|
11-
Oğuzların da vaktiyle tam kılasik Türk tipinde olduklarının en
bü-yük delili, daha Selçuklu devleti kurulmadan önce ölmüş
bulunan Mes'udî'nin kaydıdır. Mes'udî: "Oğuzlar çekik gözlüdür.
Fakat onlardan daha çekik gözlü olanlar da vardır." demektedir.
Genellikle Oğuzların torunları olan bugünkü Türkiye Türklerinin
arasında da bu tipin tam veya biraz değişik örnekle millîk
sayıda göze çarpmaktadır.
12- Aksak
Temir'in Türkiye Türkleri ile çarpışmasını bir millî dâva hâ-line
getirmeye çabalamak millî bir ihanetten başka bir şey değildir.
Aksak Temir'in Yıldırım Bayazıd'a karşı savaşan ordusunda pek
çok Doğu Anadolulu Türkmen vardı. Bu savaş gerçekte
Osmanlı-Karaman, Osmanlı-Akkoyunlu, Osmanlı-Safevî vuruşmaları
gibi bir iç savaştır. Osmanlı-Karaman ve Osmanlı-Safevî
savaşlarında gösterilen sertlik Osmanlı-Çağatay savaşlarındakini
bastıracak derecededir. Bu çarpış-malar Türk tarihinin
oluşundaki bir kader sonucudur. Türk tarihi pek çok iç
çarpışmalarla doludur. Nitekim Osmanlı tarihinde de prensler a-rasındaki
kıyıcı savaşlar büyük bir bölüm meydana getirir.
13- Son
zamanlarda Kül Tegin anıtının bulunduğu yerde keşfedilip Kül
Tegin’e âit olduğu iddia edilen heykelin tipi, arkaik Orta Asya
tipidir. Herhalde Kül Tegin’in veya Gök Türklerin de "Mongol"
olduğu iddia edilemez.
14-
Selçukluların İranlı saray şâirlerinden "Dih Huday Ebu'l-Ma'aliyi'r-Razi'',
Selçuk sultanının sarayındaki Türk kölemenlerden bahsederken
şöyle demektedir: "Hepsi Kırgız ve Çin kökünden olan selvi
boylular, hepsi Yağma ve Tatar tohumundan olan gül yüzlü
güzeller. Aralarında gümüş çeneli Oğuz ve Kıpçak güzelleri, mis
yüzlü ve ay gibi Kay ve Ki-mekler de var. Tanrım, bu Türk
çocukları ne güzel şeyler ki, onlara ba-kan insanın gözleri
bahar gibi olur."
Buradaki Çin'den maksat Uzakdoğu Türkleri ve belki de
Moğollardır. Tatarların Yağmalar ile birlikte gül yüzlü güzeller
olarak gösterilmesi onların su katılmamış Türklüklerine en büyük
delildir.
15- Bugün, özellikle "Tatar" denilen Türkler Kazanlılar ile
Kırımlılardır. Kazanlılar, eski Bulgar Türklerinin, Kırımlılar
da Kıpçakların torunlarıdır. Yani bugün siyâsî ve hattâ coğrafî
bir anlamı olan Tatar kelimesini bir Moğol uruğu yahut Türkten
başka bir şey diye düşünmek imkânsızdır.
Bu şartlar
içinde Türk tarihinin iki büyük şahsiyeti olan Çengiz Han
ile Temir Bek'i Türkten gayrı ve hele Türk düşmanı olarak
görmek, gös-termek ve düşünmek, tarihi ve tarihin gerçeklerini
bozup değiştirmek-ten başka bir şey değildir. Özellikle Tatar
kelimesini Moğol veya gayrı Türk bir millet anlamında kullanmak
hiçbir şey bilmemek demektir.
Türkler, Türk
tarihinin birinci sınıf insanlarından bazılarını tenkit et-mek,
beğenmemek, sevmemek hakkına sahiptirler. Fakat hanedanlar
arasındaki rekabetler sebebiyle bunlardan birini tutarak onun
hasmını düşman diye ilân edemezler. Irk davalarında coğrafyanın
hiçbir değeri yoktur.
Türklerden
bazılarını millî düşman diye göstermek hem tarihi değiş-tirmek,
hem de yarınki Türk birliğini bugünden baltalamak olur. Bu
baltalama, tarihi düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmektir.
(1) İkinci
Türk Tarih Kongresi, 895–911. Sf. İstanbul 1943, Kenan Matbaası.
(2) Osmanlı
Tarihine Ait Tarihî Takvimler, 92–94. Sf. İstanbul 1961. Küçük
aydın Basımevi.
(3)"Su'dâ",
Zemahşerî'nin Arap sevgilisinin adıdır.
(4)Şerefeddin
Yaltkaya: Zemahşerî'nin Divanında Türkçe Şiirler. Atsız Mecmua,
15. Sayı, 15 Temmuz 1932, 66–67. Sf.
(Ötüken,
31–32. Sayı, Ağustos 1966) |