TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

4

TÜRK TARİHİNİN MESELELERİ

Bütün medenî milletler kendi tarihleri hakkında son ve kesin kararı vermişlerdir. Yâni, tarihlerinin nereden başladığını, hangi çağlara bö-lündüğünü, kimlerin kendi tarihlerine mal edilmiş olduğunu bilirler ve tarihlerini dolduran insanların adlarının hangi imlâ ile yazılacağı husu-sunda değişmez kanaatlere mâliktirler. Bize gelince, her hususta ol-duğu gibi, tarihimizi anlayış konusunda da acıklı bir kargaşalık içinde bulunuyoruz. Tarihimizin nereden başladığı hakkında ortak bir fikrimiz yoktur. Tarihimizin bölündüğü devirler, herkesin keyfine göre değiş-mektedir. Bazılarının millî kahraman saydığı şahsiyetler, diğerleri ta-rafından millî düşman sayılıyor: Çingiz Han gibi... Tarihe mal olmuş kahramanların ve şahsiyetlerin adlarını yazmak hususunda da ara-mızda birlik bulunmuyor. Meşrûtiyetten sonra karışmaya başlayan ta-rih sistemi, cumhuriyetten sonra tamamen bozuldu ve Tarih Kurumu-'nun ilk çalışmaları ile de bugünkü acıklı hâlini aldı.

Hâlbuki eskiden tarih anlayışımız oldukça düzgün ve istikrarlı idi: Eski tarihimiz, efsânevî Oğuz Han ile başlatılır, Selçuklular ve Çingiz ile bi-tirilirdi. Çingiz, Müslüman olmadığı, için bazan lânetlense bile çok defa kendisinden ve hele çocuklarından saygı ile bahsolunurdu.

Türkiye tarihi ise Anadolu Selçukluları hakkındaki kısa bir başlangıçtan sonra hemen Osmanlılara geçmekle devam ettirilir, Anadolu'nun öteki beyliklerinden ve özellikle bunların büyük olanlarından Türkiye'nin bir bölümünün meşru hükümetleri olarak bahsedilir, beğleri saygı ile anılırdı. Anadolu beğliklerinin gayrımeşrû sayılması hakkındaki telâkki Fâtih'ten sonra başlamıştır.

Hiç şüphesiz, bu tarih telâkkisi ilmî değildi. Fakat umum tarafından kabul olunmuştu. Yâni tarihi anlayışımızda bir kânun vardı. Kânun, ne de olsa, kanunsuzluktan iyi olduğu için, o zamanki kıt bilgilerle kabul edilen tarih sistemi, bugünkü gelişmiş bilgilerimiz arasındaki şuursuz kargaşalıktan daha doğru idi.

Türk tarihinin, bugünkü, halli hemen gerekli ve pek de güç olmayan meselelerinden bir kısmı şunlardır:

a) Türk Tarihinin Başlangıcı Meselesi:

Bugünkü tarih kitaplarında Türk tarihi umumiyetle Hunlardan, yani Orta Asya Hunlarından başlatılmaktadır. Fakat bu başlangıcı tanıma-yan tarihçiler de vardır. Bazıları, Türk tarihinin VI. Yüzyılda Gök Türk-lerden başlaması gerektiğini söyledikleri gibi, diğer bazıları da Hunlar-dan daha önceki zamanlarda, Sakalar çağında başlaması fikrini güt-mektedir. Hatta son zamanlarda değerli tarih bilgini Prof. Zeki Velidi Togan, Türkistan'da Sakalardan Önce yaşayan ve Milâttan önce 1200–300 aralarındaki varlıkları tespit olunan Şu veya Çu adındaki kavmin ilk Türkler olduğunu iddia etmektedir. Şu veya Çu'lardan daha önceki Sümer'lerin de Türk olduğu veya aralarında Türkler bulunduğu hakkın-daki bazı ciddî ilim adamlarının fikir, nazariye ve iddiaları vardır. Bü-tün bu karşı fikirlerin bir sonuca bağlanması, ancak ilmî bir tarih ku-rultayının ciddî ve uzun tartışmalar sonundaki kararı ile mümkün ola-bilir. Belki bazı meselelerin çözülmesi için, bugünkü tarih bilgisi yet-mez. Fakat ne de olsa işler bir prensibe bağlanır ve önüne gelenin Türk tarihine ayrı bir başlangıç çizmesi gibi korkunç bir olayın önüne geçilir. Bu yapılmazsa, Türk dünyasında birbirine aykırı nazariyeler ve fikirler doğacak ve aralarında gittikçe büyüyen ve soysuzlaşan tartış-malarla belki de milletin aydınları birbirine düşman iki veya üç takıma bölünecektir. Millet, birçok unsurlarla birlikte, ortak tarihin de mahsû-lü ve sonucu olduğuna göre, ortak tarih telâkkisi olmayan insanların bir millet hâlinde toplu yaşamaları manevî bir rahatsızlık doğuracak ve uzak gelecek için fesat tohumları atılmış olacaktır.

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>