Her şeyden önce yarının Türk anaları
oldukları düşünülerek yetiştirilmelidir. Dünyadaki muhtelif
milletler arasında Türkler, kadına gerçek değerini veren belli
başlı milletlerden biridir. Eski Yunanlılar, Romalılar, Araplar,
İranlılar ve Hintliler kadını kötü bir yaratık sayıyor ve ona
esir muamelesi yapıyorlardı. Türklerde ise saygı görüyor, fakat
hiçbir zaman da her işte erkekle eşit tutulmuyordu. Zaten
fizyolojik ayrılıklar erkekle kadının tamamı ile müsavi olmasına
engeldir.
Bugün memlekette kadına karşı yanlış bir hava
esiyor: Ya onun hukuku hiç tanınmıyor, yahut da feminizm
teranesi altında ona fevkalâde itibar ediliyor, âdeta imtiyazlı
bir sınıf muamelesi gösteriliyor. Bunların ikisi de yanlıştır.
İkisi de kadını manevî sukuta götürür. Birincisinin neticesinde
kadın esarete, ikincisinin neticesinde de koketliğe düşer.
Yalnız süs ve lüks düşünen kadın, kadına hakkı olmadan verilen
fazla ve büyük değerin neticesidir.
Türk kızları, çok eski zamanlardaki Türk
kızları gibi fazilet mümessili olarak yetiştirilmelidir.
Soğukkanlı, vakur, sade ve vazifeşinas olmalıdırlar. Yalnız süs
peşinde koşan bir kız, analık ve yurt duygularından uzaklaşmış
müstakbel bir kokettir. Bu vatanın iyi dans eden, şu kadar
elbisesi olan, güzel boyanan, hattâ kusursuz pasta yapan kızlara
değil; "bu vatana şerefli oğullar ve faziletli kızlar
yetiştirmek en büyük borcumdur" diyen kızlara ihtiyacı vardır.
Bu seciyeyi kız çocuklarımıza şimdilik ancak
okullarda verebileceğiz. Fakat bunun için de kız çocuklarımız
karşılarında örnek kadın öğretmenler görmelidir. Boyalı ve züppe
kadın öğretmenlerden ders alan kız talebelere sadeliğin
faziletinden bahsetmek biraz gülünç oluyor.
Kızlarımızın faziletli olmasını istiyoruz.
Fakat bin türlü vasıtalarla onların zehirlenmesinin önüne
geçecek tedbirleri hiç düşünmüyoruz. Filimler, romanlar,
pilâjlar ve sokaklar bin türlü ahlâksızlıkla dolup taşarken
okullarda verilecek birkaç öğüdün ne tesiri olabilir?
Birçok kimse, sinemasız kalmaktansa
gençliği zehirleyen filimlerin gösterilmesine taraftar
bulunuyor. Bunlar fikirlerini "güzel sanat" ve "bediî ihtiyaç"
maskesiyle yaldızlıyorlar. Hakikatte ise yalnız zevklerinin ve
keyiflerinin tellâllığını yapıyorlar. Acaba gençlerimizin ve
bilhassa kızlarımızın zehirlenmesine engel olmak için bütün
memlekette sinemalar kapatılsa, erkek ve kadın pilâjları
ayrılsa, roman ve hikâyeler sansürden geçse ne olur? Demokrasi,
hürriyet suya düşüp medeniyet yok mu olur? Yoksa "Abdullah
Çavuş"un dediği gibi kıyamet mi kopar?..
Orhun, 1 Şubat 1943, Sayı: 13