|
Gökalp,
Kurtuluş Savaşı'ndan sonra, 1339 (=1923) da, çocuklar için
yayınladığı manzum ve mensur masallardan meydana gelen "Altın
Işık" adlı kitapta da, bazı Türk destan parçalarını nazma
almıştır. "Al-tın Işık" taki parçalar Dede Korkut'tan
alınmıştır. Hecenin 4+4+3 vez-niyle yazılan "Deli Dumrul"
masalı, aslına çok uygun ve yine sâde, güzel Türkçe iledir. Yine
Dede Korkut'taki "Tepegöz" parçasının naz-ma çekilmiş
sekli olan "Arslan Basat" adlı uzun parça ise, nazım tek-niği
ve sanat bakımından, diğer manzumelerinden daha az başarılıdır.
Ziya Gökalp,
çeşitli millî ve toplum görevlerinin ele alınmadığı veya iyi
görülmediği bir devirde yetişmiş milliyetçi bir aydın olduğu ve
bundan büyük bir ızdırap duyduğu için, ihmâl edilenlerin hepsini
birden yap-maya kalkmış, bu yüzden yaptıklarının bir kısmı eksik
veya yarım kal-mıştır. Türk destanını yazmak hususundaki
teşebbüsü de böyledir. Bununla beraber birçok alanlarda olduğu
gibi, bu sahada da ilk çığırı açmış olması, onun büyük
şereflerinden birisidir.
***
Gökalp’tan
sonra Türk destanı ile uğraşan fikir adamlarından birisi de
Hilmi Ziya Ülken’dir. 1340–1341 (=1924–1925) yıllarında
yalnız 12 sa-yı olarak çıkan ve Anadoluculuk fikrini yaymaya
uğraşan aylık Anadolu dergisinde, Türk destanı üzerinde
çalışmalarının ürünlerini yayınla-mıştır. Hilmi Ziya Ülken’in,
o sıralarda lise öğretmeni olduğunu sanı-yorum. Anadoluculuk
inancının fikriyatını yapan ve millî tarihimizin a-dı, konusu,
milletimizin adı, Anadolu coğrafyası, millî bayram, Anado-lu
kadınlığı, Anadolu edebiyatı gibi sırf Anadolu'ya ait şeylerle
uğra-şan, hattâ milletimizin adını Anadolu milleti, devleti de
Anadolu cum-huriyeti diye adlandıran ve hepsi de genç olan bu
grup arasında Hilmi Ziya, Türk destanı ile uğraşan tek
kişidir.
***
O, bu konu
ile iki yönden uğraşmıştır: Hem bazı destan parçalarını uzun
manzumeler halinde yazmış, hem de destanı ilmî bir konu olarak
ele alıp nasıl teşekkül ettiğini göstermiştir.
Hilmi
Ziya’ya,
manzumelerinde başarı göstermiştir denemez. Çünkü zaten şâir
değildi. "Anadolu Örfü ve Destanlar" adı ile yayınladığı ve
destanı ilmî olarak ele aldığı iki makalesinde de fazla başarılı
değildir. Çünkü o zaman kendisi pek genç, ele aldığı konu da
bizim için yeni ve el değmemiş gibi idi. Bundan başka Hilmi
Ziya, Anadolu dergisinin prensibine uyarak, işe,
Anadoluculuk ön fikriyle başlamış bulunuyor-du. Bu ön fikrin,
onu, bazı tarihî gerçekleri görmekten alıkoyduğu muhakkaktır.
Bununla
beraber, destanlar hakkında vardığı sonuç ve verdiği hüküm
doğrudur: "Galip veya mağlûp, zengin veya fakir bütün
milletlerin mefkûresini gösteren, istikâmetlerini tâyin eden
destanlardır."
(Orkun,
30. Sayı, 27 Nisan 1951) |