|
her ne
gerekiyorsa bulup, ulu bir heykel dikmeliyiz. Fâtih,
bütün ata-ları dedeleri, büyük amcaları gibi Belgrat savaşında
yaralanmış bir gazi idi. Şâir, bilgin ve yasacı idi. Acaba neden
gafîl ve bîçâre oluyor? Nefsine uyarak, yenilmiş Bizans'ta bir
kumandan kızına gösterdiği muameleden mi? Ne yapalım? Yapmasa
elbette daha iyi olurdu ama nihayet bunu yirmi yaşlarında iken
ve bir düşmana karşı yapıyordu. Kendi kumandanlarının kızlarına
ve evdeşlerine saldırmıyordu ya..
II. Bayazıd: Fâtih'in
oğulları olan
II. Bayazıd ve Cem de gafil ve bîçâre
değillerdi. İkisi de şâir ve kahramandılar. II. Bayazıd,
Fâtih ile Yavuz arasında sönük kalıyorsa da,
gerçekten, bir tarihçinin dediği gibi, hiç-bir davranışında
lüzumsuz veya eksik bir nokta olmayan şuurlu bir pâdişâhtı.
Yavuz: Yavuza
gelince;
bilmem ki gafil ve bîçâre sıfatlarına onun ka-dar yakışmayacak
insan bulunabilir mi? İki dilde şâir, tuttuğunu kopa-rır,
dünyayı bir pâdişâha dar görür, kahraman, o bilginler dostu
arslan da gafil ve bîçâre ise, acaba, öteki insanlar nedir? 1514
teki Çaldıran, 1516 daki Mercidâbık meydan savaşlarını kazanan
ve çelik iradesiyle devleti bölünmek tehlikesinden kurtaran
Yavuz, belki de, Türkiye tarihinin Alp Arslan ile
birlikte en büyük şahsiyetidir. Kemalpaşaoğ-lu'nun dediği
gibi ölümüne hem kılıç, hem de kalem ağlamıştır.
Kânunî Süleyman: Koca Yavuz’un
oğlu Koca Süleyman’a, yasacı Sü-leyman'a, gelince;
13 savaşa katılan bu, Belgrat, Rodos, Budin, Tebriz ve Bağdat
fâtihine, Mohaç'ın şanlı kahramanına, Barbaros'un,
Tur-gut’un, Sinan'ın ve Bâki'nin pâdişâhına, bu şâir
cihan imparatoruna, insan nasıl gafil ve bîçâre der? Bir insanın
herhangi bir hareketi, bir iki yüzyıl sonra kötü sonuç verdi
diye, o insana gafil demek, gafletten başka nedir? Dâhi denilen
nice kimseler vardır ki, 15 yıl sonrasını gö-rememişlerdir.
Başka milletler, kendi çocuklarına büyüklük ve kahra-manlık
örnekleri vermek için gerçekleri değiştirmekten çekinmeyerek,
şöyle böyle kırallarını bile büyük kimselermiş gibi gösterirken,
bizim kendi kahramanlarımızı küçültmeye kalkmamız,
vatanseverliğe indi-rilmiş ağır bir baltadır. İnsanlar,
çevrelerinde ne kadar çok kahraman örneği görürlerse, yiğit
yetişme ihtimalleri o kadar artar. Tarihî kahra-manları silmekle
bir millet silmek arasında fark yoktur.
II. Selim:
Hiçbir savaşa girmedi. Şâir ve ayyaştı. Anası Rus olduğu
için sevilmeyen bu hükümdarın, büyük bir tarafı yoktur.
Zamanında Ye-men, Kıbrıs, Tunus alınmış olmakla beraber,
kendisinin hiçbir enerjisi görülmemiştir. Bununla beraber,
devlet idaresini ehillerinin eline bı-rakmakla gafil olmadığını
göstermiştir.
III. Murad:
Devlet
işlerine pek karışmazdı. Kadınlara pek düşkündü. Fakat gafil ve
bîçâre denecek bir hâlini tarih kaydetmiyor.
III. Mehmed:
Babası ve dedesi gibi rehâvetli değildi. Savaşa çıkarak 1597 de
Eğri'yi fethetmiş ve Haçova Meydan Savaşı'nda Almanları bozguna
uğratmıştır. Kusuru, anasını devlet işlerine karıştırmasıdır.
I. Ahmed:
Şâirdi. Çok
dindar ve merhametli idi. 27 yaşında ölmüştür. Saltanatta
veraset usulünü değiştirmesi ve şehzade idamlarına engel oluşu
insanî bakımdan iyi bir hareketti. Fakat bu hareket, netice
bakı-mından devletin aleyhine oldu. Devletin başına genç
hükümdarlar ye-rine yaşlıların gelişi, herhalde hayırlı
olmamıştır.
I. Mustafa: Ali Canip Yöntem’in
sözlerine uygun düşer. Fakat has-taydı. Bir hastadan, normal
insanlardan istenen şeyler beklenemez.
Genç Osman: II. Osman;
eski
Osmanlı pâdişâhları gibi büyük yaratı-lışta bir kahramandı. 14
yaşında tahta çıktı. 17 yaşında Lehistan sefe-rine yöneldi.
Yeniçerilerin bozukluğunu ilk defa gören odur. Meyhane-leri
kapatmış, aylık ve ikramiyeleri azaltmış, yâni devleti sert
|