|
müverrihleri
tarafından yapılan propaganda ile kaybolduğunu ve ye-rini
Çengiz ve Temir düşmanlığına bıraktığını söyler. Yine
ona göre Safevîlerin Şiîlik propagandası ve İranlılık gayreti de
millî tarih anlayışı ile Türk destanının baltalanmasına sebep
olan hareketlerden birisidir? Bunları ortaya koyduktan sonra,
Türk destanının ana çizgilerine geçen Zeki Velidi Togan
bu destanı şöyle özetliyor.
Dişi kurt
tarafından beslenen ilk Türklerin yurdu Isıg Göl
yakınlarındaki Azık Art dağlarıdır. Türk'ün dört oğlu
oluyor ve bunlardan Tüng tuzu keşfediyor. Onun oğlu
Alp Er Tunga ise Türk hükümdar sülâlelerinin kurucusu
oluyor. Bunun neslinden Alanca Kara Han, âhûdan mis elde
etmesini bulup ticareti kuruyor, ok ve yay ile av avlamasını
icâd edi-yor. Alanca Kara Han'dan sonra memleket Türk ve
Oğuz veya Moğol ve Tatar diye ikiye ayrılıyor. Moğol neslinden
Kara Han'ın oğlu Oğuz Han (veya Oğuz Ata),
büyük fetihler yapıyor. Veziri Ulug Türk de aklın,
tedbirin temsilcisi sayılıyor. Oğuz Han'dan sonra oğlu
Gün Han hü-kümdarlığa geçiyor ve onun da Irkıl Hoca
adındaki veziri nâm salıyor. Gün Han’dan sonra her
biri 75–125 yıl hüküm süren dokuz hükümdar daha geçiyor ve
hükümdarlık Oğuz sülalesinden, Buğra Han sülâlesine
geçiyor. Karahanlıların destana geçmiş şekli olan Buğra
Han'dan son-ra olağanüstü bir doğuşla dünyaya gelen
Çengiz Han başa geçiyor. Çengiz'in neslinden gelen birkaç
pâdişâhtan sonra Temir, Toktamış ve Edüge
parçaları destanı tamamlıyor.
Zeki Velidi
Togan,
üzerinde
fazla çalışmadığı için batı Türklerinin, yâni Türkiyelilerle
Azerbaycanlıların destanları hakkında çok söz söyleme-miş,
yalnız, Anadolu'da yayılan Battal Gazi ve Dânişmend Gazi des-tanlarının
Türk destanı değil, İslâmi destanlar olduklarını söylemekle
yetinmiştir.
Seyit Battal
Gazi hikâyesi, konusunu Anadolu'daki İslâm-Bizans kav-galarından
almış olmakla beraber, bu kavgaların Selçuklular değil, daha
önceki Araplar devrini dile getirdiği ve kahramanları hep Arapça
adlar taşıyanlar olduğu için, gerçekten de, bir Türk destanı
gibi görül-memektedir. Her ne kadar Fuad Köprülü Türk
Edebiyatı Tarihi'nde bunu Anadolu Türk destanlarının ilki diye
göstermiş ve Anadolu'daki İslâm-Bizans çarpışmaları sırasında
Emevî ve bilhassa Abbasî ordula-rındaki Türk unsuru arasında
doğmuş olabileceğini ileri sürmüşse de, masal unsuru ile çok
karışmış olan Battal Gazi hikâyesinin diğer Türk destânlarındaki
umumî karakteri göstermediği muhakkaktır. Anadolu-'da ilk önce
Araplarla Rumlar, sonra Türklerle Rumlar arasında yüzyıl-larca
süren dinî savaşları aksettirmiş olması bakımından bunun öteki
Türk destanlarından ayrıldığı düşünülebilirse de, böyle bir
düşünce ve itiraz pek de yerinde olamaz. Çünkü Müslüman olmayan
Gürcü ve Abazalar ile yapılan savaşların hâtırasını saklayan
Dede Korkut hikâ-yeleri de dinî bir karakter taşıdığı halde
millî unsurdan bir şey kaybet-miş değildir. Öyle sanıyorum ki,
batı Türklerinin, yâni Türkiye, Irak, Azerbaycan Türklerinin ilk
destânî ürünleri de bu Dede Korkut hikâye-leridir.
Kökünü
Türkistan'da ve hattâ kısmen Gök Türkler çağından aldığı belli
olmakla beraber Doğu Anadolu'da yerlileşmiş, değişmiş ve
olgunlaş-mış olan bu hikâyeler Battal Gazi ile kıyaslanamayacak
kadar millî ve destânî karakter taşımaktadır. Bugün yalnız
Anadolu Türkleri arasında bilinen ve destânî mahiyet taşıyan
hikâyeleri doğrudan doğruya Ana-dolu Türklerinin destanı
saymakta isabet olamayacağını sanıyorum. Bunların başka
milletlerden Türklere geçmiş olması ve Türklerde ya-şadığı hâlde
eski sahiplerince unutulmuş bulunması pek mümkündür. Nitekim Alp
Er Tunga destanı da Türklerin malı olduğu halde onlar ara-sında
hemen hemen unutulmuş, fakat bizden alınan zengin parçaları
Firdevsî tarafından Şehname’ye sokularak İranlılara
mal edilmiştir.
Prof. Zeki
Velidi Togan’ın
Dânişmend Gazi destanını da Türk destanı saymamasına gelince:
Ben burada değerli bilginin fikrine katılmı-yorum. Çünkü Battal
Gâzi'nin Araplar arasında yaşamış, tarihî bir aslı olduğu halde,
Dânişmend Gazi, bilindiği gibi, XI. Yüzyıldaki Anadolu Türk
kahramanlarından birisidir. Destanı da destan olduğu kadar po-püler
bir halk tarihinden başka bir şey değildir. Dânişmend Gazi desta-nının
da, eski karakteristik Türk destanlarına çok benzemediği muhak-kaktır.
Zannımca bunun sebebi, bu hikâyenin destânlaşacak kadar bir
sözlü devre geçirmeden kâğıda çekilmiş olmasıdır. Bu iddiayı
kuvvet-lendirecek başka örneklerini de Osmanlı tarihinin
başlangıcında görü-yoruz: Ertuğrul Gazi’nin, çarpışan iki
orduya rastlayıp yenilmek üzere olana yardımı, Kur'an karşısında
sabaha kadar ayakta durması, Os-man Gâzi'nin meşhur
rüyası ve bu rüyadan sonra Ede Balı'nın kızı ile
evlenmesi, Rumeli'ye sallar ile geçiş vesaire hep tarihî birer
aslı bulu-nan fakat destanlaşmanın bütün safhalarını
tamamlamadan kâğıda geçirildiği için tarihle masal arasında
kalan hâdiselerdir.
Âşıkpaşaoğlu,
Oruç Beğ
gibi Osmanlı
tarihlerinde ilk Osmanlılara âit olayların büyük bir kısmını
bozulmuş, yanlış tespit edilmiş tarih say-mak mümkün olduğu gibi
destan saymak da mümkündür. Tıpkı Şehna-menin bazı
parçalarının tarihe uyması gibi…
O halde,
Prof. Zeki Velidi'nin ihmal ettiği batı Türkleri destanını
sınıf-landırmak gerekirse, bunu şimdilik Dede Korkut, Dânişmend
Gazi, A-dana Fethi ve ilk Osmanlılara âit parçalar olmak üzere
sıralamak ve Köroğlu'nu da -aslı Türkistan'a âit olsa bile-
Dânişmend Gazi destanın-dan sonra veya Osmanlılardan önceye
getirmek üzere bu işin uzman-larına bırakmak gerekir.
(Orkun, 32. Sayı, 11 Mayıs 1951) |