|
Devletimiz şu
şekilde kurulmuştur: XI. Yüzyılda anayurtta, yâni Türki-stan da
Karahanlılar sülâlesi vardı. Anayurt dışında ve Karahanlılarla
sınırdaş olarak da yine Türkler tarafından kurulmuş Gazneliler
devleti bulunuyordu. Atalarımız olan Türkmenler, yâni Oğuzlarla
Karlukların Müslüman çoğunluğu bu iki Türk devleti arasında
onların hâkimiyet ihtiraslarına âlet olduktan sonra Gazneliler
tarafından kendilerine ve-rilen topraklara girdiler. Fakat
askerliklerindeki kuvvet ve şiddet dola-yısıyla tabî oldukları
devleti ürkütmekte gecikmediler. Gazneliler, Türkmenlerin
kudretini kırmak için başkanları Arslan Yabgu'yu
yakala-yarak hapsettilerse de başlarını kaybetmek onların
gücünü kırmak şöyle dursun, aksine hınçlarını arttırdı ve
Gaznelilerle yapılan bir sıra çarpışmalardan sonra nihayet 1040
ta kazanılan Dandânakan Meydan Savaşı ile Horasan'da bağımsız
bir devlet kuruldu. İşte Horasan'da kurulan bu devlet, îslâm
müverrihlerinin Selçuk Devleti dediği bu yeni teşekkül, bizim
devletimiz, yâni Türkiye'dir.
Horasan'da
kurulan bu devlet Azerbaycan, Irak, Suriye ve Anadolu'yu
sonradan fethetmiş ve en son aldığı Anadolu'nun kapılan 1071
Malaz-girt Savaşı ile açılmıştır. Selçukların Türkiyesi
İslâmiyet’ten önceki ve sonraki bütün zamanlarda olduğu gibi,
birkaç hükümdarla birden idare olunurdu. Devletin genişliği ve
Türk hâkimiyet telâkkisi bunu gerektiri-yordu. Selçuk
Türkiyesi'nde dört sultan bulunuyor, fakat bunlardan üçü
Horasan'daki büyük sultanı baş tanıyordu. "Rum" yâni Anadolu-'daki
sultan bu tabî hükümdarlardan birisiydi. Bütün eski tarihimizde
olduğu gibi tâbî hükümdarlar büyük sultana danışmadan yabancı
komşularıyla ve hattâ bazan birbirleriyle de çarpışıyorlar,
fakat bu hâl, Avrupa milletlerinde de gördüğümüz gibi devletin
birliğini bozmu-yordu.
Türkiye'nin
tarihindeki garip bir tecelli ile devletimiz, bütün diğer dev-letlerden
farklı olarak kurulduğu toprakları kaybedip sonradan aldığı
topraklar üzerinde tutunan tek devlet örneği olarak kalmıştır.
Alman-ya, İngiltere, Fransa hâlâ kuruldukları topraklar
üzerindedir ve normal olanı da budur? Fransa Galya'yı kaybedip
de nüfusunun yarısı Kuzey Afrika'ya yerleşse veya İngiltere
Britanya adasının güney bölgesin-den çıkarılıp İskoçya'ya
sığınsa bu durum tabiî sayılabilir mi? Sayıla-maz. Onun gibi
bizim de kurulduğumuz toprakları, hâlâ Türk'le dolu ve bu
devleti kuranların mezarları ile süslü toprakları unutamayıp
hissen oraya bağlı kalmamız kadar tabiî bir netice olamaz.
Aile, toplum
veya devlet, herhangisi olursa olsun bir topluluk erdemle
kurulursa sağlam olur. Temelinde rezillik bulunursa çabuk çöker.
Dev-letimiz erdemle kurulan bir topluluktur. Tarihe yiğitlik ve
feragatle gir-miştir. Devlet kurulduğu zaman başkanlığa üç aday
vardı. Fakat bu mevkide en büyükleri olan Mûsâ Yabgu
veya en kahramanları olan Çağrı Beğ
değil, en küçükleri Tuğrul Beğ geçirildi.
Bunda, savaş mey-danlarındaki çelik kılıçlı demir bileklilerin,
barıştaki insanî kalplerinden taşan bir şefkat duygusunun
izlerini de görüyoruz. Çünkü Tuğrul Beğ'in
çocuğu olmuyordu. Amcası ve kardeşi onun bu büyük ıstırabını
devlet başkanlığı ile gidermek yolunu tuttular. İşte
devletimizin ilk başkanı, büyük Sultan Gazi Tuğrul Beğ'dir.
Selçuk
hanedanından sonra bu devletin başında Çengiz
hanedanı bu-lunmuş, büyük Çengiz
imparatorluğunun batı kolu olan ilhanlılar, ağır-lık merkezleri
Azerbaycan olduğu halde Türkiye'yi yürütmüşlerdir.
Şimdiye kadar
Çengiz çocukları, bizim tarihlerimizde
Moğol veya Tatar diye anılarak yabancı bir devlet ve hanedan
gibi gösterilmiştir. Gerçe-ğe uymayan bu fikri kabul edince
Türklerin uzun bir zaman yabancı hâkimiyeti altında yaşadığını
da kabul etmek gerekir ki, bu da şimdiye kadar hiçbir zaman
bağımsızlığını kaybetmemiş bir millet olduğumuz hakkındaki
övüncümüzü ortadan kaldırır. Eski Gök Türklerden indiği, çağdaş
müverrihler tarafından kabul edilen Çengiz Han
kültür ve ülkü bakımından da Türk'tü. Onun yabancı gösteren
şey, XIII. Yüzyılda ar-tık Müslüman bir millet olan Türkler
arasında eski dine bağlı kalan bir azınlığa mensup oluşu, bir de
Moğollar üzerinde hâkim bir ailenin ferdi olarak Arap ve Acemler
tarafından Moğol diye ilân edilişidir. |