TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

32

her ne gerekiyorsa bulup, ulu bir heykel dikmeliyiz. Fâtih, bütün ata-ları dedeleri, büyük amcaları gibi Belgrat savaşında yaralanmış bir gazi idi. Şâir, bilgin ve yasacı idi. Acaba neden gafîl ve bîçâre oluyor? Nefsine uyarak, yenilmiş Bizans'ta bir kumandan kızına gösterdiği muameleden mi? Ne yapalım? Yapmasa elbette daha iyi olurdu ama nihayet bunu yirmi yaşlarında iken ve bir düşmana karşı yapıyordu. Kendi kumandanlarının kızlarına ve evdeşlerine saldırmıyordu ya..

II. Bayazıd: Fâtih'in oğulları olan II. Bayazıd ve Cem de gafil ve bîçâre değillerdi. İkisi de şâir ve kahramandılar. II. Bayazıd, Fâtih ile Yavuz arasında sönük kalıyorsa da, gerçekten, bir tarihçinin dediği gibi, hiç-bir davranışında lüzumsuz veya eksik bir nokta olmayan şuurlu bir pâdişâhtı.

Yavuz: Yavuza gelince; bilmem ki gafil ve bîçâre sıfatlarına onun ka-dar yakışmayacak insan bulunabilir mi? İki dilde şâir, tuttuğunu kopa-rır, dünyayı bir pâdişâha dar görür, kahraman, o bilginler dostu arslan da gafil ve bîçâre ise, acaba, öteki insanlar nedir? 1514 teki Çaldıran, 1516 daki Mercidâbık meydan savaşlarını kazanan ve çelik iradesiyle devleti bölünmek tehlikesinden kurtaran Yavuz, belki de, Türkiye tarihinin Alp Arslan ile birlikte en büyük şahsiyetidir. Kemalpaşaoğ-lu'nun dediği gibi ölümüne hem kılıç, hem de kalem ağlamıştır.

Kânunî Süleyman: Koca Yavuz’un oğlu Koca Süleyman’a, yasacı Sü-leyman'a, gelince; 13 savaşa katılan bu, Belgrat, Rodos, Budin, Tebriz ve Bağdat fâtihine, Mohaç'ın şanlı kahramanına, Barbaros'un, Tur-gut’un, Sinan'ın ve Bâki'nin pâdişâhına, bu şâir cihan imparatoruna, insan nasıl gafil ve bîçâre der? Bir insanın herhangi bir hareketi, bir iki yüzyıl sonra kötü sonuç verdi diye, o insana gafil demek, gafletten başka nedir? Dâhi denilen nice kimseler vardır ki, 15 yıl sonrasını gö-rememişlerdir. Başka milletler, kendi çocuklarına büyüklük ve kahra-manlık örnekleri vermek için gerçekleri değiştirmekten çekinmeyerek, şöyle böyle kırallarını bile büyük kimselermiş gibi gösterirken, bizim kendi kahramanlarımızı küçültmeye kalkmamız, vatanseverliğe indi-rilmiş ağır bir baltadır. İnsanlar, çevrelerinde ne kadar çok kahraman örneği görürlerse, yiğit yetişme ihtimalleri o kadar artar. Tarihî kahra-manları silmekle bir millet silmek arasında fark yoktur.

II. Selim: Hiçbir savaşa girmedi. Şâir ve ayyaştı. Anası Rus olduğu için sevilmeyen bu hükümdarın, büyük bir tarafı yoktur. Zamanında Ye-men, Kıbrıs, Tunus alınmış olmakla beraber, kendisinin hiçbir enerjisi görülmemiştir. Bununla beraber, devlet idaresini ehillerinin eline bı-rakmakla gafil olmadığını göstermiştir.

III. Murad: Devlet işlerine pek karışmazdı. Kadınlara pek düşkündü. Fakat gafil ve bîçâre denecek bir hâlini tarih kaydetmiyor.

III. Mehmed: Babası ve dedesi gibi rehâvetli değildi. Savaşa çıkarak 1597 de Eğri'yi fethetmiş ve Haçova Meydan Savaşı'nda Almanları bozguna uğratmıştır. Kusuru, anasını devlet işlerine karıştırmasıdır.

I. Ahmed: Şâirdi. Çok dindar ve merhametli idi. 27 yaşında ölmüştür. Saltanatta veraset usulünü değiştirmesi ve şehzade idamlarına engel oluşu insanî bakımdan iyi bir hareketti. Fakat bu hareket, netice bakı-mından devletin aleyhine oldu. Devletin başına genç hükümdarlar ye-rine yaşlıların gelişi, herhalde hayırlı olmamıştır.

I. Mustafa: Ali Canip Yöntem’in sözlerine uygun düşer. Fakat has-taydı. Bir hastadan, normal insanlardan istenen şeyler beklenemez.

Genç Osman: II. Osman; eski Osmanlı pâdişâhları gibi büyük yaratı-lışta bir kahramandı. 14 yaşında tahta çıktı. 17 yaşında Lehistan sefe-rine yöneldi. Yeniçerilerin bozukluğunu ilk defa gören odur. Meyhane-leri kapatmış, aylık ve ikramiyeleri azaltmış, yâni devleti sert 

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>