|
Bununla
beraber bu hükümler kesin sayılamaz. Fransızlar için
vatan-devlet, İngilizler için devlet-vatan esâsının varlığı da
söylenebilir. Ke-sin olan şudur ki, tarihi kuruluşları başka
olan milletler için, tarih sis-temi de başka başkadır.
Bize gelince:
Bizim şimdiye kadar sahip olduğumuz "tarihi görüş"ü-müz
yanlıştır. Çünkü bizim için millet devlet esasını kabul etmek
millî menfaatlerimiz için daha uygun olduğu hâlde, biz, millet
tarihi şöyle dursun, devlet ve vatan tarihini bile bir yana
bırakarak, yalnız sülâle ve rejim tarihini esas olarak kabul
ettik. Her sülâleyi bir devlet saya-rak, şimdiye kadar,
sülâleler sayısınca devlet kurduğumuzu ileri sür-dük. Fakat
düşünmedik ki, o kadar devlet kurduksa, bunların hiç birisi-ni
de yaşatamamış olduk!
Halbuki
elimizde, her zaman bir Türk devleti vardı. Çünkü gerçekte bu
kadar devlet kurmuş değil, bu kadar sülâle değiştirmiş
bulunuyorduk. Tarihi hayatları uzun olan bütün milletlerde
olduğu gibi, bizde de bir takım hükümdar sülâleleri gelmişti.
Başka milletler onları hükümdar sülâleleri diye saydıkları
halde, biz, ayrı devletler diye kabul ettik. Bu çeşit hükümdar
sülâlelerinin zamanlarını ayrı devletler olarak kabul etmek
elbette ki yanlıştır, İngiltere’de, Fransa'da sülâleler nasıl
bir-birlerinin ardından gelmişse ve Fransa'da Kapet, Burbon,
Orlean, Na-poleon; Almanya'da Saksonya, Frankonya, Baviyera,
Habsburg; İngil-tere'de Anju, Tudor, Stuard devletleri yoksa ve
bunlar sadece hane-danlar ise, bunun gibi, Türkeli'nde de Kun,
Gök Türk, Uygur, Selçuk, Osmanlı devletleri yok, sülâleleri
vardır. Bazan iki veya daha çok sü-lâle idaresinde iki veya daha
çok siyâsî Türk zümresinin bulunması ve bunların birbirleriyle
çarpışmaları bu kuralı bozamaz. Nasıl ki Alman-ya'da düne kadar
aynı zamanda hâkim olan birçok sülâleler bazan bir-birleriyle
çarpıştıkları, hattâ bunlardan bazıları Fransızlar ile birleşe-rek
öteki Almanlara karşı yürüdükleri hâlde Alman devleti bir devlet
sayılıyor idiyse, bizde de aynı şekilde bir devlet olmak
gerekir. Eğer bütün milletler tarihlerini bizdeki gibi
değerlendirselerdi, o zaman, meselâ İngiltere'de İki Gül
savaşında iki devlet bulunduğunu kabul et-mek lâzım gelirdi.
Yine Fransa'da, kontlukların kuvvetlenip kral nüfu-zunun gücünü
kaybettiği zamanlarda, birkaç devlet tutunduğunu ka-bul etmek
gerekirdi. Hele XVIII. ve XIX. yüzyıllar Almanyası, içinden
çıkılmaz bir hâl alır, belki de Almanya denilen varlığın inkâr
edilmesi lüzumu baş gösterirdi.
Bizim
tarihlerimizin, böyle aykırı bir şekilde yazılmasında
hânedâncılık zihniyeti büyük rol oynamıştır. Hanedanın kutsal
bir varlık sayılması, onun düşmesiyle devletin yok olduğu
düşüncesini doğurmuştur. Hâl-buki bu gibi hâllerde değişen şey,
zamanımızın kabine değişmeleri ile kıyaslanacak kadar basittir.
Mesela Doğu Türkeli'nde Gök Türk hane-danının düşüp Dokuz Oğuz
hanedanının kurulması yeni bir devlet doğ-ması gibi sayılır.
Gerçekte ise aynı devlette hanedan değişmiştir. Hal-kı,
sınırları, toprağı, teşkilâtı, dili, geleneği aynı olan bu iki
devre ara-sındaki ayrılık, yalnız, başlarındaki hanedanın ayrı
oluşundadır. Onun için, Gök Türkler ile Dokuz Oğuzlara, nasıl,
ayrı iki devlet diye bakabi-liriz? Düşünmeli ki, Dokuz Oğuz
devresi Gök Türk devresinin tekâmü-lünden başka bir şey
değildir. Ve nihayet, eğer, bizdeki hanedan değişmeleri başka
milletlerdeki hanedan değişmeleriyle aynı şartlar içinde
olmuyorsa, bunun sebeplerini milletlerin ruhî farklarında
ara-malıdır.
Şu halde,
hanedanları ayrı devlet saymak, hânedâncılık zihniyeti ile
hareket etmek değil midir?
Bir de
günümüzün tarihinden örnek alalım: Bizde hâkim olan yanlış ta-rih
telâkkisine göre Osmanlı devleti yıkılmış, onun yerine Türkiye
Cumhuriyeti gelmiştir. Bu düşünüş de yanlıştır. Çünkü bir
Osmanlı devleti yoktu ki, yıkılmış olsun. Sadece Osmanlı
hanedanı vardı. Yıkı-lan odur. Yâni devlette rejim değişmiştir.
İşte o kadar...
Sonra şunu
da unutmamak gerek ki, eğer biz, yıkılan sülâleleri dev-letler
gibi gösterirsek, bundan, Türklerin siyâsî hayatta istikrara
sahip olamadıkları, devletlerini uzun zaman yaşatamadıkları
sonucu da çı-kar. Milletlerin ruhiyatı yüzyıllar içinde
değişmediğine veya |