TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

20

toprak aldığı gibi 1176'da da Selçuklu devletini büsbütün ortadan kal-dırmak amacı ile meşhur Miryakefalon veya Düzbel savaşını vermiştir.

Yardımcı Macar, Sırp ve İngiliz askerlerinin de katıldığı Miryakefalon Savaşı, Bizans'ın, artık Anadolu'yu Türkler'den geri alması için bütün ümitleri kıran son teşebbüs olmuş, tabir caizse Bizans bu savaşla ma-nen de yenilmiştir.

Görülüyor ki 1071 Malazgirt Savaşı ile 1176 Miryakefalon Savaşı ara-sında 105 yıl vardır ve ancak bu savaştan sonradır ki, Anadolu, batısı dışında olarak, kesin surette Türklerin olmuştur. Bundan çıkan sonuç şudur:

Malazgirt Savaşı, iddia olunduğu gibi, siyâsî bakımdan kesin sonuçlu bir savaş olsaydı Bizans 1072'de Kayseri, 1073'te Paflagonya ve 10-74'te Antakya meydan savaşlarını veremez, 1161 de II. Kılıç Arslan-'dan toprak alamaz ve 1176'da Türklüğü silip süpürmek üzere, Mirya-kefalon'da boş çıkan büyük askerî hamleyi yapamazdı.

Fakat bununla Malazgirt Savaşının büyüklüğü asla küçülmez. Yukarda da söylediğim gibi o bir fedakârlık ve millî şuur anıtı olarak millî tarihi-mizin eşsiz sayfalarından biri hâlinde kalacaktır. Bununla beraber ta-rihte gerçek prensibine sadık kalacaksak Malazgirt'in Anadolu'yu bize açan savaş olduğunu söyleyemeyiz. Bunu, Anadolu fetihlerine yol açan büyük savaş anlamında kullanıyorsak o takdirde tarihi biraz ön-ceye getirmek ve 1048 Pasin Savaşı'nı başlangıç olarak kabul etmek daha doğru olur.

Malazgirt Savaşı Türkler tarafından kaybedilseydi bundan da aleyhi-mizde kesin bir sonuç doğamazdı. Çünkü Çağrı Beğ'le, Tuğrul Beğ ta-rafından Horasan'da temelleri atılan devlet o kadar sağlam ve kuv-vetli idi ki, Malazgirt'i kaybetmekle Anadolu'yu almak emelinden asla vazgeçmez, her biri birer savaş Tanrısı olan o büyük başbuğlar idare-sindeki Türkler bir bozgunla büyük ülkülerinden caymazlardı.

Şimdi ikinci yanlış telâkkiye geliyorum: Birçok aydınlar, hattâ tarihçi-lere göre 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu'da yeni bir devlet kurul-muştur. Yahut bu tarih, Anadolu Türkleri tarihinin başlangıç noktası-dır.

Bu da tamamıyla yanlış ve hissî bir iddiadır. Çünkü:

a) Malazgirt zaferini, 1040 ta Horasan'da kurulup kısa zamanda İran, Irak ve Azerbaycan'ı almış bulunan Selçuk devleti kazanmıştır.

b)Malazgirt zaferiyle kurulmuş hiçbir bağımsız devlet yoktur.

c)Anadolu Selçukluları denilen devlet 1077 de kurulmuştur.

ç) Bu Anadolu Selçukluları da bağımsız olmayıp ortaçağ Türk devlet sistemine göre Horasan'daki Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlıydı.

d) Anadolu Selçuk Devleti ancak 1157 de, büyük devlet dağıldıktan sonra bağımsız olmuş, ülkenin öteki bütün doğu bölümleri ise Har-zemşahlar elinde kalmıştır.

Tarihin bu itiraz kabul etmez gerçekleri ortada iken onu zoraki yorum-lamalarla başka taraflara yöneltmek hiçbir fayda sağlamaz. Tarih, bilim değilse de her yöne çekmeye elverişli bir masal da değildir. Ta-rih, önce bir gerçektir. Sonra da bir terbiye vasıtasıdır.

Malazgirt'in yeni bir devlete başlangıç kabul edilmesi, Türk tarihinin ö-zelliğini anlamamaktan, Türk tarihini de tıpkı ve mutlaka Fransız tari-hindeki çerçeveye göre mütalâa etmek isteğinden doğuyor.

Fransa'nın anavatan tarihi aşağı yukarı hep aynı topraklarda geçmiş-tir. Fakat Fransa'nın ve hattâ İngiltere ve Almanya'nın tarihi böyledir diye Türkiye tarihinin de böyle olması gerekmez. Böyle bir mecburiyet yoktur. Türkiye tarihinin başkalığı şuradadır ki, bu devlet, üzerinde ku-rulduğu Horasan'ı sonradan kaybederek, kurulduktan sonra almış ol-duğu Anadolu'da tutunmuştur.

Tarihin gerçeği budur. Bunu reddetmekten bir şey çıkmaz. Bunu kabul etmemek tarihimizi ve tarihteki millî birliğimizi parçalamak demektir. Bunun zararlı olduğunu açıklamaya lüzum yoktur.

Öyleyse, Malazgirt hakkındaki, tarihî gerçekle re uygun hükmümüz ne olmalıdır? Verilecek hüküm şudur:

Malazgirt Meydan Savaşı, imha meydan savaşlarının en güzel örnek-lerinden biri olup Bizanslılara karşı kazanılan zaferlerin en şanslısıdır. Savaşa katılan askerlerin sayısı bakımından Türk kahramanlığının, yö-netme bakımından Türk askerliğinin, Rum ordusundaki Hıristiyan Türk-ler'in Alp Arslan tarafına geçmesi bakımından Türk millî şuurunun en yüksek örneklerinden birisidir. İslâm ve Hıristiyan dünyalarının sava-şa verdiği değer bakımından da büyük bir prestij davasının lehimize hallolunmasıdır.

(Türk Yurdu, 6=276. Sayı, Ağustos 1959)

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>