TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

43

TÜRK DESTANI ÜZERİNE İNCELEMELER: 1

TÜRK DESTANI

Geçmişteki büyük olayların, savaşların, kahramanlıkların şiirleşmiş şekli oları millî destana mâlik bulunmak millet için bir talihtir. Her millet bu talihe erişememiştir. Geçmiş zamanı, tüller arkasından görülen belirsiz görüntüler gibi gösterip bizi büyük karanlıktan kurta-ran, bir soyun geleceği hakkındaki ümitlerini hayâl meyâl belirten, bir milletin yüksek edebiyatının tohumlarını taşıyan millî destan, millî ha-zinenin en yüksek değerli mücevherlerinden birisidir. Fakat bu mücevherin tam değerini bulabilmesi için yüksek bir sanatçını elinde, yıllarca işlenmesi, şekillendirilmesi gerektir. Bu işin en mükemmel örneği olarak İran destanı ile onu işleyip "Şehname" haline koyan Firdevsi gösterilir.

Biz, büyük parçalar halinde, çoğu birbirinin devamı olan destanlara mâlik bahtiyar milletinden birisiyiz. Talihsizliğimiz, şimdiye kadar, içi-mizden, bu destan parçalarını birleştirip işleyecek büyük bir sanatçı-nın çıkmamış olmasıdır.

Bir millî destan o kadar mühim bir millî kuvvettir ki, bazan, bir milleti yaşattığı veya dirilttiği görülür. Firdevsî: "Farsça ile Acem milletini dirilttim!" demekle haklıdır. Arap istilâsı ile yıkılıp bütün millî varlığını kaybeden ve hattâ eski ırkî özellikleri bile kalmayan İran son devirde-ki siyâsî istiklâlinden önce, Firdevsî'nin yarattığı "Şehname" sayesin-de mânevî-rûhî istiklâlini kazanmıştı. Fars dili ve Fars millî ruhu yalnız "Şehname" sayesinde yaşadı demek pek mübalâğa olmasa gerektir. Millî destanın millî hayattaki rolünü kavrayan bazı küçük milletlerin kendilerine millî destan uydurmaya kalktıkları bile görülmüştür.

Acaba, Türk destanı nasıl bir destandır? Hangi zamanları, hangi kah-ramanları, hangi düşünceleri ve karakterleri anlatıyor? Yunan destânı ile kıyaslandığı zaman, onlarınkinin daha çok efsânelerle dolu bulun-masına karşılık, bizimkinin tarihî olduğu, hemen dikkati çeker. Belki bu da, Türklerin mübalâğadan kaçan millî karakterlerin bir sonucudur.

Dünyanın ve insanların yaratılışı hakkındaki parça ile Altay Türklerinin pek mahallî kalmış bazı destan parçaları bir yana bırakılırsa, Türk destanına, bir nevi halk tarihi demek mümkündür. Fakat efsânevî olanlardaki şiiriyet ile tarihî olanlarınki hamasilik, manzum ve mensur büyük bir Türk destanı yaratacak olan sanatçı için baha biçilmez değerli unsurlardır.

Türk tarihinin hamasî ve lirik bir yankısı olan millî destanlarımız, bize, Milâttan önceki VII. Yüzyılın kırıntılarını bile getirmektedir. Fakat ne yazık ki bu büyük destanın mâhiyetini ve onun baş kahramanı olan Alp Er Tunga’yı ancak Îran kaynaklarındaki şeklinden öğrenebiliyoruz. Bu destanın Türkçesinden yalnız bir ağıt kalmıştır ki, o da, Milâttan son-raki XI. Yüzyılda kâğıda geçirilmiş ve orijinalliğini kaybetmiştir.

Firdevsî, İranlıların "Afrâsiyâb" dedikleri Türk kahramanından "Şehna-me" de uzun uzadıya bahsetmiştir. Onu, yenilmiş ve kötü bir tip ola-rak göstermiş, hattâ "Şehnâme"nin Türkler üzerindeki tesiri dolayısıy-la, Selçuklar ve Osmanlılar devrindeki Türk edebiyatında Afrâsiyâb, kötülüğün timsâli hâline gelmiştir.

Türk destanlarına şöyle bir bakmak bile, onlardaki bediî ve hamasî un-surları görmeye yeter. Kadın güzelliği, kadının ilham verişi ve vefâ-lılığı, kahramanlıkta ölçüsüzlük, iyiliğin her zaman kazanışı, atın insa-na sadık bir yoldaş olması, gafletin her zaman ceza görmesi, namu-sun ve şerefin hayattan üstün tutulması Türk destanlarında belli başlı unsurlardır.

Dünyanın yaratılışı hakkındaki destana bakınız. Hiç bir şey yokken yalnız Tanrı ve ebedî su var. Bu yalnızlıktan sıkılan Tanrı, ne yapayım diye düşünürken sudan beyaz bir kadın

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>