TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

49

müverrihleri tarafından yapılan propaganda ile kaybolduğunu ve ye-rini Çengiz ve Temir düşmanlığına bıraktığını söyler. Yine ona göre Safevîlerin Şiîlik propagandası ve İranlılık gayreti de millî tarih anlayışı ile Türk destanının baltalanmasına sebep olan hareketlerden birisidir? Bunları ortaya koyduktan sonra, Türk destanının ana çizgilerine geçen Zeki Velidi Togan bu destanı şöyle özetliyor.

Dişi kurt tarafından beslenen ilk Türklerin yurdu Isıg Göl yakınlarındaki Azık Art dağlarıdır. Türk'ün dört oğlu oluyor ve bunlardan Tüng tuzu keşfediyor. Onun oğlu Alp Er Tunga ise Türk hükümdar sülâlelerinin kurucusu oluyor. Bunun neslinden Alanca Kara Han, âhûdan mis elde etmesini bulup ticareti kuruyor, ok ve yay ile av avlamasını icâd edi-yor. Alanca Kara Han'dan sonra memleket Türk ve Oğuz veya Moğol ve Tatar diye ikiye ayrılıyor. Moğol neslinden Kara Han'ın oğlu Oğuz Han (veya Oğuz Ata), büyük fetihler yapıyor. Veziri Ulug Türk de aklın, tedbirin temsilcisi sayılıyor. Oğuz Han'dan sonra oğlu Gün Han hü-kümdarlığa geçiyor ve onun da Irkıl Hoca adındaki veziri nâm salıyor. Gün Han’dan sonra her biri 75–125 yıl hüküm süren dokuz hükümdar daha geçiyor ve hükümdarlık Oğuz sülalesinden, Buğra Han sülâlesine geçiyor. Karahanlıların destana geçmiş şekli olan Buğra Han'dan son-ra olağanüstü bir doğuşla dünyaya gelen Çengiz Han başa geçiyor. Çengiz'in neslinden gelen birkaç pâdişâhtan sonra Temir, Toktamış ve Edüge parçaları destanı tamamlıyor.

Zeki Velidi Togan, üzerinde fazla çalışmadığı için batı Türklerinin, yâni Türkiyelilerle Azerbaycanlıların destanları hakkında çok söz söyleme-miş, yalnız, Anadolu'da yayılan Battal Gazi ve Dânişmend Gazi des-tanlarının Türk destanı değil, İslâmi destanlar olduklarını söylemekle yetinmiştir.

Seyit Battal Gazi hikâyesi, konusunu Anadolu'daki İslâm-Bizans kav-galarından almış olmakla beraber, bu kavgaların Selçuklular değil, daha önceki Araplar devrini dile getirdiği ve kahramanları hep Arapça adlar taşıyanlar olduğu için, gerçekten de, bir Türk destanı gibi görül-memektedir. Her ne kadar Fuad Köprülü Türk Edebiyatı Tarihi'nde bunu Anadolu Türk destanlarının ilki diye göstermiş ve Anadolu'daki İslâm-Bizans çarpışmaları sırasında Emevî ve bilhassa Abbasî ordula-rındaki Türk unsuru arasında doğmuş olabileceğini ileri sürmüşse de, masal unsuru ile çok karışmış olan Battal Gazi hikâyesinin diğer Türk destânlarındaki umumî karakteri göstermediği muhakkaktır. Anadolu-'da ilk önce Araplarla Rumlar, sonra Türklerle Rumlar arasında yüzyıl-larca süren dinî savaşları aksettirmiş olması bakımından bunun öteki Türk destanlarından ayrıldığı düşünülebilirse de, böyle bir düşünce ve itiraz pek de yerinde olamaz. Çünkü Müslüman olmayan Gürcü ve Abazalar ile yapılan savaşların hâtırasını saklayan Dede Korkut hikâ-yeleri de dinî bir karakter taşıdığı halde millî unsurdan bir şey kaybet-miş değildir. Öyle sanıyorum ki, batı Türklerinin, yâni Türkiye, Irak, Azerbaycan Türklerinin ilk destânî ürünleri de bu Dede Korkut hikâye-leridir.

Kökünü Türkistan'da ve hattâ kısmen Gök Türkler çağından aldığı belli olmakla beraber Doğu Anadolu'da yerlileşmiş, değişmiş ve olgunlaş-mış olan bu hikâyeler Battal Gazi ile kıyaslanamayacak kadar millî ve destânî karakter taşımaktadır. Bugün yalnız Anadolu Türkleri arasında bilinen ve destânî mahiyet taşıyan hikâyeleri doğrudan doğruya Ana-dolu Türklerinin destanı saymakta isabet olamayacağını sanıyorum. Bunların başka milletlerden Türklere geçmiş olması ve Türklerde ya-şadığı hâlde eski sahiplerince unutulmuş bulunması pek mümkündür. Nitekim Alp Er Tunga destanı da Türklerin malı olduğu halde onlar ara-sında hemen hemen unutulmuş, fakat bizden alınan zengin parçaları Firdevsî tarafından Şehname’ye sokularak İranlılara mal edilmiştir.

Prof. Zeki Velidi Togan’ın Dânişmend Gazi destanını da Türk destanı saymamasına gelince: Ben burada değerli bilginin fikrine katılmı-yorum. Çünkü Battal Gâzi'nin Araplar arasında yaşamış, tarihî bir aslı olduğu halde, Dânişmend Gazi, bilindiği gibi, XI. Yüzyıldaki Anadolu Türk kahramanlarından birisidir. Destanı da destan olduğu kadar po-püler bir halk tarihinden başka bir şey değildir. Dânişmend Gazi desta-nının da, eski karakteristik Türk destanlarına çok benzemediği muhak-kaktır. Zannımca bunun sebebi, bu hikâyenin destânlaşacak kadar bir sözlü devre geçirmeden kâğıda çekilmiş olmasıdır. Bu iddiayı kuvvet-lendirecek başka örneklerini de Osmanlı tarihinin başlangıcında görü-yoruz: Ertuğrul Gazi’nin, çarpışan iki orduya rastlayıp yenilmek üzere olana yardımı, Kur'an karşısında sabaha kadar ayakta durması, Os-man Gâzi'nin meşhur rüyası ve bu rüyadan sonra Ede Balı'nın kızı ile evlenmesi, Rumeli'ye sallar ile geçiş vesaire hep tarihî birer aslı bulu-nan fakat destanlaşmanın bütün safhalarını tamamlamadan kâğıda geçirildiği için tarihle masal arasında kalan hâdiselerdir.

Âşıkpaşaoğlu, Oruç Beğ gibi Osmanlı tarihlerinde ilk Osmanlılara âit olayların büyük bir kısmını bozulmuş, yanlış tespit edilmiş tarih say-mak mümkün olduğu gibi destan saymak da mümkündür. Tıpkı Şehna-menin bazı parçalarının tarihe uyması gibi…

O halde, Prof. Zeki Velidi'nin ihmal ettiği batı Türkleri destanını sınıf-landırmak gerekirse, bunu şimdilik Dede Korkut, Dânişmend Gazi, A-dana Fethi ve ilk Osmanlılara âit parçalar olmak üzere sıralamak ve Köroğlu'nu da -aslı Türkistan'a âit olsa bile- Dânişmend Gazi destanın-dan sonra veya Osmanlılardan önceye getirmek üzere bu işin uzman-larına bırakmak gerekir.

(Orkun, 32. Sayı, 11 Mayıs 1951)

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>