|
pek az
değiştiğine göre, bu, Türkiye Cumhuriyetini de uzun müddet yaş
atam ayacağımız gibi bir düşünceye yol açabilir. Bundan kazana-cak
olan da, elbette, biz olamayız.
Milletlerin
hayatında iç savaşlar ve karışıklıklar görülür. Fakat bundan,
hiçbir zaman o devletin ikiye ayrıldığı mânâsı çıkmaz. Eğer,
böyle olursa, merkeziyetçi olmayan eski Türk idare şekline göre,
milletimi-zin, pek dağınık bir hayat yaşadığı, birleşip devlet
kuramadığı gibi bir mânâ da çıkabilir.
Yine, bazı iç
karışıklık ve ayrılıkların uzun sürdüğü de olur. Anadolu-'daki
beğlikler devri gibi… Bu beğliklerin hepsini birer devlet
sayabilir miyiz? Bu, büyük bir yanlış olur. Çünkü gerçekte olan
şey, batı Türk-lerinin başsız kalmalarından ibarettir. Nitekim
1806–1871 arasında Al-manya da başsız kalmış, fakat kimse
Prusya, Baviyera, Saksonya, Vürtemberg vesâireyi ayrı birer
devlet saymamıştır. Tarih yine Al-manya tarihi olarak sayılmış
ve okunmuştur. Hâlbuki biz hâlâ, her sü-lâleyi ayrı devlet
sayıyor ve Türkiye tarihi deyince, pek pek, Osmanlı hanedanı ve
cumhuriyet devrini anlıyoruz.
O hâlde, bu
yanlış görüşü nasıl doğrultmalıyız?
Türk
tarihini, ancak, kendi şartlarımıza göre gereken değişiklikleri
göz önünde tutarak, başka milletlerin kendi tarihlerini ele
aldıkları usul gibi bir usulle değerlendirmek suretiyle bir
düzene sokabiliriz.
Bu yolda
yürüyünce, Türk tarihini ilk önce ikiye ayıracağız:
1-
Anayurttaki Türk tarihi,
2- Yabancı
illerdeki Türk tarihi.
Anayurttaki
Türk tarihi, en eski çağlardan XI. Yüzyıla kadar yalnız Do-ğu
Türkeli'nde geçer. Bu Doğu Türkeli deyimine, bugünkü Moğolistan
ile Moskof Avrupası'nın doğu bölümleri de girer.
XI. Yüzyılda
batıda, ikinci bir anayurt daha kurulmuştur: Türkiye. Bu da
Anadolu, İran, Azerbaycan, Irak ve Kuzey Suriye'den meydana ge-len
yurttur.
Doğu Türkeli
ve Türkiye tarihleri, aralıksız bir bütün hâlinde Türklerin
tarihidir. Hem de bu iki vatanın bazan birleşmeleri haliyle…
Yabancı
illerdeki Türk tarihi ise, hâkim Türk sülâlelerinin yabancı mil-letlere
dayanarak kurdukları devletlerin tarihidir. Bunlar sürekli olma-mış,
bir Türk sülâlesiyle o sülâlenin buyruğundaki bir Türk ordusunun
başka milletlere hükmetmesiyle başlayarak, sonunda, bu Türklerin
yabancı çoğunluklar arasında dillerini ve milliyetlerin
kaybetmeleri şeklinde devam etmiştir. Bu devletleri, bütün
hayatları boyunca Türk devleti saymaya imkân yoktur. Meselâ
bugünkü Mısır devleti, Türk askerlerine dayanan bir Türk
hanedanı tarafından kurulduğu hâlde, bugün Mısır tamamiyle bir
Arap devleti olmuştur. Bunun için, Çin, Hin-distan, İran, Doğu
Avrupa ve Mısır'da kurulan Türk devletlerini, hane-dan ve ordu
Türk karakterini taşıdığı müddetçe Türk tarihi kadrosuna
sokabiliriz. Hanedan ve ordu Türklüğünü kaybettikten sonra,
onları Türk tarihi içinde görmeye imkân yoktur.
Buna göre,
Doğu Türkeli ve Türkiye tarihlerinin şemalarım şöyle
çize-biliriz:
Doğu
Türkeli'nde:
-
Şu M. Ö.
XII. -M.Ö. VII.
-
Sakalar
çağı M. Ö. VII.-M.Ö. III.
-
Kunlar
çağı M. Ö. III. - M.S. 216
-
Siyenpiler çağı 216–394
-
Aparlar
çağı 394-552
-
Gök
Türkler çağı 552- 745
-
Dokuz
Oğuzlar-On Uygurlar çağı.... 745–840
-
Uygurlar
çağı 840–940
-
Karahanlılar çağı 940–1123
-
Karahıtaylar çağı 1123–1207
-
Sekizler
çağı 1207–218
-
Çingizliler çağı 1218–1370
-
Aksak
Temirliler çağı 1370–1501
-
Özbekler
çağı 1501–1920
Türkiye’de:
-
Selçuklular çağı 1040–1249
-
İlhanlılar çağı 1249–1336
-
Büyük
beğlikler çağı 1336–1515
-
Osmanlılar çağı 1515–1922
-
Cumhuriyet çağı 1923ten itibaren.
Ciddî ilim
adamlarından meydana gelecek küçük bir tarihçiler grubu, bu
şemayı tartışıp eksik ve yanlış taraflarını bulup düzelttikten
sonra, Türk tarihi bu esaslar üzerinde yeniden ele alınmalıdır.
Bu yapılmadık-ça, okullarda tarihimizi Türk çocuklarına
hazmettirmek imkânsız ol-maya devam edeceği gibi, milletçe
geçmişimize saygısızlık göstermiş olmaktan da kurtulamayız.
(Çınaraltı,
I. sayı, 9 Ağustos 1941) |