|
9 Kasım'da
Varna'nın önüne geldiler. Akşam karanlığı basarken, Türk
ordusunun, kendi gerilerinde toplu bir halde bulunduğunu gören
haçlı-lar şaşırdılar. Aşağı yukarı 4 kilometre mesafede Türk
karargâhı kurul-muş ve Türk ordusunun ateşleri yanmaya
başlamıştı.
Bu, nasıl
böyle olmuştu? Tahttan çekilip Manisa'ya giden II. Murad,
hangi sihirle ordusunun başında olarak haçlıların gerilerine
düşmüştü?
Haçlıların,
andlaşmayı bozarak yürüyüşe hazırlandıkları öğrenilince, Türk
devlet adamları tehlikeyi sezmişler ve çocuk pâdişâha bunu uy-gun
bir şekilde anlatarak babasını tahta çağırmasını teklif edip
bunu kabul ettirmişlerdi. Fakat Sultan Murad bu teklife
red cevabı vermiş, bunun üzerine geleceğin İstanbul Fâtihi,
tarihte pek tanınmış olan: "Pâdişâhsanız ordunuzun başına
geçin, pâdişâhsam ordunun başına geçmenizi emrediyorum!"
şeklinde mektupla, II. Murad yeniden padi-şahlığı
almağa mecbur etmişti. Ordusunun yenilmesinden ve büyük oğlu
Alaeddin’in ölümünden doğan üzüntü ile dinlenmek için
çekildiği Manisa'da beklediğini bulamayan II. Murad,
büyük bir çabuklukla, ordusunu toplayıp hızla yürüdü. Gelibolu
hizalarından Rumeli'ye geçe-cekti. Fakat haçlı donanmasının
Gelibolu önünde beklediğini öğrenin-ce, büyük bir karar
çabukluğu ile doğuya yöneldi ve İstanbul Boğa-zı'na doğru
ilerledi. Balıkesir-Bursa-Gemlik üzerinden yapılan bu sıkı
yürüyüş tamamiyle başarılmış bir hareketti. Gayet gizli olarak
yapıl-mış, Gelibolu önünde bekleyen düşman donanması aldatılarak
yerinde bırakılmıştı. Bu donanma, boş yere, Türk ordusunu
Çanakkale Boğa-zında bekliyordu.
Türk ordusu
Anadolu Hisarı Önünden, İtalyan gemileriyle Rumeli'ye geçti.
40.000 kişi olan Türk ordusu, er başına bir duka altını isteyen
İtalyanlara bu parayı vererek Rumeli'ye geçmiş ve hızla
Edirne'ye yü-rümüştü.
Edirne'ye
ekim ortalarında varıldı. Bu sırada düşman, boşuna Niğbolu-'yu
sarmakla vakit geçiriyordu. Türk ordusu Edirne-Filibe-Şıpka-Tırno-va
yolu ile Niğbolu'ya ilerledi. Niğbolu'ya varıldığı sırada düşman
ora-dan çekilmiş, Şumnu'ya doğru gitmişti. Niğbolu'daki Türk
kuvvetleri de orduya katıldı. Doğuya doğru ilerlendi. Haçlılar,
Türk ordusunun kendi ardlarında olduğunu bilmiyorlar, bu
toprakları iyi tanıyan Türkler ise, kendilerini saklamak
suretiyle yıldırım gibi ilerleyerek düşmana yakla-şıyorlardı.
9 Kasım'da
haçlılara yetişmişlerdi. İki ordu ters cephe ile çarpışacak-lardı.
Çünkü haçlılar arkalarını Varna'ya vererek batı kuzeye doğru
cephe almışlar, Türkler ise cepheyi güney doğuya doğru
tutmuşlardı.
Macar kralı,
Türk ordusunun dört kilometre uzakta olduğunu öğrenin-ce,
atların eğerlerinin çıkarılmadan gecelenmesin emretti. Manevî
kuvvetleri mükemmeldi. Macarların üstünlüğü zırhlı süvarilerden
me-ydana gelmiş olmalarındandı. Başkumandanları Jan Hunyad,
Türk-ere karşı birkaç zafer kazanmış büyük bir askerdi. İki
tarafta da top vardı.
Türk ordusu
Anadolu'dan 40.000 kişiyle Rumeli'ye geçmiş, burada da bazı
kuvvetler kendine eklenmişti.
Edirne'de bir
miktar asker bıraktıkları için, 50.000 kişiden çok değil-diler.
Haçlılar ise 70.000 kadardı. Yanlış bir düşünce ile bazı Türk
kale-leri önünde oyalanıp kayıplar vermeselerdi, Türk ordusuna
daha üstün bir durumda bulunacaklardı.
10 Kasım
1444'te savaş başladı. Türkler, haçlıların bozdukları andlaş-mayı
bir kargıya geçirerek karargâha dikmişlerdi. Türk ordusunun sağ
kanadında Turhan Beğ buyruğundaki Rumeli sipahileri,
ortada Karaca Paşa buyruğundaki Anadolu sipahileri
bulunuyordu. Sol kanatta akın-cılar ile hafif piyadeler olan
azepler vardı. Başkumandan olan II. Murad, kapıkulları,
yâni yeniçeri ve kapıkulu sipahileri ile ihtiyatta bu-lunuyordu. |