TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

25

9 Kasım'da Varna'nın önüne geldiler. Akşam karanlığı basarken, Türk ordusunun, kendi gerilerinde toplu bir halde bulunduğunu gören haçlı-lar şaşırdılar. Aşağı yukarı 4 kilometre mesafede Türk karargâhı kurul-muş ve Türk ordusunun ateşleri yanmaya başlamıştı.

Bu, nasıl böyle olmuştu? Tahttan çekilip Manisa'ya giden II. Murad, hangi sihirle ordusunun başında olarak haçlıların gerilerine düşmüştü?

Haçlıların, andlaşmayı bozarak yürüyüşe hazırlandıkları öğrenilince, Türk devlet adamları tehlikeyi sezmişler ve çocuk pâdişâha bunu uy-gun bir şekilde anlatarak babasını tahta çağırmasını teklif edip bunu kabul ettirmişlerdi. Fakat Sultan Murad bu teklife red cevabı vermiş, bunun üzerine geleceğin İstanbul Fâtihi, tarihte pek tanınmış olan: "Pâdişâhsanız ordunuzun başına geçin, pâdişâhsam ordunun başına geçmenizi emrediyorum!" şeklinde mektupla, II. Murad yeniden padi-şahlığı almağa mecbur etmişti. Ordusunun yenilmesinden ve büyük oğlu Alaeddin’in ölümünden doğan üzüntü ile dinlenmek için çekildiği Manisa'da beklediğini bulamayan II. Murad, büyük bir çabuklukla, ordusunu toplayıp hızla yürüdü. Gelibolu hizalarından Rumeli'ye geçe-cekti. Fakat haçlı donanmasının Gelibolu önünde beklediğini öğrenin-ce, büyük bir karar çabukluğu ile doğuya yöneldi ve İstanbul Boğa-zı'na doğru ilerledi. Balıkesir-Bursa-Gemlik üzerinden yapılan bu sıkı yürüyüş tamamiyle başarılmış bir hareketti. Gayet gizli olarak yapıl-mış, Gelibolu önünde bekleyen düşman donanması aldatılarak yerinde bırakılmıştı. Bu donanma, boş yere, Türk ordusunu Çanakkale Boğa-zında bekliyordu.

Türk ordusu Anadolu Hisarı Önünden, İtalyan gemileriyle Rumeli'ye geçti. 40.000 kişi olan Türk ordusu, er başına bir duka altını isteyen İtalyanlara bu parayı vererek Rumeli'ye geçmiş ve hızla Edirne'ye yü-rümüştü.

Edirne'ye ekim ortalarında varıldı. Bu sırada düşman, boşuna Niğbolu-'yu sarmakla vakit geçiriyordu. Türk ordusu Edirne-Filibe-Şıpka-Tırno-va yolu ile Niğbolu'ya ilerledi. Niğbolu'ya varıldığı sırada düşman ora-dan çekilmiş, Şumnu'ya doğru gitmişti. Niğbolu'daki Türk kuvvetleri de orduya katıldı. Doğuya doğru ilerlendi. Haçlılar, Türk ordusunun kendi ardlarında olduğunu bilmiyorlar, bu toprakları iyi tanıyan Türkler ise, kendilerini saklamak suretiyle yıldırım gibi ilerleyerek düşmana yakla-şıyorlardı.

9 Kasım'da haçlılara yetişmişlerdi. İki ordu ters cephe ile çarpışacak-lardı. Çünkü haçlılar arkalarını Varna'ya vererek batı kuzeye doğru cephe almışlar, Türkler ise cepheyi güney doğuya doğru tutmuşlardı.

Macar kralı, Türk ordusunun dört kilometre uzakta olduğunu öğrenin-ce, atların eğerlerinin çıkarılmadan gecelenmesin emretti. Manevî kuvvetleri mükemmeldi. Macarların üstünlüğü zırhlı süvarilerden me-ydana gelmiş olmalarındandı. Başkumandanları Jan Hunyad, Türk-ere karşı birkaç zafer kazanmış büyük bir askerdi. İki tarafta da top vardı.

Türk ordusu Anadolu'dan 40.000 kişiyle Rumeli'ye geçmiş, burada da bazı kuvvetler kendine eklenmişti.

Edirne'de bir miktar asker bıraktıkları için, 50.000 kişiden çok değil-diler. Haçlılar ise 70.000 kadardı. Yanlış bir düşünce ile bazı Türk kale-leri önünde oyalanıp kayıplar vermeselerdi, Türk ordusuna daha üstün bir durumda bulunacaklardı.

10 Kasım 1444'te savaş başladı. Türkler, haçlıların bozdukları andlaş-mayı bir kargıya geçirerek karargâha dikmişlerdi. Türk ordusunun sağ kanadında Turhan Beğ buyruğundaki Rumeli sipahileri, ortada Karaca Paşa buyruğundaki Anadolu sipahileri bulunuyordu. Sol kanatta akın-cılar ile hafif piyadeler olan azepler vardı. Başkumandan olan II. Murad, kapıkulları, yâni yeniçeri ve kapıkulu sipahileri ile ihtiyatta bu-lunuyordu.

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>