tarihleri şerefli olmayan küçük
milletlere bırakmalıdır. Türk milletine gelince bu
tarz, en başa askerî hâdiseleri, büyük meydan
savaşlarını ve kahramanların hayatını koymaktan
başka bir şey olamaz. Bu tarz Türk milletinin
geçmişi için olduğu kadar geleceği için de lâzımdır.
Yoksa millî terbiye ve irade için faydalı olmayan
tarih, ilmî bir sefahatten, manevî bir kokainden
başka bir şey değildir.
Türk tarihini nasıl mütalaa
etmeliyiz? Bu, pek mühim bir meseledir. Çünkü Türk
tarihi İngiliz, Alman, Fransız milletlerinin
tarihleri gibi mütalaa olunamaz. Zira Türk tarihi
onların tarihi kadar basit değildir. Biz bugün
dünyadaki belli başlı milletlerin nasıl teşekkül
ettiğini biliyoruz. Bunların teşekkülleri tarihin
gözü önünde olmuştur. Hâlbuki Türk milleti tarih
başladığı zaman teşekkül etmiş bulunuyordu. Bundan
başka bu milletlerin tarihi hemen hemen hep aynı dar
bir sahada geçtiği için onların tarihini sıraya
koymak kolaydır. Fakat Türk tarihi için bu kabil
midir? Bazen Çinde, bazen Mısırda, bazen Avrupa’nın
ortasında gördüğümüz Türkler’in tarihini bir
çerçeveye sığdırmak güç bir iş gibi gözükür. Bundan
dolayıdır ki şimdiye kadar Türkler kırk yerde kırk
devlet kuran bir millet gibi sayılmış ve Türk
tarihini kronolojik ve coğrafî bir tertibe sokmak
teşebbüsü görülmemiştir.
Eskiden, tarihin destanla karışık
olduğu zamanlarda, Türkler’in kafasında daha
sistemli bir Türk tarihi telâkkisi vardı. Bugün
birçok gizli hakikatler meydana çıktığı için o eski
telâkki ile kanmanın imkânı kalmamıştır. Bundan
dolayı da biz yeni bir tarih sistemi icat etmek
mecburiyetindeyiz. Bugün milliyetçi olduğumuz ve
büyük Türk birliğine gittiğimiz için de tarihimize
vereceğimiz sistem dileklerimize uygun olmalı, bize
yalnız maziyi en parlak şekilde göstermekle
kalmayarak ilerisi için de bir yol çizmelidir.
Birçok milletler için tarih bir
vatan tarihidir. Meselâ Fransızlar için vatan
tarihinden başka bir tarih usulü gütmenin imkânı
yoktur. Bundan dolayı da Fransızlar için millet, o
vatan içinde oturan ve birbirine karışan insanların
topluluğundan doğan varlık demektir. Çünkü
Fransızlar ne Gol, ne Latin, ne de Cermen
olduklarını iddia edemezler. Bu unsurların hepsinin
aynı vatanda karışmasından doğan bir millet
oldukları için vatan tarihini esas olarak almağa
mecburdurlar.
Araplar için tarih bir millet
tarihidir. Çünkü vatanlarının sınırları değişik
kalmakla beraber bu millet uzun asırlar devletini
kaybetmiş, fakat millî varlığını saklamıştır.
İngilizler için ise bir devlet
tarihidir. Çünkü vatan dışına çıkınca harsen İngiliz
kalmakla beraber İngilizden başka bir işim taşıyan
İngilizler esas varlıklarını ana devletlerinde
korumuşlardır.
Bununla beraber bu taksim kat'î değildir.
Fransızlar için vatan - devlet, İngilizler için
devlet - vatan esasının mevcut olduğu da
söylenebilir. Kat'î olan şudur ki: Tarihî
kuruluşları başka olan milletler için tarih sistemi
de başka başkadır. Bize gelince: bizim şimdiye kadar
olan tarihi görüşümüz yanlıştır. Çünkü bizim için
millet - devlet esasını kabul etmek millî
menfaatlerimiz için daha uygun olduğu halde biz
millet tarihi şöyle dursun, devlet
ve vatan tarihini bile bir yana bırakarak
yalnız sülâle ve rejim tarihini esas
olarak kabul ettik. Her sülâleyi bir devlet sayarak
şimdiye kadar bu kadar devlet kurduğumuzu ileri
sürdük. Güzel! Fakat bu kadar devlet kurduksa
bunların hiç birisini yaşatamadık. Elimizde daima
bir Türk devleti vardı. Çünkü hakikatte bu kadar
devlet kurmuş değil, bu kadar sülâle değiştirmiş