazılmış bir takım taşlar bulunmuştur. Demek ki bu yazı yalnız Göktürkler tarafından,  Göktürklerle çağdaş olan öteki Türkler tarafından da kullanılmıştır. Göktürkler tarihe altıncı asırda girdikleri halde Kırgızlar milattan önceki asırlardan beri tanınmış bir Türk boyudur. Acaba bu yazı ilk önce hangi Türkler tarafından kullanıldı? Buna kât'i bir cevap verilemez. Yalnız, Kırgızların yaşadığı yerlerde bulunan taşlar üzerindeki yazının daha iptidai ve acemice olmasına, dilinin de Göktürklere ait yazılardaki kadar ileri bulunmasına bakılarak, bu yazının ilk önce Kırgızlar arasında kullanıldığı, Göktürkler'in onlardan aldıkları bu yazıyı daha çok olgunlaştırdıkları düşünülebilir.


Bazı bilginler bu yazının eski Ârâmi yazınsından çıktığını ileri sürüyorlar. Ârâmiler, Sâmî bir millet olup medeni idiler. Bunların yazısı milattan önceki asırlarda İran'a girmişti. Bu yazıdan birkaç elifbe çıkmıştı. İşte Göktürk yazısı da, onlarca bu elifbelerden biridir. Başka bilginler ise bu yazının eski Türk damgalarından çıktığını söylüyorlar. Bu elifbedeki bazı harflerin Türkler'in öz malı olduğu muhakkaktır. Yazıyı kısmen başkalarından almış olsalar bile kendi damgalarından da ona çok şey katmışlardır. Mesela ok şeklinde bir harf eski Türk damgalarından biridir.
Türk harfleri, kullanıldıkları muhtelif yazıtları da ufak tefek bazı farklar gösterir. Fakat bu farklar bir tekâmülün neticesidir. Bu harflerin en mükemmel örnekleri en son olarak yazılan Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarındandır. Bunlarda gerek harfler, gerek imlâ en iyi şeklini bulmuştur.


Bu eski Türk yazısı 39 harften mürekkeptir. Beşi sesli, sekizi katışık, yirmi altısı da sessizdir. Sesli harflerin az, sessizlerin çok olmasının sebebi şudur Bu elifbede ekseriyetle sessiz harfler seslileri okutmaktadır. Mesela 'a' ve 'e ' sesleri için bir tek işaret vardır. Bunun ne zaman 'a' ne zaman 'e' okunacağını kendisinden önce veya sonra gelen sessiz harf tayin etmektedir. Sessiz harflerin çoğu için ikişer işaret vardır. Mesela 'b' için iki harf olup biri kalın, diğeri incedir. Yukarıdaki sesli harf kalın 'b' den sonra gelirse 'ba' ince 'b' den sonra gelirse 'be' okunmaktadır. Böyle muayyen birkaç kaidesi olan bu elifbe Türkçeyi ifade eden en mükemmel bir elifbedir. Sesli harflerin biri 'a, e' bir 'ı, i' bir 'ö, ü' bir 'o, u' biri de e ile i arasındaki kapalı 'e' dir. Fakat bu sonuncu harf sonradan bırakılmış ve onun yerine daima 'i' kullanılmıştır. Katışık harfler ise şu sesleri vermektedir.
1- nç;
2,  Id, It;
3- nd, nt;
4- ok, uk, ko, ku;
5-ök, ük, kö, kü;
6-ny, yn;
7-iç;
8-ık, kı.


Sessiz harflerden ç, z, m, ş, p harflerinin birer şekli ; b, t, s, d, r, k, g, I, n, y harflerinin kalın ve ince olmak üzere ikişer şekli vardır. Bir de sağır nun dediğimiz harf vardır ki bu harf aşagı yukarı 'ng' sesini verir. Bundan dolayı bunu katışık harfler arasında saymank da mümkündür. Bugünkü Türkçede kullanılan c, j, f, v, h harfleri ise eski Türkçede yoktur. Bu Türk harfleri muayyen bir imlâ ile yaızlır. Kelimeler birbirinden ayırmak için şu iki nokta (:) kullanılır. Bazan iki veya iç kelime bitişik yazıldıktan sonra bu iki nokta konur. İltibas olmayan yerlerde bazı sesli harfler kullanılmaz. Mesela t, z, r harflerinin kalınlarının adı at, az, ar ve incelerinin et, ez, er olduğu için hece başlarındaki 'a' ve 'e' harfleri yazılmaz. 'At' yazmak için kalın bir 't' ve 'er' yazmak için inve bir 'r' kafirdir.
Orhun veya Göktürk yazısı esas itibariyle sağdan sola yazılmıştır. Fakat umumiyetle âbideler dikildiği zaman sağ taraf yukarıya, sol taraf ise aşağıya getirilir. Mesela 'Türk Edebiyatı Tarihi' kelimelerini iki satır halinde yazmak icap etse şöyle yazılır:
: ıtayibede : krüt
: ihirat


Fakat taşa dikmek icap edince şöyle olur:
Böyle yazıldığı zaman birinci satırdan sonraki satırların sağa ve sola yazılması kât'i değildir. Bazan sağa, bazan sola yazılır. Küçük mezar yazıtlarında ise hiçbir kaide gözükmüyor. Bazan karma karışık yazıldığı da vardır.


Göktürkler Çağında Yazılmış Yazıtlar


Göktürkler'in hakimiyet zamanı olan 552 - 745 yılları arasında gerek Göktürkler, gerekse Göktürklere tâbii olan Kırgızlar tarafından yazılan birçok yazıtlar kalmıştır. Bunların çoğu küçük ve yalnız dil bakımından ehemmiyetli mezar yazıtları olmakla beraber bir kaç tanesi hem dil, hem tarih, hem de edebiyat bakımından pek mühim büyük yazıtlardır.
Küçük yazıtlar şunlardır:
Çakul (7 tane),  Yenisey (7 tane) ,  Talas (5 tane) ,  Barlık (4 tane) ,  Uybat (3 tane) ,  Altun Köl (2 tane) ,  Kemçik Çırgak (2 tane) ,  Tuba,  Oya,  Ulu Kem ,  Ak Yüs,  Tarlık, Uyuğ - Turan, Uyug ,  Arhan,  Berge , Tes Elegeş ,  Ottoktaş,  İhi Hanım gölü, Goylu Tamır,  İhe - Ashebete yaıztları.


Bütün bunlar mezar taşları olup çoğu, yakınında bulundukları ırmakların adını taşımaktadır. Bir takımının kimlere ait olduğu bellidir. Bir takımı ise iyi okuyamıyor. Bazılar pek kısadır.


Büyük yazıtlar ise şunlardır:
Bilge Tonyukuk, Kül Tigin, Bilge Kağan, Bilge Taçam, Işbara Bilge Küli Çur yazıtları.
Bu büyük yazıtlar, adlarına dikildikleri ünlü kimselerin adı ile anılmaktadır. Fakat bunların hiç birisi ad olmayıp hepsi lâkap, rütbe veya unvandır.


Göktürkçenin Hususiyetleri


Bugünkü Türkçenin anası olan Göktürkçede,  bugünkü Türkçede olmayan bir takım hususiyetler vardır. Bu hususiyetler, hem kelimelere, hem eklere aittir. Göktürkçe metinleri iyi anlamak için bunları bilmeye lüzum vardır. Bu hususiyetlerin belli başlıkları şunlardır:
1- Göktürkçede 'g' ile kelime başlamaz. Bugünkü Türkçede kelime başlarındaki 'g' ler Göktürkçedeki 'k' dir. Bugünkü 'görür' ve 'geldi' yerine Göktürkçede 'körür' ve 'kelti' denir.


2- Kelime başında 'd' harfi de bulunmaz. 'Dört',  'Düz' , 'Doğu' kelimeleri Göktürkçede 'tört',  'toğu' dur.
3- Bugünkü Türkçede ötreli heceden sonra esreli hece gelmez. Halbuki Göktürkçede gelebilir. Bugünkü Türkçedeki 'kişi oğlu', 'öldü' kelimeler yerine Göktürkçede 'kişi oğlu' 'ölti' denir.


4- Göktürkçede izafet terkiplerini teşkil eden iki simin sonunda umumiyetle ek yoktur. 'Türk budun' ,  'Türk Kağan' bugünkü Türkçeye göre 'Türk milleti' ,  'Türk kağanı' demektir.
5- Göktürkçede 'v' harfi olmadığı için bugünkü Türkçenin 'v' kelimeler hep 'b' lidir. 'Eb' ,  'Bar' ,  'Barur' kelimeleri 'ev' ,  'var' ; 'varır' kelimelerinin karşılığıdır.


6- Bugünkü 'olmak' fiili Göktürkçede 'bolmak' tır. 'Boltı' yahut 'boldı' şimdiki 'oldu'ya karşılıktır.
7- Sayı saymak usulü biraz aykırıdır: 'On' dan sonra 'on bir',  'on iki' diye sayılmaz. Ya 'on artukı bir ',  'on artukı iki' demek ,  yahut 'bir yigirmi',  'iki yigirmi' demek lazımdır. 'Yigirmi' (yani 'yirmi') 'İkinci on' olduğu için 'bir yirmi' demek 'ikinci ondan bir' demektir. Bunun için ya 'otuz artukı altı' yahut 'altı kırk' demek icap eder.
8- Bugünkü 'li, lı, lü, lu' ekleri yerin 'lig, lıg' ekleri vardır. 'Tizlig,  kağanlıg' kelimeleri 'dizli, kağanlı' demektir.
9- Mefûlübih eki 'g, ig, ıg' ekleridir. 'Kişig, ordug, işig, budung' kelimeleri 'kişiyi, orduyu, işi, budun' demektir.
10- Mefûlüileyh eki 'ke, ka' dır. 'Kağanka' bugünkü Türkçeye göre 'Kağana' demektir.
11- Göktürkçede mefûlüanh yoktur. Onun yerine mefûlüfih kullanılır. Mesela 'anda kisre' ondan sonra demektir.
12- Tasrif olunmayan rabıt sigaları biraz başka türlüdür. 'Süre', 'aşa', 2yeyü', 'ölü' kelimeleri bugünkü Türkçeye göre 'sürerek', 'aşarak', 'yiyerek', 'ölerek' demektir. 2Kodıp', 'Koyup' demektir. 'Kelipen', 'olurıpan' ise yine 'gelip' , 'oturup' demek olup bugünkü Türkçede kullanılmayan bir şeklidir.
13- Göktürkçede bugünkü gibi ismifâil yoktur. Fakat buna karşılık başka bir şekil vardır ki sonraları kullanılmamıştır. 'Veren' ve 'varan' ismifâillerinin Göktürkçedeki karşılığı 'berigme' ve 'barıgma' dır.
14- Bugünkü Türkçede bazı 'y' ler Göktürkçede 'd'dir. Mesela 'adak',  'bod' ,  'kodıp' ,  'udımadım' kelimeleri 'ayak' ,  'boy' (kabile) ,  'koyup' . 'uyumadım' demektir.


Küçük Yazıtlara Örnek:


Uyug - Turan Yazıtı


Umumiyetle daha eski zamanlara ait olan küçük yazıtlar mezar taşlarıdır. Çoğu karışık yazıldığı ve fazla tahribata uğramadığı için pek doğru olarak okunamıyor. Aşağıda örnek olarak vereceğimiz Uyug - Turan yazıtı da 'Üçin Külüg Tirig' adında birisinin mezar taşıdır. Taş, ölününü ağzından yazılmıştır ve hayata doymadığından bahsediyor:
Kuyda konçuyum,  yazıda oğlım ayıta
Valide zevcem ,  yazı (ova) da oğlum söyleye
Sizime ayıta . Bükmedim
Sizlerime söyleye ,  Doymadım
Aldırıltım. Künim . Kadaşım
Ayrıldım (hayattan ayrıldım) Halkım . Arkadaşım
Ayıta adırıltım Altunluğ keşig
Söyleye ayrıldım . Altınlı okluğu
belimte bantım . Tengri elimke
belime bağladım . Tanrı ,  elime
bükmedim ,  Sizime ayıta . Üçin
doymadım Sizlere söyleye . Üçin
Külüg Tirig ben. Tengri,
Külüg Tirigğim Tanrı,
elimte yemlig ben. Üç yetmiş
elimde yemliyim Altmış üç
yaşımka adırıltım . Egük katun
yaşımda ayrıldım . Cariye kadın
yerimke adırıltım . Tengri ! Elimke
yerimden ayrıldım Tanrı ! elime
kızkagım,  oğlım,  öuz oğlım. altı
kızım. oğlum. üveği oğlum altı
bing yuntım. kanım Tülberi,
bin atım ,  hanım Türlberi,
kara budun külüg kadaşım ,  sizim,
halk ,  ünlü arkadaşım ,  sizlerim,
eşim er ,  ögüş,  er
eşim erler,  genç er
oğlan ,  er küdegülerim ,  kız
şehzadeler ,  er güvegilerim ,  kız
kelinlerim ! Bükmedim,
gelinlerim ! Doymadım.
Bu yazıtta bazı yerlerin tercümesi biraz zorakidir. Bundan başka gramer bakımından da yazıtın kusurlu olduğu meydandadır. Bu gibi kusurlar küçük yazıtların çoğunda göze çarpmaktadır.


Bilge Tonyukuk Yazıtı


Bilge Tonyukuk,  Göktürk tarihinin en değerli şahsiyetlerinden biridir. İlteriş Kutluk Kağan 17 kişiyle Çin'e isyan ettiği zaman,  yanındaki 17 kişi arasında Bilge Tonyukuk'ta bulunuyordu. Devlet kurulduktan sonra İlteriş ve Kapağan Kağanlar çağında ülkede baş vezirlik etmiş,  bazı savaşlarda baş kumandan olarak bulunmuştur. Bilge Kağan'ın kaynatası idi. Onun zamanında da baş vezirlik etmiş ,  720 - 725 yıllarında ölmüştür. Ölümünden biraz önce hatıralarını iki taş üzerine kazdırarak diktirmiştir. Bu bakımdan Bilge Tonyukuk ilk Türk müverrihidir. Kendisi Çin'de doğmuştur. Herhalde Çin'i iyi tanıdığı için olacak,  Çin'e karşı nasıl iş görmek gerektiğini iyi bilmiştir. Bilge Tonyukuk uzağı görüyordu. Bilge Kağan,  Türkler'i şehir hayatına alıştırmak ve Buda dinine sokmak istediği zaman buna engel olmuş,  Çin'e göre sayısı pek az olan Türkler'in göçebelik sayesinde üstünlüklerini muhafaza ettiklerini,  Buda dininin ise Türkler'deki askerlik kabiliyetini söndüreceğini anlatarak kağanı bu düşüncesinden caydırmıştır.


Bilge Tonyukuk yazıtında vukuat kısa olarak anlatılmış, Türklere bazı öğütler verilmiştir. Bu yazıtın dikildiği yer bugünkü Moğolistan'da Bayın Çoktu denilen yerdir ki Tuğla ırmağının yukarı taraflarındadır ve aşağı yukarı 48 arz ve 107 tûl dereceleri üzerindedir.
Örnek olmak üzere Bilge Tonyukuk yazıtından bir kaç satır alıyoruz.

Alttaki satırlar bugünkü Türkçeye tercümesidir:


Bilge Tonyukuk ben. Özim Tabgaç
(Ben) Bilge Tonyukuk'um. Kendim Çin
elinge kılındım Türk budun
elinde doğdum . Tük milleti
Tabgaçka körür erti . Türk
Çin'e tâbi idi. Türk
budun kanın bolmayın Tabgaç'da
milleti hanı olmayınca Çin'den
adırıldı . Kanlandı kanın kodıp
ayrıldı . Hanlandı ,  Hanını koyup
Tabgaçka yana içikdi . Tengri
Çin'e yine teslim oldu . Tanrı
ança temiş erinç . Kan
şöyle demiş Han
bertim. Kanıngın kodip içikding
verdim . Hanını koyup teslim oldum,
İçikdük üçün Tengri ölitmiş
Teslim olduğu için Tanrı öldürmüş
erinç Türk budun ölti.
Türk milleti öldü.
Alkındı yok boltı . Türk
Mahvoldu Yok oldu Türk
sır budun yerinte bod
müstakil milleti yerinde boy
kalmadı . Ida taşda kalmışı
kalmadı . Ağaçta taşta kalmış olanları
kubranıp yeti yüz boldı
toplanıp yedi yüz oldu.
İki ülügi atlıg erti,  bir
iki bölüğü altı idi ,  bir
ülügü yadağ erti. Yedi yüz
bölüğü yaya idi. Yedi yüz
kişiği udızığma uluğı şad erti
kişiyi sevkeden büyüğü şad idi.
Yığıl tidi . Yığmışı ben ertim,
Toplan dedi . Toplayan ben idim,
Bilge Tonyukuk
Bilge Tonyukuk


Yukarıya aldığımız parçalar Bilge Tonyukuk yazıtının mahiyeti hakkında oldukça sağlam bir fikir verebilir. Fakat edebiyat bakımından bu yazıtın hepsini birden mütalea etmek faydalı olduğundan bize de bütününün birden bugünkü Türkçeye tercümesini veriyoruz. Aşağıdaki tercümede parantez içinde gösterilen kelimeler ve ekler, aslında olmadığı halde,  mânânın daha iyi anlaşılması için bizim tarafımızdan eklenmiştir.


Bilge Tonyukuk Yazıtının Bugünkü Türkçeye Çevrilmiş Şekli


(Ben) Bilge Tonyukukum. Kendim Çin Elinde doğdum. Türk milleti ( o zaman) Çin' e tâbi idi. Türk milleti (nin) hanı olmayınca (Türkler) Çinden ayrıldı. Hanlandı. (Fakat sonra) hanını koyup (bırakıp) Çin'e yine teslim oldu. Tanrı şöyle demiş.(ti) : 'Han verdim. Hanını koyup teslim oldun ! ' Teslim olduğu için Tanrı öldürmüş(tü). Türk milleti öldü,  mahvoldu, yok oldu. Müstakil Türk milleti yedi yüz (kişi) oldu. İki bölüğü atlı idi. Bir bölüğü yaya idi. Yedi yüz kişiyi idare eden büyüğü şad idi. Toplan(ın) dedi. Toplayan bendim : Bilge Tonyukuk. (Onu) Kağan mı yapayım derim, düşündüm. (Kişi) arık buğayı, semiz buğayı ıraktan bilmek dilese semiz buğa, arık buğa diye bilmezmiş diye öyle düşündüm. Ondan sonra Tanrı bilgi verdiği için kendim (onu) kağan yaptım. Bilge Tonyukuk,  Boyla Bağa Tarkan ile İlteriş Kağan olunca cenupta Çin'li(ler)i,  doğuda Kıtay (lar) ı ,  şimalda Oğuz(lar)ı,  (bir) çok öldürdü. Bildi (de) eşi ,  şeref (te) eşi bendim. Çugay Kuz (ve) Karakum'da oturuyorduk.


Geyik yiyerek, tavşan yiyerek oturuyorduk. Millet(in) boğazı toktu. Düşman (lar)ımız etrafta kuş gibi idi. Biz tetikte idik. Öyle otururken oğuzdan haberci geldi. Haberci (nin) sözü şöyle :'Dokuz Oğuz milleti üzerine kağan oturdu.' der. Çin'e Kunı Sengün'ü göndermiş. Kıtaya Tungra Sem'i göndermiş. Haber(i) şöyle göndermiş. Azlık Türk milleti harekete gelmiş. Kağanı kahramanmış. Veziri bilge imiş. O iki kişi var olursa,  seni,  Çinliyi öldürecek(tir) derim. Beni,  Oğuzu da öldürecek(tir) derim. (Siz) Çinli(ler) cenuptan taaruz edin. (Siz) Kıtay(lar) doğudan taarruz edin. Ben şimalden taarruz edeyim. Türk müstakil milleti yerinde (hiçbir) sahip yürümesin. Mümkünse (sahibi) yok edelim derim. O sözü işitip gece uyuyasım gelmedi. Gündüz oturasım gelmedi. Ondan ötürü kağanıma arzettim. Şöyle arzettim: Çin, Oğuz, Kıtay bu üçü kavuşup gelecek (olurlarsa) tehlikede kalacağız. (Bir şey) yufka iken toplamak kolay imiş. İnce iken kırmak(da) kolay. Yufka kalın olursa toplamaklık güç imiş. İnce yoğun olursa kırmaklık güç imiş. Doğuda Kıtaya, cenupta Çin'e, batıda batılı(lar)a, şimalde Oğuza iki üç bin çerimizle geleceğiz. Olursa nasıl olur. Öylece arzettim. Kağanım ben Bilge Tonyukuk'un arzettiğim maruzatımı kabul buyurdu. Gönlünce idare te dedi. Kök Üng'ü bata çıka aşarak,  Ötüken ormanına doğru sevkettim. İnek göle Tuğla (ırmağın) dan Oğuz(lar) geldi. Çerisi üç bin imiş. Biz iki bindik. Savaştık. Tanrı tarlıkadı. Dağıttık. Irmağa düştü(ler). Dağıldık(ları) yol(lar) da öldüler. Ondan ötürü Oğuz(lar) boyu ile geldi(ler). Türk milletini Ötüken yerine (getirmiş),  ben kendim Bilge Tonyukuk,  Ötüken yerine konmuş diye işitip cenuptaki halk. batıdaki ,  şimaldeki halk geldi.


İki bin idik......(1)oldu. Türk milleti oturuken, türk kağanı oturuken Şandung şehir(ler) ine,  deniz (kadar) taarruz ettiği yok imiş. Kağanıma arzedip çeri yürüttürdüm. Şandung şehir(ler) ine,  denize (kadar) taaruz ettirdim. Yirmi üç şehir tahrip etti. Usın Bundat yurdunda kalıyordu. Çin kağanı düşmanımızdı. On ok kağanı düşmanımızdı. Fazla olarak güçlü Kırgız kağanı da düşmanımız oldu. Bu üç kağan danışıp Altın orman üzerinde kavuşalım demiş(ler). Şöyle danışmış(lar): Doğudaki Türk kağanına doğru çeri yürütelim demiş(ler).Ona karşı çeri yürütmezsek kaçınırsak o bizi,  (çünkü) kağanı kahamanmış, veziri bilge imiş, kaçınırsak öldürecek(tir). Üçümüz kavuşup çeri yürütelim. Onu yok edelim demiş(ler). Türgiş kağanı şöyle demiş: Benim milletim(de) orada olacak(tır) demiş. Türk milleti dahi kargaşalıktadır demiş. (Onlara tâbi olan) Oğuz(lar) ı da isyandadır demiş. O sözü işitip gece dahi uyuyasım gelmez oldu. Oturasım gelmez oldu. Orada düşündüm, ilk önce Kırgızlara karşı çıkarız dedim. Kökmen yolu bir imiş. Kapanmış diye işitip bu yoldan yürürsek yaramacak dedim...................Kılavuz diledim. Uzaktaki Az (Elinden bir) er buldum. Kendim Az yeri ..............imiş. Bir durak imiş. Anı ırmağı(na) gitmiş. Onlar yatıp bir atlı gitmiş diye o yolu yürürsek semin(dir) dedim. Düşündüm. Kağanına arzettim. Çeri yürüttüm. Atlandırdım. Ak Termeli geçerek Oğuz(ları) öne sevkettim. At üzerine bindirerek karı söktüm.ş Yukarı at yederek, yaya ağaç(lara) tutunarak çıkarttım. Öndeki er(ler) (karı) çiğnedikten sonra ilerletip ibarı aştık. Güçlük çekerek indik. On gece yandaki dağ sırtlarındaki engeller arasından gittik. Kılavuz yer yanılıp boğazlandı. Kağan:'Zahmet çekip çok hızlı gidin'demiş. 'Anı suyuna varalım'. O su kıyısına vardık. (Çeriyi) saymak için (atlardan) indirdik. At(lar) ı ağaca bağlıyorduk. Hem gündüz, hem gece hızla gittik. Kırgız(lar)ı ansızın bastık. Süngü(ler)le açtık. Hanı, ordusu derilmiş(ti). Savaştık. Kargıdan geçirdik. Hanını öldürdük. Kağana Kırgız milleti teslim oldu. Baş eğdi. Döndük. Köğmen ormanından beri geldik Kırgız(lar) dan döndük. Türgiş kağanından haberci geldi. Sözü şöyle:Doğu Kağanına karşı çeri yürütelim demiş. Yürütmezsek bizi, 8çünkü) kağanı kahramanmış, veziri bilge imiş, kaçınırsak, bizi öldürecek(tir) demiş. Türgiş kağanı sefere çıkmış dedi. On Ok milleti gecikmeksizin sefere çıkmış der. Çin çerisi(de) var imiş. O sizi işitip kağanım:'Ben eve doğru ineyim'dedi. Katun yok olmuştu. 'Onu yuğlatayım'(1)dedi. 'Ordu (ile) varın' dedi. 'Altın ormanda oturun'dedi. 'Sübaşı (olarak) İnel Kağan (ile) Tarduş şadı varsın'dedi. Bilge Tomyukuka, bana dedi:'Bu orduyu ilet'dedi. 'Cezayı gönlünce söyle. Ben sana ne iyeyim'dedi. (Düşman) gelirse haberci gönder. Gelezse söz ve haber alarak otur'dedi. Altın ormanda oturduk. Üç haberci kişi geldi. Söz(ler)i bir: Kağan(lar)ı çeri çıkardı. On ok çerisi gecikmeksizin sefere çıktı der. Yarış ovasında derilelim demiş. O sözü işitip kağana doğru o haberi gönderdim. Handan geriye haber geldi. Oturun diye demiş ileri gitme(yin) demiş. Bögü Kağan bana böyle haber göndermiş:'Bilge Tonyukuk uyanıktır. Özlüdür. Anlar Çeri yürütelim diyecek. Kabul etmeyin'. Bu sözü işitip çeri(yi) yürüttüm. Altın ormanı yolsuzun aştım. İrtiş ırmağını geçitsizin geçtik. (Yürüyüşe) gece devam ettik. Bolçu'ya tan atarken eriştik.


(Bir) esir getirdi(ler). Sözü şöyle (idi): Yarış ovasında on tümen (1) çeri derildi der. O sözü işitip beğler hep: 'Dönelim.Güçsüzün kendili saklaması yek(tir)'dedi. Ben şöyle derim, ben Bilge Tonyukuk: 'Altın ormanı aşarak geldik. İrtiş ırmağını geçerek geldik. Gelmiş (olan düşmanlar) kahraman dedi(ler). Fakat bizi duymadı(lar). Tanrı,  Umay mukaddes Yerse(lar) (onlara) gaflet verdi. Neye kaçacağız? Çok(tular) diye nete korkacağız? Az(ız) diye ne(den) basılalım?. Taarruz edelim dedim. Taaruz ettik. Dağıttık. Ertesi gün çok geldi(ler). Ateş gibi kızıp geldi(ler). Savaştık. Bizimkilerden iki uç(lar9ı yarıdan artık idi. Tanrı yarlıkadığı şadı ara bağladı. Dağıttık. Kağanı tuttuk. Yabgusunu, şadını orada öldürdü(ler). Elli kadar er tuttuk. O gece halkının hepsine haber gönderdik. O haberi işitip On Ok beğleri, halkı hep geldi. Baş eğdi. Gelen beğleri halkı nizama koyup, toplayıp biraz halk kaçmıştı, On ok çerisini (arkalarından) yürüttüm. Biz de çeri sevkettik. Onları takip ettik. Yinçü ırmağını (1) geçerek Tinesi oğlu(nın) yattığı Bengiye değin, Demir kapıya değin takip ettik. Oradan geri döndürdük. İnel Kağana... Araplara yakın....orada Yerüki Suk kumandasında Suğdak halkı hep geldi. Baş eğdi. Türk milleti Demir kapıya, Tinesi oğlu(na),  Tinesi oğlunun yattığı dağa taaruz etmiş. Sahipsiz imiş. O yere ben Bilge Tonyukuk taaruz ettiğim için sarı altın, ak gümüş, kız....hazine(leri) zahmetsiz(ce) getirdi(ler). İlteriş Kağan, bilgeliği ve kahramanlığı dolayısıyla Çinli(ler)le on yedi defa savaştı. Kıtay(lar) la yedi defa savaştı. Oğuz(lar)la beş defa savaştı. O zaman vezir de ben idim. Başkumandanı da ben idim. İlteriş Kağana....Türük Bögü Kağana, Türük Bilge Kağana...Kapağan gücü(mü) ona verdim. Ben kendim büyük atlı kol(ları) gönderdim. Gece uyumadı. Gündüz oturmadı. Kızıl hanım(ı) tüketerek kara terim(i) su gibi akıtarak işi(mi), gücü(mü) verdim. Ben kendim büyük atlı kol(ları) gönderdim. Arkuy ve ateş kulelerini(2) çoğalttım. Yenilen düşman(lar)ı getiriyordum. Kağanımı sefere çıkarttım. Tanrı yarlıkıyarak bu Türk milleti (içinde) silahlı düşmanı gezdirmedim. Damgalı atı koşturmadım. İlteriş Kağan çalışmasa (idi), (ona) uyarak ben kendim çalışmasa (idim) El de ,  millette yok olacaktı. Çalıştığı için, (ona) uyarak kendim çalıştığım için el de el oldu. Millette millet oldu. Kendim (artık) ihtiyarladım. kocadım. Herhangi yerdeki kağanlı millete (baş olarak) (bir) serseri var olsa ne felaket olacak imiş!


(Bunları) Türük Bilge Kağan(ın) Eline yazdırdım. Ben ,  Bilge Tonyukuk. İlteriş Kağan çalışmasa idi, yok olsaydı;ben kendim Bilge Tonyukuk çalışmasa idim, ben yok olsaydım Kapağan Kağan ve Türk müstakil milleti yerinde boy(lar)da,  , millette ,  kişilerde sahipsiz olacaktı. İlteriş Kağan,  Bilge Tonyukuk çalıştıkları için, Kapağan Kağan ve Türk müstakil milleti büyüdü. (Şimdi) Türük Bilge Kağan, Türk müstakil milletini, Oğuz milletini iyi idare ederek (tahtta) oturuyor.


Bu yazıt çok sade bir dille yazılmıştır. Edebi bir gaye güdülmemiştir. Bununla Kül Tigın ve Bilge Kağan yazıtları arasında pek küçük bir dil farkı da vardır. Bu sonuncularda edebi bir gaye güdüldüğü de muhakkaktır. Bunlara bakarak, bazı bilginler, Bilge Tonyukuk yazıtının halk dili ile ,  ötekilerin ise edebi dille yazıldığını söylüyorlar. Bu fikir doğru olsa gerektir.
(1) Noktalı yerler, aslında bozulmuş olduğu için okunamayan yerlerdir.
(1) 'Yuğ' matem törenidir. Yuğlatmak bu töreni yaptırmaktır.
(1) 'Tümen' on bin demektir.
(1) 'Yinçü' eski Türkçede inci demektir. İnci ırmağı demekle 'Sırdeya'yı veya 'Zerefşan'ı kast ediyor.
(2) Savaşlarda uzaktan işaretle konuşmak için yapılan kuleler.


Kül Tigin Yazıtı


Kül Tigin 716 - 734 yılları arasında kağanlık eden Bilge Kağanın küçük kardeşi olup 47 yaşında olduğu halde 731 yılında Dokuz Oğuzlarla yapılan savaşta ölmüş ve 21 Ağustos 732 tarihinde de adına bir yazıt dikilmiştir. Türk tarihinin eşsiz simalarından biri olan kahraman Kül Tigin için dikilen bu yazıtı Yulığ Tigin yirmi üç günde yazmıştır. Yulığ Tigin kendisi için 'Kül Tigin atısı' diyor. 'Atı' kelimesinin ne demek olduğunu iyice bilemiyoruz. Bir ihtimale göre Kül Tiginin kız kardeşinin oğludur. Başka bir ihtimale göre de atası, yani mürebbise veya lalasıdır. Her ne olursa olsun 'Tigin' lakabından bunun da hükümdar olduğu anlaşılıyor. Kil Tigin yazıtının bulunduğu yer bugünkü Moğolistan'da Koşu Çaydam gölü yakınlarıdır ki aşağı yukarı 47.5 arz ve 102.5 tûl derecelerine uyar. Örnek olmak üzere bu yazıttan bir parça alıyoruz. Satırların altında bugünkü Türkçe ile tercümeleri gösterilmiştir:
Üze kök Tengri,  asra
Üstte gök Tanrı aşağıda
yağız yer kılındukda ikin
yağız kişi yaratıldıkta ikisi
ara kişi oğlu kılınmış
arasında kişi oğulları yaratılmış
Kişi oğlında üze eçüm apam
kişi oğulları üzerinde ecdadım
Bumun Kağan . İstemi Kağan
Bumun Kağan İstemi Kağan
olurlarmış Olurıpan Türük budunıng
(tahta) oturmuş (tahta) oturup Türk milletinin
ilin. türüsin tuta birmiş
elini kanunlarını idare etmişler
iti birmiş Tört bulung kop
tanzim etmişler dört taraf hep
ban kılmış Başlığığ
mutî kılmışlar Başlıcaları
yükündürmis tizliğiğ sökürmiş. İlgerü
yükündürmüşler dizlileri çöktürmüşler ileri
Kadırkan Yışka tegi kirü
Kadrkan ormanına değin kondurmuşlar
Temir Kapığka tegi kondurmuş
Demir Kapıya değin kondurmuşlar
İkin ara idi - oksuz Kök
ikisi arasında sahipsiz (müstakil) Ggök
Türük ança olurur ermiş
Türkler öylece oturuyor imişler
Bilge kağan ermiş Alp
Bilge kağanlar imişler Alp
Kağan ermiş. Buyrukı yeme
Bilge ermiş erinç Alp
ermiş erinç Beğleri yeme
imiş Beğleri de
budunı yeme tüz ermiş
milleti de düz(doğru) imiş
Anı üçün ilig ança
Onun için eli idare edip
türüg itmiş Özi ança
kanunları (tanzim)etmişler Eli idare edip
Kergek bolmış.
mahrum olmuşlar


Kül Tigin yazıtının bugünlü Türkçeye çevrilmiş şekli



Bu yazıt yalnız tarih bakımından değil, uslubunun edebi olması bakımından da mühim olduğu için bütününün bugünkü Türkçeye çevrilmiş şeklini veriyoruz. Yulıg Tigin bu yazıtı Kül Tigin adına yazmış olmakla beraber yazıttaki sözler Bilge Kağanın ağzındandır. Yazıtın silik olup okunamayan bölümlerini noktalarla geçeceğiz. Aslında olmadığı halde mânânın daha iyi anlaşılması için bizim tarafımızdan eklenen sözleri de parantez içinde göstereceğiz.


(Ben). Tanrı gibi,  gökte olmuş Türk(lerin) Bilge Kağan(ı) bu zamanda (tahta) oturdum. Sözümü sonuna kadar işit(in) Bütün küçük kardeş(lerim), yiğen(ler)im,  şehzade(ler)im. Bütün soyum, milletim ! Sağdaki şadapıt beğler.soldaki tarkanlar, buyruk beğleri ! Otuz Tatar.... Dokuz Oğuz beğleri, milleti ! Bu sözümü iyice işit(in), sağlamca dinle(yin)! İleri ,  gün doğusuna; cenupta gün ortasına doğru;garpta gün batısına ;şimalde gece ortasına doğru o (çevre) içindeki millet(ler) hep kağanı Ötüken ormanı(nda) oturursa elde sıkıntı yok(tur). İleri (1) Şandung ovasına değin sefer ettim. Denize küçük (bir mesafe ile) erişmedim. Cenupta Dokuz Ersine değin sefer ettim. Tibet'e küçük (bir mesafe ile) erişmedim. Cenupta İnci ırmağını (2) geçerek Demir Kapıya değin sefer ettim. şimalde Yer Bayırku(lar)ın (3) yerine değin sefer ettim. Bunca yer değin (Türkler'i) yürüttüm. Ötüken ormanında yabancı sahip(ler) yok imiş. Ülke idare edecek yer Ötüken ormanı imiş. Bu yerde oturup Çin milleti ile düzeldim. Altın, gümüş, pirinç, ipek sayısızca kadar vermiş (olan) Çin milleri(nin) sözü tatlı, malı yumuşak imiş. Tatlı sözüyle, yumuşak malıyla kandırıp uzak millet(ler)i öylece yaklaştırıyor imiş. (Fakat) yakınlarına doğru konduktan sonra (onların) karıştırıcılık bilgisini orada anlıyor imiş(ler). Bir kişi yanılsa (bile) soyu (ve) milleti(ne) beşiğine dek kıymaz imiş(ler). Tatlı sözüne, yumuşak malına kanıp (bir) çok(larınız) beşiğine dek kıymaz imiş(ler) (ey) Türk milleti öldünüz. Türk milleti! Bazıların(ız) cenupta Çugay ormanı(na). Tügelin ovası(na) konayım derse (ey) Türk milleti orada bazı karıştırıcı kişi(ler) şöyle kışkırtıyor(lar) imiş: Irak ise(ler) kötü mal verir, yakın ise(ler) iyi mal verir diyip öylece kışkırtıyor(lar) imiş. Bilgi bilmez kişi(ler)! O sözü alıp yakına doğru varırsa(n), hiçbir sıkıntısı olmayan Ötüken ormanı(nda) otursa(n) ebedi (bir) eli tutarak oturacaksın. Ttürk milleti ! İtidalsizsin. Açsa(n) tokluğ(u) düşünmezsin. Bir doyarsa(n) açlığ(ı) düşünmezsin. Öyle olduğun(uz) için (sizi) yükseltmiş (olan) kağanın(ız)ın sözün(ü) almadan yer sayarak (1) vardınız. Hep ora(lar)da mahvoldunuz. Bittiniz. Orada kalmış 8olanlar(ı)nız) yer sayarak hep ayakta olarak, ölerek yürüyordunuz. Tanrı yarlıkadığı için, kendim(in) kutum var (olduğu) için kağan (olarak) (tahta) oturup yok (olan) yoksul nilleti hep toplattım. Yoksul milleti bay(2) kıldım. Az milleti çok kıldım. Acaba bu söz(ler)imde yalan var mı? Türk beğler(i), millet(i) işitin. Türk milleti(i)ni derleyip el tuttupunu buraya vurdum. ne söz(ler)im (var) ise ebedi taşa (2) vurdum. Onlar(ı) görerek bilin, şimdiki Türk millet(i), beğler(i) tahta tâbi olan (siz) beğler mi yanılacaksınız? Ben ebedi taşı.. Çin kağanından nakışçı(lar) getirdim. Nakışlattım. Benim sözümü kırmadı. Çin kağanının içeri (3) nakışçı(sı)nı gönderdi. Onlar(a) güzel (bir) bark yaptırdım. İçin(e), dışın(a) güzel nakış vurdurdum. Taş yontturdum. Gönildeki söz(ler)imi..... On ok (4) oğul(lar)ına (ve) yabancı(lar)ına değin bunu görerek bilin, ebedi taş(ı) yontturdum. Bu çölde iseler, otlakta, çorak yerde ise(ler) otlakta, çorak yerde ise(ler), (onlar için) öylece çorak yerde ebedi taş yontturdum;yazdım. Onu görüp öylece bilin. O taş.........dim. Bu yazıyı yazan atısı Yulığ Tigin.


Üstte Gök Tanrı, aşağıda yağız yer yaratıldıkta ikisi ara(sında) kişi oğul(lar)ı yaratılmış. Kişi oğul(lar)ı üzerinde atalarım Bumun Kağan, İstemi Kağan (hükümdar olarak tahta) oturmuş. Oturarak Türk milletinin elini, türe(ler)ini idare etmiş(ler), tanzim etmiş(ler), dizili(ler)i çöktürmüş(ler). İleri, Kadrıkan ormanına değin;geri, Demir Kapıya değin kondurmuş(lar). Kahraman Kağan imiş(ler). Memur(lar)ı da bilge imiş. Kahraman imiş. Beğleri de, milleti de doğru imiş. Onun için ülkeyi öylece turmuş(lar), Yuğcu, sığıtçı (1) (olarak) öndeki gün doğusundan Bök-li(ler), Çöligil(ler), Çinli(ler), Tibetli(ler), Apar(lar), Apusın(lar), Kırgız(lar), Üç Kurıkan(lar), Otuz Tatar(lar), Kıtay(lar), Tatıbı(lar) bunca millet(ler) gelip feryat etmiş(ler), ağlamış(lar). O kadar ünlü kağan8lar)mış. Ondan sonra küçük kardeş(ler)i kağan olmuş. Oğulları kağan olmuş. Ondan sonra küçük kardeşi büyük kardeşi gibi yaratılmadığı(ı),  oğlu babası gibi yaratılmadığı(ndan) bilgisiz kağan(lar) tahta oturmuş. Kötü kağan(lar) (tahta) oturmuş. Memur(lar)ı da bilgisiz, kötü imiş. Beğleri, milleti doğru(luk) suz (oldukları) için, Çin millet(inin) hilekârlığı, açık gözlülüğ(ü) için, şirretliği için, küçüklü büyüklü münakaşa ettirdik(ler)i için beğli milletli kışkırttık(ları) için Türk millet(i)ne asil erkek çocuk(lar)ı kul oldu. Namuslu kız çocuklar(ı) halayık oldu. Türk beğler(i) Türk ad(lar)ın(ı) bırakarak, Çinli beğler(in) Çin(ce) ad(lar)ın(ı) takarak Çin kağan8ı)na tâbi olmuş(lardı). Elli yol (ona) iş(lerin)i güç(ler)in(i) vermiş(ler). İleri, gün doğusunda Bökli kağan(ı)na (onların) El(ler)in(i), türe(lerin(i) almış(lar). (Fakat) Türk avam halkı şöyle demiş:'Elli milletim.Elli şimdi hani? Kime Eli kazanacağım?'dermiş. 'Kağanlı milletim. Kağanım hani? Hangi kağana işi(mi) gücü(mü) vereceğim?'dermiş. Öyle diyip Çin kağan(ı)na düşman olmuş. Düşman olup (kendi aralarında) nizam (ve) düzen kuramadık(larından) yine teslim olmuş(lar). 'Çinliler Türkler'in) bunca iş(leri)ni güç(leri)ni (kendilerine) verdik(lerini) düşünmedi(ler). Türk millet(ini) öldürmeyin. Kökünü kurutayım diyor(lar)mış yok etmeye geliyor(lar)mış. Üstte Türk tanrısı, Türk mukaddes Yer-Su(lar)ı (1) şöyle demiş: Türk millet(i) yok olmasın diye, millet olsun diye babam İlteriş Kağanı, anam İlbilge Katunu(2) Tanrı tepesinde tutup yukarı götürmüş. Babam kağan on yedi erle çıkmış. Dışarı yürüyor diye haber işitip şehirdeki dağa çıkmış, dağdaki inmiş. Derlenip yetmiş er olmuş(lar). Tanrı güç verdi(ği) için babam kağan(ın) çerisi kurt gibi imiş. Düşman koyun gibi imiş. Doğuya, batıya sefer edip (adam) dermiş. 8Sayılarını) kabartmış. Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup elsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti:halayıklaşmış, kullaşmış milleti, Türk türesin(i) elde çıkarmış milleti atalarım türesince yaratmış, heyecanlandırmış. Tölüs, Tarduş(3) millet(lerin)i orada yoluna koymuş. (Onlara) yabguyu, şadı(4) orada vermiş. Cenupta Çin millet(i) düşmanmış. Şimalde Baz Kağan, Dokuz Oğuz millet(i) düşmanmış. Kırgız, Kurıkan, Otuz Tatar, Kıtay, Tatabı(lar) hep düşmanmış. Babam kağan bunca...........kırk yedi yol sefer etmiş. Yirmi savaş savaşmış. Tanrı yarlıkadığ(ı) için Elli(ler)i Elsiz etmiş. Kağanlı(lar)ı kağansız etmiş. Düşman(lar)ı muti kılmış. Dizli(ler)i çöktürmüş. Başlı(lar)ı yükündürmüş. Babam kağan.........türeyi kazanıp uçmağa varmış. Babam kağana ilk olarak Baz kağanı bal bal dikmiş(ler). O türe üzeribe amcam kağan oturdu. Amcam kağan (tahta) oturup Türk millet(i)ni yeniden tanzim etti, düzeltti. Yoksulu bay kıldı. Azı çok kıldı. Amcam kağan (tahta) oturdukta kendim Tarduş millet(i) üzerinde şad idim. Amcam kağan ile ileri 8doğuya) Yaşıl Ügüz(e) 81) Şantung ova(sı)na değin sefer ettik. Köğmen(i) aşarak Kırgız yerine değin sefer ettik. Topu yirmi beş sefer ettik. On üç (defa) savaştık. Elli(ler)i Elsizlettik. Kağanlı(lar)ı kağansızlaştık. Dizli(ler)i çöktürdük. Başlı(lar)ı yükündürdük. Türgiş kağanı Türk(ler)imiz(den), milletimiz(den)di. Bilmediği için, bize isyan ettiği için kağanı öldü. Memur(lar)ı, beğleri de öldü. On ok milleti(i) zahmet gördü. Atalarımız(ın) tutmuş (olduğu) yer(ler), su(lar) sahipsiz olmasın diye Az (2) millet(i)ni tanzim edip, düzene koyup........Bars beğ idi. kağan ad(ını) burada biz verdik. Küçük kız kardeşim prensesi (zevce olarak) verdik. Kendisi yanıldı. Kağanu öldü. Milleti kul, köle oldu. Kögmen yer(leri), su(ları) sahipsiz kalmasın diye Az (ve) Kırgız miilet(lerin)i yoluna koyup geldik. Savaştık. (Elini) yine verdik. İleri (doğuda) Kadırkan orman(ı)nı aşarak milleti öylece kondurduk. Öylece tanzim ettik. Batıda Kengü Tarmana değin Türk millet(i)ni öylece kondurduk. Öylece tanzim ettik. O zamanda kul kullu olmuştu. Halayık halayıklı olmuştu. Küçük kardeşi büyük kardeş(i) bilmezdi. Oğlu babasın(ı) bilmezdi. Öylece kazan(ıl)mış, tanzim ed(il)miş Elimiz, türemiz (var)dı. Türk, Oğuz beğleri (ve) millet ! işitin. Üstte gök basma(dıy)sa, aşagıda yer delinme(diy)se, Türk millet(i) elini, türeni kim harap etti?............. Türk millet(i)!..........pişman ol. İtaat ettiğin için (seni) yüksektmiş bilge kağanına, müstakil, iyi eline kendi(n) isyan ettin, kötü iş yaptın. Silahlı(lar) nerden gelip (seni) sürerek iletti? Mukaddes Ötüken orman(ının) millet(i) ! Gittiniz! ileri (doğuya) varan(larınız) vardınız! Batıya varan(larınız) vardınız! (Vardığ)ın yerde iyi(liğ)i(n) o (ki) kanın suca aktı. Kemiğin dağca yattı. Asil erkek çocuk(lar)ın kul oldu. Namuslu kız çocuk(lar)ın halayık oldu. Bilmediğ(in) için, kötü(lüğ)ün için amcam kağan uçmağa vardı. İlk önce Kırgız kağan(ı)nı balbal diktim. Türk millet(inin) adı sanı yok olmasın diye babam kağanı, anam katunu yükseltmiş (olan) Tanrı,  Eel veren Tanrı, Türk millet(inin) adı sanı yok olmasın diye özümü ve Tanrı kağan oturttu. Hiç(de) hali yerinde (bir) millete (kağan olarak tahta) oturmadım. İçerden aşsız, dışardan giyimsiz zavallı, kötü (bir) millet üzerine (kağan olarak tahta oturdum). Küçük kardeşim Kül Tigin ile sözleştik. Babamız(ın) amcamız(ın) çalşımış (olduğu) millet(in) adı sanı yok olmasın diye,  Türk millet(i) için gece uyumadım;gündüz oturmadım. Küçük kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile ölesiye, bitesiye çalıştım. Öylece çalışıp cenuptaki milleti ateş, su (gibi tehlikeli) kılmadım. Ben kendim kağan (olarak tahta) oturduğumda yer sayarak varmış (olan) millet ölerek, biterek yayan, çıplak yine geldi. Milleti yükselteyim de şimale Oğuz millet(i)ne karşı, ileri (doğuda) Kıtay, Tatabı millet(leri)ne karşı, cenupta Çin'e karşı büyük ordu8ları) on iki (defa yürüttüm............savaştım. Ondan sonra Tanrı yarlıkıyarak kutum var(olduğu) için, talihim var(olduğu) için ölecek milleti dirilterek yoluna koydum. Çıplak milleti giyimli, yoksul milleti bay kıldım. Az milleti çok kıldım. Başka Elli(ler)den, başka kağanlı(lar)dan yek kıldım. Dört yandaki millet(ler)i hep muti kıldım. Düşman8lık)sız kıldım. Hep bana tâbi oldu(lar)ç İş(leri) güç(lerini vermektedir(ler). Bunca türeyi kazanıp küçük kardeşim Kül Tigin yedi yaş(ın)da kaldı...............Umay gibi anam katun talihine küçük kardeşim Kül Tigin er ad(lı) oldu. On altı yaşında amcam kağan(ın) Elin(e), türesin(e) öylece çalıştı. Atı Çub (ve) Suğdak(lar)a karşı (1) sefer ettik. Bozuk. Çinli Ong Tutuk beş tümen (2) çeri (ile) geldi. Savaştık. Kül Tigin yaya(lar)la fırlayarak hücum etti. Ong Tutuk yurıçın (3) silahlı (olarak) eliyle tuttu. Silahlı (olarak) gönderdi. Kağana öylece ulaştı. O orduyu orada yok ettik. Yirmi bir yaşında Çaça Sengünle (4) savaştık. En ilkin Tadıkın Çurun boz atına binip hücum etti. O at orada öldü. İkinci (olarak) İşbara Yamtar(ın) boz atına binip hücum etti. O at oarad öldü. Üçüncü (olarak) Yegin Siliğ Beğin giyimli doru at(ın)a binip hücum etti. O at orada öldü. (Düşman) , silah(lar)ına, kaftanına yüz(den) çok okla vurdu. (Fakat) yüz(ü)ne , başına bir(i) değmedi...(nasıl) hücum ettiği(i) (ey) Türk beğler(i) hep bilirsiniz. O orduyu orada yok ettik. Ondan sonra Yer Bayırkı(la) Uluğ İrkin(i) 81) düşman oldu. Onu dağıtıp Türgi Yargun göl(ün) de bozduk. Uluğ İrkin, azıcık erle kaçıp gitti. Kül Tigin yirmi altı yaşında (iken) Kıgız(lar)a karşı sefer ettik. Süngü batımı karı söküp Köğmen orman(ın)ı, tırmanarak (2) yürüyüp Kırgız millet(i)ni ansızın bastık. Kağanı ile Sunga orman(ın)da savaştık. Kül Tigin, Bayırkunun ak aygırına binip fırlayarak hücum etti. Bir eri okla vurdu. İki eri birbiri ardına sançtı. (3) Orak (yere) vurdu. Kıgız kağanın(ı) öldürdük. Elin(i) aldık. O yılda Türgiş(ler)e karşı Altın ormanı tırmanarak, İrtiş ırmağ(ı)nı geçerek yürüdük. Türgiş millet(i)ni ansızın bastık. Türgiş kağan(ının) ordusu Bolçuda ateşte, borada geldi. Savaştık. Kül Tigin, Başgu (adlı) boz at(a) binip hücum etti. Başgu boz......otuz........ikisin(i) kendi.......orada yine (savaşa) girip Türgiş kağan(ının) buyruğ(u)nu, Az tutuğu)nu (4) eliyle tuttu. Kağanın(ı) orada öldürdük. Elin(i) aldık. Kara Türgiş (hakl)ı hep teslim oldu. O halkı Tabarda.....Suğdak millet(ini) tanzim edeyim diye Yinçü ırmağ(ın)ı geçerek demir kapıya değin sefer ettik. Ondan sonra Kara Türgiş Halk(ı) düşman olmuş(tu), Kengeresler(ler)e doğru gitti. Bizim ordu(nun) at(lar)ı zayıf ,  azığı yok idi. Kötü kişi(ler)di....alp er(ler) bize hücum etmişti. Öyle (bir) zamanda meyus olup Kül Tigini az erle ayırarak gönderdik. Büyük savaş savaşmış. Alp Salçı (adlı) ak atın(a) binip hücum etmiş. Kara Türgiş millet(i)ni ırada öldürmüş. (İtaate) almış. Geri dönerek yürüyüp........ie ,  kuşu Tutuk ile savaşmış. Er(ler)in(i) hep öldürmüş. Evin(i), varın(ı).....hep getirdi. Kül Tigin yirmi yedi yaşında (iken) Karluk millet(i) müstakil, güçlü düşman oldu. Mukaddes Tamağ baş(ın)da savaştık. Kül Tigin o savaşta otuz (yaşını) yaşıyordu. Alp Şalçı (adlı) ak atın(a) binip fırlayarak hücum etti. İki eri birbiri ardınca sançtı. Karluk(lar)ı öldürdük. (İtaate) aldık. Az millet(i) düşman kaldı. Kara gölde savaştık. Kül Tigin kırk bir (yaşını) yalıyordu. Alp Sancı (adlı) atın(a) binip(1) fırlayarak hücum etti. Az Elteber(in)i (2) tuttu. Az millet(i) kendi milletimdi. Gök, yer bulandığı için düşman oldu. Bir yılda beş yol savaştık. En ilk Doğu Balıkta savaştık. Kül Tigin, Azman (adlı) ak(ına) binip fırlayarak hücum etti. Altı eri sançtı. Ordu(ların) göğüs göğüse gelmesinde yedinci eri kılıçladı. İkinci (olarak) Kuşlıgakta Ediz(ler)le (3) savaştık. Kül Tigin, Az (adlı) yağızın(a) binip fırlayarak hücum edip millet(i) orada öldü. Üçüncü (olarak) Bu.......da Oğuz(lar) savaştık. Kül Tigin Azman (adlı) ak(ı)na binip hücum etti;sançtı. Ordusun(u) sançtık. Elin(i) aldık. Dördüncü (olarak) Cuş başında savaştık. Türk millet(i)(nin) ayağ(ı) yoruldu. Kötülüyecek idi(ler). Hızla geçerek gelmiş (olan) ordusun8u) Kül Tigin yukarı yürütüp Tungra(lardan) bir bir boy, Alpagu(lardan) on eri Tunga Tigin yuğunda çevirip öldürdük. Beşinci (olarak) Ezgenti Kadazda Oğuz(lar)la savaştık. Kül Tigin, Az (adlı) yağızın(a) binip hücum etti. Bir eri sançtı..................O ordu orada öldü. Mağa Kurgan(da) kışlayıp yazın Oğuz(lar)a karşı ordu çıkarttık. Kül Tigin Beğ(i) baş (adlı) akın(a) binip dokuz eri sançtı. Karagâhı bastı(lar). Kül Tigin ,  Öğsüz analarım(1), ablalarım, gelinim, zevcelerim ! Bunca (nızın)da diri(ler)i halayık olacaktı. Ölü(ler)i (niz) yurtta, yolda yatarak kalacaktınız. Kül Tigin yok olsa (idi) hep ölecektiniz. Küçük kardeşim Kül Tigin merhum oldu. Kendim sıkıldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir bilmez gibi oldu. Kendim düşündüm: Zaman(ı) Tanrı yapar. Kişi oğul(lar)ı hep ölümlü (olarak) yaşamış(tır). Öylece düşündüm. Gözden yaş gele gele, ruhtan , gönülden feryat gele gele tekrar tekrar sıkıldım. Pek katı sıkıldım. İki şad, bütün küçük yiğen(ler)im, şehzade(ler)im, beğlerim, milletim(in) gözü, kaşı (ağlamaktan) kötü olacak diyip sıkıldım. Yuğcu, sığıtçı (olarak) Kıtay, Tatabı millet(leri) baş(ında) olarak Udar Sengün geldi. Çin kağanından İsiyi Likeng geldi. Bir tümen (değerinde) mal, altın, gümüş, gereksiz (olduğu halde) getirdi. Tibet kağan(ın)dan Bülen geldi. Garpta, gün batısındaki Suğd, Acem, Buhara ulus(u) millet(lerin)den Nneng Sengün, Oğul Tarkan(ın)dan Makaraç Tamgacı, Oğuz(ların) bilge damgacı(sı) geldi. Kırgız Kağan(ın)dan Tarduş İnançu Çur geldi. Bark yapıcı, nakış işleyen, yazıt yapıcı (olarak) Çin kağan8ının) çıkanı (1) Çang Sengün geldi.


Kül Tigin koyun yılında (2) on yedide (3) öldü. Dokuzuncu ay(ın) yirmi yedi(sin)de yuğ yaptırdık. Barkın(ı) ,  nakış(lar)ın(ı),  yazıtın(ı) maymun yıl(ın) de yedinci ay(ın) yirmi yedi(sin)de (4) hep takdis ettik. Kül Tigin kırk yedi yaşında öldü. Taş...........bunca nakışçı(lar)ı tuygun (ve) elteber(ler) getirdi.


Bunca yazı(yı) yazan, Kül Tigin(in) atısı (ben) Yulug Tigin yazdım. Yirmi gün oturup bu taşa, bu duvara hep (ben) Yuluğ Tigin yazdım. başka şehzade(ler)inizden, taygun(lar)ınızdan (5) daha iyi yapardınız. Uçarak gittiniz. Tanrı..........diri edici.
Kül Tiginin altının(ı), gümüşün(ü), malın(ı), arın(ı), dört bin atını..........Tigin yukarı gök ...........(taş)ı yazdım. (Ben) Yullığ Tigin.(6)
........................Küçük kardeşim Kül Tigin...........iş(in)i güc(ün)ü verdiğ(i) için Türük Bilge Kağan............Küçük kardeşim Kül Tigini gözeterek oturdum. İnançu Apa Yargan Tarkanadı(nı)............


Görülüyor ki Kül Tigin yazıtı edebi bir eserdir. Cümlelerin bazan kısa, bazan uzun oluşu;mânâya kuvvet vermek için bazan aynı kelimenin birbirine yakın yerlerde tekrarlanması, yani bir nevi 'tekrir' san'atı yapılamsı;bazan ise aksine olarak mânâsı birbirne yakın kelimelerin aynı cümlelerde kullanılması bu yazıta oldukça yüksek bir edebi değer verdirmektedir. Yuluğ Tigin bu yazıtta Bilge Kağan ağzından Türk milletine hitap ederken ne kadar lirik ve romantik ise tarihi vak'aları anlatmakta da o kadar realisttir. Bu yazılarda yalan, mübalega, boşuna övünme yoktur. Türk milletinin bütün âhlaki safiyeti, bütün değerleri ve kusurları apaçık göze bırakmışlardır. Fakat onlarınki mütemadî bir zafer teranesinden ibarettir. Onlarda yenilmeler bile yeniş gösterilmiştir. Türk yazıtında ise her şey eşsiz bir samimiyetle, olduğu gibi anlatılmaktadır. Kara günlerde, bozgunluk çağlarında Türk kan'ının su gibi aktığından ,  Türkler'in ölerek kemiklerinin dağ gibi yattığından bahsolunuyor. Fakat zafer günlerinde düşman kanının su gibi akıtıldığından bahis yoktur. Akıtılmış olsa bile bu anlatılmaya ve öğünülmeye lâyık sayılmıyor. Cihan tarihinde her milletten birçok hanedanın hiçbir hükümdarı kendi atalarının kusurundan bahsetmemiş ve ettirmemiştir. Bu yazıtta ise Türk devletinin alçalmasına sebep olarak bilgisiz, fena kağanların iş başına gelmiş olması gösteriliyor. Türk beğlerinin suçları hatırlatılıyor. Milletin itidalsizliği, açken tokluğu ve tokken açlığı düşünmediği ,  yani yarını hiç düşünmeyişi tenkit olunuyor. Fakat yine aynı milletin kağanlanıp devlet kurmak için ayaklanışı pek övmeye değer bir hâdise olduğu halde gayet tâbiî olarak anlatılıyor. Türk ruhunun 'ferdiyetçi' olmayıp 'cemiyetçi' olduğu bu yazıttan da anlaşılıyor:Birçok savaşlar yapıldığı ve bu savaşlarda hiç şüphesiz üstünlük gösteren birçok kahramanlar çıktığı halde bunların adları anılmıyor. Kül Tigin kahramanlıkları bile az anlatılıyor. Onun savaşlarda kaç kişiyi yere serdiği söylenmekle iktifa olunuyor. Yalnız bir yerde Türk beğlerini hitap olunarak'onun nasıl hücum ettiğini hep bilirsiniz' deniliyor. Ömrünü Türk birliği uğrunda harcayan kahraman Kül Tigin için bütün methiye aşağı yukarı bu cümleden ibarettir. Karargâhı Oğuzlara vermemek için öldüğü zaman ise bunun ehemmiyeti bir kaç veciz ve samimi sözle söyleniyor. Fakat insanların kahramanlığından bu kadar az bahsolunmasına karşılık , yazıtta Türkler'in sevgili ve vefalı yardımcıları olan ehemmiyet verildiği görülmektedir. Savaşların çoğunda Kül Tiginin bindiği atlar, adı sayılmak üzere zikrolunmaktadir.


Büyük savaşlar ve en parlak zaferler ise kısa bir iki cümle ile ifade olunuyor. Bazan düşman askerlerinin alplığı tasdik olunuyor Fakat devlete isyan edip yenilen Oğuzlara, Türgişlere, Karluklara, Kırgızlara ve başka boylara karşı asla düşmanca duygular beslenmiyor. 'Gökte ve yerde kargaşalık olduğu için' yahut 'kağanları yanıldığı için' onların sıkıntı çektiklerinden bahsolunuyor.Hâttâ bu seferlerin öç almak için değil, ya onların taaruzunu önlemek, yahut o halkların tanzim edip yoluna koymak için yapıldığı söyleniyor ki bu sözler tarihi vukuata tamamıyla uygundur.


Son söz olarak şunu söylemek doğru olur ki,  eğer Türk dili Müslümanlıktan sonra Arapça'nın ve Acemce'nin büyük ve zararlı tesirinde kalarak aslından sapmasaydı biz bugün Göktürk yazıtlarındaki dili daha kolay anlayacak ve onu şimdi bulduğumuzdan daha çok güzel bularak bu yazılara, Arapların cahiliye şiirlerine verdiği değeri verecektir. Çünkü, hangi dilden olursa olsun, dünyada en büyük eser diye tanınan ne kadar yaı varsa, bu yazılar şaheser olmak mazhariyetini, her şeyden önce, yazıldıkları dili konuşan milletin kendilerini anlayarak sevmesine ve sevdikleri için propaganda yapmasına borçludurlar.


(1) İleri 'Doğu' demektir.
(2) Sırderya yahut Zerefşan.
(3) 'Yer Bakırku'lar Baykal gölü yakınında yaşayan bir Türk boy'udur.
(1) Yerden yere demektir.
(2) Bay 'Zengin' demektir.
(1) Hâkkettim mânâsında kullaılıyor.
(2) 'Bengü taş' yanş 'ebedi taş' diye âbide kasdoluyor.
(3)Saray demek istiyor
(4) 'On Ok' on kabile olan Batı Türkler'idir.
(1) 'Yuğçu'yani bugünkü Türkçeye göre 'Yuğcu', 'ağlayırı' demektir. 'Yuğ' matem törenidir. Çağataycadaki 'Yığlamak' ve Türkiye Türkçesindeli 'Ağlamak' aynı kökten gelmektedir. 'Sığıt' ise matem demektir.
(1) 'Yer' ve 'Su' dahi ikinci derecede iki Allah'tır.
(2) 'Katun', Kağan karısı, yani imparatoriçe demektir .Bugün kullanılan 'Hatun' ve 'Kadın' kelimeleri bundan çıkmış fakat sonra mânâca bozularak umumîleşmiştir.
(3) 'Tölüs' ve 'tarduş'lar Göktürkler'e çok yakın ve onlara tâbi olan iki ayrı boy birliğidir.
(4) 'Yabgu' ve 'Şad' Kağandan sonra gelen en büyük iki rütbe ve ünvandır.
(1) 'Yaşıl Ügüz' Yeşil Irmak demektir. Çin'in şimalindeki büyük 'Huang-hu' ırmağının Türkçe adıdır.
(2) 'Az'lar o zamanki Kırgızlarla komşu yaşayan küçük bir Türk boy'udur.
(1) 'Altı Çub'lar galiba, Maveraünnehirde Batı Türkler'ine tâbi olarak yaşayan altı beğlik olacak. 'Suğdak'lar ise 'Suğd'da yani Buhara ile Semerkand arasındaki ülkede yaşayan, sonra Doğu Türkistan'a kadar olan şehirlere dağılan bir halktır. Acemlerle akraba idiler.
(2) 'Tümen' on bin demektir.
(3) Bu sözün ne demek olduğu anlaşılmıyor.
(4) 'Sengün' Çin'cede bir nevî kumandanlık rütbesi olan 'Tayang-kiün' sözünün Türkçeleşmiş şeklidir.
(1) 'Uluğ Irkin' Bayırkuların reislerine verilen unvandır. Türkiye Türkler'inin ataları olan Oğuzların ikinci reislerine de 'Kül Erkin' deniliyordu.
(2) 'Yış' kelimesi dağ üzerindeki orman demek olsa gerektir. Çünkü aleâde olsaydı tırmanmaya lüzum olmazdı.
(3) 'Sançmak' süngü veya kargı ile delmek, süngü veya kargı saplamak demektir.
(4) 'Tutuk' bir rütbedir. Aşağı yukarı general demektir.
(1) 'Akına binip' demek 'ak atına binip' demektir.
(2) 'Elteber' Azların reislerine verilen ünvandır.
(3) 'Ediz'ler Dokuz Oğuzların büyük boylarından biridir.
(1) Burada 'analarım' diyerek ya üvey analarını yahut kaynanalarını kasdediyor.
(1) 'Çıkan' sözünün ne demek olduğu anlaşılmıyor.
(2) Göktürkler 12 yılı bir devre sayan hususi bir takvim kullanıyorlar ve bu on iki yılın her birine bir hayvanın adını veriyorlardı. Bu hayvanlar sırasıyla şunlardır: Sıçan, Öküz, Kaplan, Tavşan, Ejder, Yılan, At, Koyun, Maymun, Tavuk, Köpek, Domuz. Ayların adları olmayıp birinci ay, ikinci ay diye adlandırılırdı.
(3) Hangi ay'ın on yedisi olduğu söylenmiyor.
(4) 21 Ağustos 732 tarihine raslıyor.
(5) Bu söz biraz yukarda 'Tuygun' diye geçtiği halde burada 'Taygun' diye yazılıyor. Bir rütbe veya ünvan olduğu anlaşılıyor.
(6) Bu yazıtı yazan, adını daha yukarda 'Yulug' veya 'Yulıg' şeklinde yazdığı halde 'Yulluğ' diye kaydetmiştir.


Uygurlar Çağında Türk Edebiyatı


Uygurlar çağının edebiyatını ikiye ayırarak gözden geçirmek gerektir. Birinci devre Dokuz Oğuz devresidir. Yani Dokuz Oğuz -Uygurların bugünkü devresidir. Moğolistan'ı merkez edinerek, yaşadıkları 745-840 yılları arasındaki çağdır. Bu devredeki Dokuz Oğuz - Ugur edebiyatı aynen Göktürk edebiyatına benzer ve onun devamıdır. İkinci devre ise, Kırgızların ihtilâli üzerine Moğolistan'ı bırakarak sonraki devreye ait olan edebiyattır. Bu devrede edebiyatın umumi vasıfları değişmiştir.


745 - 840 arasındaki dil ve edebiyat


Bu devrede Dokuz Oğuz - Uygurlar, kendilerinden önce kullanılan Göktürk elifbesini kullanıyorlardı. Yalnız bazı harflerin şekilleri arasında küçük ehemmiyetsiz farklar vardı. Dil de aynı idi. Esasen Bilge Kağan, Dokuz Oğuzların kendi milleti olduğunu yazıtta söylemişti. Uzun zamanlar aynı idare altında, birbirne yakın yerlerde yaşayan ve aynı ırktan gelen Göktürklerle Dokuz Oğuzların aynı dili ve lehçeyi konuşmaları gayet tabiîdir.
Bu devirde bize kalan eserler,  Göktürkler devrinde olduğu gibi ,  taş üzerine yazılmış olan yazıtlardır.


Moyunçur Kağan Yazıtı


Bunların arasında en mühimi Dokuz Oğuzların ikinci kağanı olan Moyunçur Kağanın veya resmi adı ile 'Tengride Bolmuş İl Etmiş Bilge Kağan' adı ile (745-759)ın adına dikilmiş olan yazıttır. Bu yazıt bugünkü Moğolistan'ın şimalinde Şine Usu gölü civarında bulunmuştur. Üslûp ve tahkiye bakımından Göktürk yazıtlarının eşidir. Moyunçur Kağanın babası olan Kutluğ Bilge Kağan ile Moyunçur Kağan zamanlarındaki siyasi ve askeri vak'alardan bahsetmektedir. Fakat ne yazık ki bu yazıtın birçok yerleri bozulmuştur. Hemen hemen her satırında bozuk yerler vardır. Tamamıyla okunabilme satırlar bozuk yerler vardır. Tamamıyla okunabilen satırlar pek azdır. Ruh bakımından da Göktürk yazıtlarına benzemektedir. Bunda da zaferler kısaca anlatılmakta, kötüler ve kötülükler yüzünden milletin sıkıntı çektiği samimi olarak söylenmektedir. Fakat Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarının bazı yerlerindeki yüksek lirizm bunda yoktur.


840'tan sonraki edebiyat ve dil


Dokuz Oğuz - Uygurlar Doğu Türkistan'a çekilip yalnız Uygur adı ile anılmaya başladıktan sonra Türk edebiyatı yavaş yavaş eski vasıflarını kaybetmeye başladı. Zaten Dokuz Oğuz devrinde iken Manihaizm'i kabul etmişlerdi. Doğu Türkistan'a çekildikten sonra yavaş yavaş aralarına Budizm ve Nasturî Hıristiyanlığı da girmeye başladı. Bu dinlerin kendilerine mahsus ıstılahları, tabirleri Türkçeye girerek onun saflığını biraz bozdu. Sonra Çince'den, Tibetçe'den, Suğdakça'dan ve başka dillerden Türkçe'ye tercümeler gramer kaideleri ihlâl olundu. Mesela Türkçede fillerin cümle sonuna gelmesi umumi bir kaide iken ve pek nadir istisnalar mânâya kuvvet vermek için ortaya veya başa gelirken fillerin ortaya getirilmesi iptizale uğratıldı. İhtimal ki mütercim bazıları Türk olmadıkları için Türkçe'ye eser çevirirken kendi ana dillerinin tesirinde kaldılar. Bu devirde yazılan eserlerin bir takımı Göktürk elifbesiyle yazılmıştır. Fakat büyük kısmı Uygur harfleriyle kaleme alınmıştır.


Uygur Yazısı


Uygur yazısı denilen elifbe Suğdaklar'dan alınmıştır. Suğdaklar Manihaist oldukları için Manihaizm'in Türklerce kabulünden sonra Suğdak elifbesi dini elifbe olarak Türklere geçmiştir. Fakat bu harfler Türkçeyi yazmak için çok eksiktir. Çünkü ancak 18 harften ibarettir. Birbirine yakın olan harfler tek bir işaretle gösteriliyordu. Mesela b, p, f harfleri için bir tek işaret vardı. Z, s veya t, d yahut c, ç, j harfleri de aynı işaretle gösteriliyordu Bu yüzden Uygur yazısı ile yazılmış eski yazıları bugün tam olarak doğru okuma âdeta imkansızdır. Uygur yazısının ikinci bir güçlüğü de her harfin üç şekli olmasıdır. Bir harf, kelimenin başında ortasında veya sonunda olduğuna göre ayrı ayrı şekillerde yazılıyordu. Yani bundan önce kullandığımız Arap harflerine benziyor ve onun gibi sağdan soldan yazılıyordu.


Uygur edebiyatı mahsulleri


Türk edebiyatının Uygur yazısı ile meydana getirilmiş olan mahsulleri pek çoktur. Bunların en büyük kısmı dini edebiyata ait eserlerdir. Dini eserlerin çoğu Budizm ve Manihaizm'e, küçük bir kısmı da Nesturiliğe aittir. Bunlardan Manihaizm'e ait olanlar bu dinin esaslarına, talimatlarına ait olduğu için çok mühimdir. Bu üç din mensupları, kendi dinlerini propaganda etmek için birçok eserler yazmışlar, böylelikler Uygur Elinde yüksek bir dini edebiyatın vücuda gelmesine sebep olmuştur. Fakat Uygurların edebiyatı yalnız dini eserlerden mürekkep değildir. Tarih ve coğrafya ya ait ederlerden de yazılmıştır. Avrupa bilginlerinin Doğu Türkistan'a yaptıkları ilmi seferler neticesinde, asırlardan beri toprak altında kalmış olan birçok kitaplar bulunmuş ve bunlar Avrupa'ya, bilhassa Berlin'e getirilmiştir. Doğu Türkistan'ın iklimi kurak olduğu için kitaplar toprak altında uzun zaman kalabilmiştir. Yalnız bazı yerleri aşınmış veya silinmiştir. Bu eserlerden mühim bir kısmı henüz okunmamıştır. Okundukça Uygurlar çağındaki Türk edebiyatına daha parlak olduğu anlaşılacak, ihtimal Göktürk yazıtlarının okunamayan bazı kısımları da bunların yardımı ile halledilecektir.


Uygur edebiyatından bir örnek


Uygur dili ve edebiyatı hakkında bir fikir vermek için aşağıya aldığımız parça Turfan şehrinde bulunmuş bir metindir. Dokuz Oğuz kağanlarından Börü Kağanın Manihaizm'i milletine nasıl kabul ettirdiğini anlatmaktadır. Kelimelerin altına bugünkü Türkçe ile tercümeleri yazılmıştır:
Men Tengrimen. Sizin birle Ben Tanrıyım. Sizin ile Tengri yiringerü bargaymen Tanrı yerine doğru varacağım.
Dındarlar inçe kiginç Dindarlar (Manihaist rahipleri) şöyle cevap birdiler. Biz arıgbiz. Biz
verdiler. Biz temiziz. Bizdındarbiz . Tengri aygın tüketidindarız. Tanrı sözünü tamamıyla işleyürbiz. Kaltı etüz işliyoruz Eğer vücut kodsar biz Tengri koyarsa (müsaade ederse) biz Tanrı yirinberü bargaybiz. Ne üçün yerine vararak gideceğiz. Ne için tiser biz Tengri Yarlığınder(ler)se biz Tanrı emrini adruk kılmazbiz. A.. yüzümüz ayrı kılmayız. A. yüzümüze utru ulug ıyınç basınç doğru ulu tazyik basınç alp emgekler erür Anı
güç zahmetler dir. Onun üçün Tengri yürün bulgaybiz için Tanrı yerini bulacağız ............ Tengrim! Siz türüsüzün
............. Tanrım! Siz kanunsuzca ödsüzke kentü özüngüz zamansız olarak (daimi) kendi özünüzü yazınsarsiz. Ötür kanıg günaha sokuyorsunuz. Bundan ötürü bütün ilingiz bulangay eliniz bulunacak(karışacak) Bu kamıg Türk budun Bu bütün Türk milleti Tengirike y..... yazuk kıltaçı Tanrıya y..... günah kılıcı bolgaylar. Kanyuda dındarlıg........ olacaklar. Her yerde dindarları (Manihaist rahiplerini) basıngay,  ölürgeyler tazyik edecek,  öldürecekler.

 

 

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>