TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

44

çıkıyor ve ne yapayım diye düşünen Tanrı'ya "yarat!" diye ilham ve-rerek suda kayboluyor. Tanrı, bu ilham üzerine şeytanı, yeri ve insan-ları yaratıyor.

Yine Dokuz Oğuz'ların türeyişleri hakkındaki destanı hatırlayınız: "Hun imparatorlarından birisinin o kadar güzel iki kızı vardır ki, bunlar hiçbir insana verilemez, ancak Tanrı'nın eşi olabilirler diye düşünüyor. Bu düşünce ile yurdun yüksek bir yerinde bir kule yaptırıp kızları oraya koyuyor ve onları eş olarak alması için Tanrı'ya yalvardıktan sonra gi-diyor. Bir zaman sonra kulenin dibine yerleşen ve durmadan haykıran bir kurt, kızların dikkatini çekiyor. Tanrı, bir kurt şeklinde kendisini göstermiştir diyerek ona eş oluyorlar. Ve Dokuz Oğuz'lar bu evlenme-den türkülerini kurt ulumasını andırır şekilde seslerini titreterek söylü-yorlar."

İptidaî toplumlarda türlü şekiller gösteren bediîlik, görülüyor ki, Dokuz Oğuz Türklerinde pek şairane bir hâl almıştır. Totemizmin veya eski bozkurt hanedanının hâtırası olan "kurt babadan türeyiş" yanında be-diî unsur olarak "dünya güzeli iki kız kardeşten doğuş" motifi herhalde birçok tarihî-destânî eserlere, operalara konu olacak güçtedir.

Bugün, Türk destanı hakkındaki bilgimizin tam olmadığı muhakkaktır. Anadolu'da yer yer önemli destan parçalarının halk ağzında yaşamak-ta olduğunu gösterecek deliller vardır. Bu delillerden biri, son yıllarda halk bilgisi araştırmaları sırasında elde edilen bazı yeni Dede Korkut varyantları, diğeri de Baki Arık tarafından yayınlanan "Adananın Fet-hi" adlı küçük bir kitaptır. Adananın fethinin Adana Türkleri arasında yaşayan hâtırasının yayınlanması, bize, diğer şehirlerimizin de böyle fetih destanları olabileceğini düşündürdü. Anadolulu bazı aydınlarla yaptığımız konuşmalar, hiç olmazsa bazı şehirlerimizde böyle destan-lar olduğunu, halk arasında söylenen ve yaşlılar azaldıkça yavaş ya-vaş unutulan bu destanların gecikmeden kâğıda geçirilmezse, kaybo-lup gideceklerini de bize öğretmiş bulunuyor.

Türk destanının, bundan başka meseleleri de vardır. Bunlardan birisi de, yayınlanmış ve hattâ kesin şekillerini almış destan parçaları üze-rinde yetkililerin ortak kanaat ve sonuca varmamış olmalarıdır. Mese-lâ "Battal Gazi" destanı, Türk destanı mıdır, yoksa Türkçeye çevrilmiş veya adapte edilmiş bir Arap destanı mıdır? "Köroğlu" destanı VII. Yüzyıla âit bir Gök Türk destan parçası mıdır, yoksa XVI. Yüzyıla âit bir Anadolu destanı mıdır? "Manas" destanı X. Yüzyıla âit bir Karahanlı destanı mıdır, yoksa XVII. Yüzyıla âit bir Kırgız destanı mı?

Görülüyor ki, bunlar, küçümsenecek meseleler değildir. Bunlar hallo-lunmadıkça destan parçalarını birleştirip bir sanat anıtı meydana ge-tirmek imkânsızdır. Millî tarihimizi bir sisteme bağlamak için uzun bir hazırlanma gerektiği gibi, millî destanımızı kesin bir şekle sokmak, şüpheli taraflarını aydınlatmak, bize âit olanlarını alıp olmayanları at-mak için de yine yorucu bir çalışmaya ihtiyaç vardır.

(Orkun, 31. Sayı, 4 Mayıs 1951)

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>