bulunuyorduk. Tarihî hayatları
uzun olan bütün milletlerde olduğu gibi bizde de bir
takım hükümdar sülâleleri geldi. Başka milletler
onları yalnız hükümdar sülâlesi diye saydıkları
halde biz ayrı devlet telâkki ettik. Hâlbuki
muhtelif Türk hükümdar sülâlelerinin zamanlarını
ayrı devletlermiş gibi mütalaa etmek yanlıştır.
Bilâkis muhtelif devlet telâkki olunan şeyleri
sülâle olarak almalıdır. Almanya da, İngiltere de,
Fransa da sülâleler nasıl birbirini takip etmişse ve
Fransa da Kapet, Burbon, Orlean, Napolyon; Almanya
da Saksonya, Frankonya, Baviyera, Habsburg;
İngiltere de Anju, Todor, Stuard devletleri yoksa
Türkelinde de Kun, Gök Türk, Uygur, Selçuk, Osmanlı
devletleri yoktur. Ancak Kun, Gök Türk, Uygur,
Selçuk, Osmanlı sülâleleri vardır. Bazen iki veya
daha çok sülâle idaresinde iki veya daha çok Türk
siyasî zümrelerinin bulunması ve bunların birbiriyle
çarpışması bu kaideyi bozmaz. Nasıl ki Almanya da
düne kadar, aynı zamanda hâkim olan birçok sülâleler
bazen birbirleriyle çarpıştıkları, hattâ bunlardan
bazıları Fransızlarla birleşerek öteki Almanlar
aleyhine yürüdükleri halde Alman devleti bir devlet
sayılıyor idiyse, bizde de aynı şekilde bir devlet
olmak iktiza eder. Eğer bütün milletler tarihlerini
bizim gibi mütalaa etselerdi o zaman, meselâ
İngiltere de iki gül muharebesinde iki devlet
bulunması icap ederdi. Keza Fransa da kontlukların
kuvvetlenip kıral nüfuzunun zayıfladığı zamanlarda
birkaç devlet birden bulunması lâzım gelirdi. Hele
18 – 19 uncu asır Almanyası içinden çıkılmaz bir
manzara gösterir, belki de Almanya dediğimiz
varlığın inkâr edilmesi lüzumu baş gösterirdi.
Bizim tarihlerimizin böyle aykırı bir şekilde
yazılmasında hânedancılık zihniyeti büyük bir âmil
olmuştur. Hanedanın kutsi bir mahiyette telâkki
olunması, hanedanın düşmesiyle devletin de düştüğü
zehabını Doğurmuştur. Hâlbuki hakikatte ortada
değişen şey günümüzdeki kabine değişmeleriyle kıyas
olunacak kadar basittir. Meselâ Türkistan da Gök
Türk hanedanının düşmesini tarihler Gök Türk
devletinin düşmesi ve Dokuz Oğuz hanedanının
kurulmasını yeni bir devlet kurulması gibi sayarlar.
Hakikatte ise aynı devlette hanedan değişmiştir.
Ahalisi, sınırları, toprağı, teşkilâtı, dili,
ananesi bir olan iki devre arasındaki ayrılık yalnız
başlarındaki hanedanın ayrı bulunmasıdır. O halde
buna nasıl ayrı devlet diye bakabiliriz? Düşünmeli
ki Dokuz Oğuz devresi Gök Türk devresinin
tekâmülünden ibarettir. Eğer bizdeki hanedan
değişmeleri başka milletlerdeki hanedan
değişmeleriyle aynı şartlar içinde olmuyorsa bunun
sebeplerini milletlerin psikoloji farklarında
aramalıdır. Şu halde hanedanları ayrı devlet saymak
hânedancılık zihniyetiyle hareket etmek değil midir?
Bir de günümüzün tarihinden örnek alalım: Bizde
hâkim olan yanlış tarih telâkkisine göre Osmanlı
devleti yıkılmış, onun yerine Türkiye Cumhuriyeti
gelmiştir. Bu düşünüş te yanlıştır. Çünkü esasen bir
Osmanlı devleti yoktu ki yıkılsın. Meydanda bir
Osmanlı hanedanı vardı. Yıkılan odur. Yani devlette
rejim değişmiştir, işte o kadar! Eğer biz her
yıkılan sülâleyi bir devlet gibi gösterirsek bundan
biz Türkler’in siyasî hayatta istikrara malik
olmadığımız, devletlerimizi uzun zaman
yaşatamadığımız neticesi çıkar. Milletlerin ruhiyatı
asırlar içinde değişmediğine veya pek az değiştiğine
göre de Türkiye Cumhuriyetini dahi uzun müddet
yaşatamayacağımız hakkında bir düşünceye de yol
açar. Bundan kazanacak olan düşmanlarımızdır.
Milletlerin tarihinde dâhilî harpler ve tefrikalar
görülür. Fakat bundan o devletlerin ikiye ayrıldığı
mânâsı çıkmaz. Eğer böyle olursa âdemimerkeziyetçi
olan eski Türk idare şekline göre Türkler’in pek
dağınık bir hayat yaşadıkları, birleşip devlet
kuramadıkları gibi bir mânâ da çıkar. Keza bazen
dâhilî fetret ve ayrılığın uzun sürdüğü de olur:
Anadolu’daki beylikler devri gibi. Fakat bu