TÜRK TARİHİ ÜZERİNDE TOPLAMALAR

 
 

 

 

1

ÖNSÖZ

Tarih ilim değildir. Müspet ilmin bu kadar ileri olmadığı, ilim şubelerinin bugünkü gibi çok bulunmadığı çağlarda, ilme susamış insan beyni için, tarih te bir ilim olabilirdi. Fakat bugün tarih bir ilim değildir.

Tarih ilim usulleriyle yürüyen bir marifet şubesi de değildir. Tarihin ilmî usulleri olsaydı bu ilmî usulleri tatbik eden âlimlerin aynı mesele hakkında aynı neticelere varmaları icap ederdi.

Tarih, evvelce yazılmış veya zapt olunmuş şeyleri yeniden kitaba geçirmekse basit bir hikâyecilik, müphem veya eksik olarak yazılmış veya bize müphem yahut eksik olarak intikal etmiş hâdiselerin doğrusunu bulmaksa mantıkî bir falcılıktır.

Tarihin ana vazifesi eskiden olanları bugünkülere anlatmaktır. Hâdiselerin sebepleri hakkında fikir yürütmek meselesi ikinci pilânda kalır. Fakat tarihte kargaşalığı Doğuran şey de bu ikinci pilânda kalan meseledir.

Tarih metodu denilen şeyi tarihçilerin muhayyilesi uydurmuştur. Tarihçinin sağlam bir insan mantığından başka metodu olamaz. Tarihin karanlıkları arasında kalan bir hâdisenin doğrusunu çıkarmak için — veya doğruya yakın bir ihtimali ileri sürmek için — mantıklı bir münevver olmak kâfidir. Bu işi yapabilmek için tarih metodlarını ezberlemeğe lüzum yoktur. Tarih metodu denilen şey tarih yazmanın tekniği ise bu da yalnız millete, zamana göre değil, her şahsa göre bile değişir.

Bununla beraber tarih lâzımdır. Tarihin en büyük faydası millî terbiye ve siyaset sahasındadır. Tarihi olan veya tarihini bilen milletler, tarihi olmayan veya tarihini bilmeyen milletlerden daha kuvvetlidir. Tarihi bilmek millî kudret ve millî kusurları da bilmek demektir. Bundan dolayı bilhassa milleti idare edenlere lâzımdır.

Fakat tarih suiistimale çok elverişlidir. Milletin millete, dinin dine, fırkanın fırkaya, ailenin aileye, ferdin ferde karşı olan bakışında tarih daima tahrif olunarak suiistimal olunmuş ve tarihte daima büyük yalanlar söylenmiştir. Bu bakımdan tarih ilimden çok felsefeye yakındır.

Hakikatte ilim olmayan tarihe ilim çeşnisi vermek için tarihçiler tarafından türlü türlü usuller takip olunmuştur. Tarih üzerinde münakaşalar olmuş, tarihin en çok nelerden bahsetmesi icap ettiği hakkında birbirine aykırı fikirler ileri sürülmüştür. Fakat en doğru olması lâzım gelen şudur ki tarihin temeli veya iskeleti siyasî ve askerî vukuattır. Siyasî ve askerî vukuatı en arka pilâna atıp ta cemiyetlerin medenî ve iktisadî hayatını tetkik etmek iddiasında bulunan son nazariyeler ve iddialar kendileriyle birlikte okuyucuları da aldatıyorlar demektir. Çünkü iktisadî ve medenî hâdiselerin bugünkü kadar mühim olmadığı veya hiç olmazsa ehemmiyetinin bugünkü kadar takdir olunmadığı eski zamanlardan kalan eksik ve bazan çok eksik, kayıtlara bakarak bunlardan mühim neticeler çıkarmak davası tarih aleyhtarlarının eline kuvvetli bir silâh vermekten başka bir şey değildir. Bundan başka tarihi iktisadî ve maddeci bir gözle görmek cereyanı da son yılların umumî Yahudileşme cereyanının bu sahadaki tecellîsidir.

Tarih doğrudan doğruya bir terbiye vasıtası olduğu için her milletin kendisine göre bir tarih tarzı bulunmalı, fakat bu tarzda yalana yer vermemelidir. Yalan söylemeyi

Devamı



<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>