TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

2

Bununla beraber bu hükümler kesin sayılamaz. Fransızlar için vatan-devlet, İngilizler için devlet-vatan esâsının varlığı da söylenebilir. Ke-sin olan şudur ki, tarihi kuruluşları başka olan milletler için, tarih sis-temi de başka başkadır.

Bize gelince: Bizim şimdiye kadar sahip olduğumuz "tarihi görüş"ü-müz yanlıştır. Çünkü bizim için millet devlet esasını kabul etmek millî menfaatlerimiz için daha uygun olduğu hâlde, biz, millet tarihi şöyle dursun, devlet ve vatan tarihini bile bir yana bırakarak, yalnız sülâle ve rejim tarihini esas olarak kabul ettik. Her sülâleyi bir devlet saya-rak, şimdiye kadar, sülâleler sayısınca devlet kurduğumuzu ileri sür-dük. Fakat düşünmedik ki, o kadar devlet kurduksa, bunların hiç birisi-ni de yaşatamamış olduk!

Halbuki elimizde, her zaman bir Türk devleti vardı. Çünkü gerçekte bu kadar devlet kurmuş değil, bu kadar sülâle değiştirmiş bulunuyorduk. Tarihi hayatları uzun olan bütün milletlerde olduğu gibi, bizde de bir takım hükümdar sülâleleri gelmişti. Başka milletler onları hükümdar sülâleleri diye saydıkları halde, biz, ayrı devletler diye kabul ettik. Bu çeşit hükümdar sülâlelerinin zamanlarını ayrı devletler olarak kabul etmek elbette ki yanlıştır, İngiltere’de, Fransa'da sülâleler nasıl bir-birlerinin ardından gelmişse ve Fransa'da Kapet, Burbon, Orlean, Na-poleon; Almanya'da Saksonya, Frankonya, Baviyera, Habsburg; İngil-tere'de Anju, Tudor, Stuard devletleri yoksa ve bunlar sadece hane-danlar ise, bunun gibi, Türkeli'nde de Kun, Gök Türk, Uygur, Selçuk, Osmanlı devletleri yok, sülâleleri vardır. Bazan iki veya daha çok sü-lâle idaresinde iki veya daha çok siyâsî Türk zümresinin bulunması ve bunların birbirleriyle çarpışmaları bu kuralı bozamaz. Nasıl ki Alman-ya'da düne kadar aynı zamanda hâkim olan birçok sülâleler bazan bir-birleriyle çarpıştıkları, hattâ bunlardan bazıları Fransızlar ile birleşe-rek öteki Almanlara karşı yürüdükleri hâlde Alman devleti bir devlet sayılıyor idiyse, bizde de aynı şekilde bir devlet olmak gerekir. Eğer bütün milletler tarihlerini bizdeki gibi değerlendirselerdi, o zaman, meselâ İngiltere'de İki Gül savaşında iki devlet bulunduğunu kabul et-mek lâzım gelirdi. Yine Fransa'da, kontlukların kuvvetlenip kral nüfu-zunun gücünü kaybettiği zamanlarda, birkaç devlet tutunduğunu ka-bul etmek gerekirdi. Hele XVIII. ve XIX. yüzyıllar Almanyası, içinden çıkılmaz bir hâl alır, belki de Almanya denilen varlığın inkâr edilmesi lüzumu baş gösterirdi.

Bizim tarihlerimizin, böyle aykırı bir şekilde yazılmasında hânedâncılık zihniyeti büyük rol oynamıştır. Hanedanın kutsal bir varlık sayılması, onun düşmesiyle devletin yok olduğu düşüncesini doğurmuştur. Hâl-buki bu gibi hâllerde değişen şey, zamanımızın kabine değişmeleri ile kıyaslanacak kadar basittir. Mesela Doğu Türkeli'nde Gök Türk hane-danının düşüp Dokuz Oğuz hanedanının kurulması yeni bir devlet doğ-ması gibi sayılır. Gerçekte ise aynı devlette hanedan değişmiştir. Hal-kı, sınırları, toprağı, teşkilâtı, dili, geleneği aynı olan bu iki devre ara-sındaki ayrılık, yalnız, başlarındaki hanedanın ayrı oluşundadır. Onun için, Gök Türkler ile Dokuz Oğuzlara, nasıl, ayrı iki devlet diye bakabi-liriz? Düşünmeli ki, Dokuz Oğuz devresi Gök Türk devresinin tekâmü-lünden başka bir şey değildir. Ve nihayet, eğer, bizdeki hanedan değişmeleri başka milletlerdeki hanedan değişmeleriyle aynı şartlar içinde olmuyorsa, bunun sebeplerini milletlerin ruhî farklarında ara-malıdır.

Şu halde, hanedanları ayrı devlet saymak, hânedâncılık zihniyeti ile hareket etmek değil midir?

Bir de günümüzün tarihinden örnek alalım: Bizde hâkim olan yanlış ta-rih telâkkisine göre Osmanlı devleti yıkılmış, onun yerine Türkiye Cumhuriyeti gelmiştir. Bu düşünüş de yanlıştır. Çünkü bir Osmanlı devleti yoktu ki, yıkılmış olsun. Sadece Osmanlı hanedanı vardı. Yıkı-lan odur. Yâni devlette rejim değişmiştir. İşte o kadar...

Sonra şunu da unutmamak gerek ki, eğer biz, yıkılan sülâleleri dev-letler gibi gösterirsek, bundan, Türklerin siyâsî hayatta istikrara sahip olamadıkları, devletlerini uzun zaman yaşatamadıkları sonucu da çı-kar. Milletlerin ruhiyatı yüzyıllar içinde değişmediğine veya

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>