|
b) Türk
Tarihinin Kadrosu Meselesi:
Türk
tarihinin başlangıcındaki anlaşmazlık, Türk tarihinin kadrosu
hak-kında da anlaşmazlık demek olmakla beraber, daha sonraki
çağlarda kimlerin Türk tarihine sokulacağı meselesi bütün
çapraşıklığı ile karşı-mızda durmaktadır. Meselâ,
Karahıtaylar'ın Türkistan'da hâkimiyeti zamanını Türk tarihinin
bir devri gibi kabul etmek doğru mudur? Yoksa Karahıtaylar Moğol
oldukları için bu devir bir yabancı hâkimiyeti devri midir?
Yahut Gazneliler devleti Türk tarihi kadrosuna girer mi, yoksa
yabancı halkın oturduğu yerlerde hâkim oldukları için bunların
millî kadrodan çıkarılması mı gerekir? Hangi Türklerin tarihi
ana vatan tari-hidir ve hangilerininki sömürge veya sâdece
hanedan tarihi olarak göz önüne alınmalıdır? Bunlar Türk
tarihinin ciddî meseleleridir ve henüz hallolunup kesin bir
sonuca varılmış değildir.
Türk
tarihinin kadrosu konuşulurken akla gelecek en mühim mesele-lerden
biri Çingiz ve Temir'in millî
tarihin kahramanları mı, yoksa ırkımızın düşmanları mı olduğunun
tespitidir. Çünkü bu iki mühim şah-siyet hakkında bizim
tarihçilerimiz ortak kanaat sahibi değildir. Bir kı-sım
tarihçiler bu iki şahsı Türk sayıyorlar ve onların yarattığı
vakalar ve kurdukları devletleri Türk tarihi kadrosuna
sokuyorlar. Bazı tarihçi-ler ise tamamıyla aksini savunuyorlar.
Onlara göre Çingiz ve Temir
Türk değildir; Moğol veya Tatardır. İkisi de ırkî
düşmanlarımızdır. Ta-rihçilerimizden birisi ise Çingiz'i
yabancı, Temir'i Türk sayıyor. Aynı
milletin tarihçileri arasındaki bu büyük fikir ayrılığı ve görüş
farkı, hiç-bir millette eşi gösterilemeyecek bir millî
anarşidir. Çünkü mesele be-lirli şahısların iyi mi, kötü mü,
büyük mü, küçük mü olduğu meselesi değil, doğrudan doğruya millî
tarihe mal edilip edilemeyeceği mesele-sidir. Bu anlaşmazlıklar
Türk tarihinin başlangıcına, mitoloji ile karışık çağlarına ait
olsaydı, bir dereceye kadar hoş karşılanabilirdi. Fakat XIII. ve
XIV. yüzyıllarda yaşamış olan şahıslar üzerindeki bu fikir kar-gaşalığı,
millî şuurun henüz gereğince uyanmamış olduğunu gösterir. Bu zıt
kanaatlerden, hiç şüphesiz bir tanesi doğru, diğerleri
yanlıştır. Yakın geçmişteki en büyük ana meseleler üzerinde
doğruyu bulup çıkaramamak ise tarih belgelerinin eksikliğini
değil, tarihî ve millî şuurun azlığını veya yokluğunu gösterir.
c) Türk
Tarihinin Çağları Meselesi:
Tarihin
ilkçağ, ortaçağ gibi devirlere ayrılmasının pek indî olduğu
artık anlaşılmıştır. Çünkü bu ayrılışlar bütün insanlığa göre
değil, bir kıta veya bir kısım milletlere göre yapılmıştır. Taş
devri, maden devri nasıl bütün kavimlerde aynı zamanlarda
başlamıyorsa; ortaçağ, yeniçağ gibi zamanlar da (eğer fikir
hayatındaki tekâmül merhalelerini göster-mek için
kullanılıyorsa) bütün milletlerde aynı devri gösteremez. Eski
Türk tarihini, ilkçağda Türk tarihi, ortaçağda Türk tarihi diye
bölümlere ayırmak ilmî değildir. Batı Avrupa'nın kendisine göre
yaptığı bir sınıf-landırmaya körü körüne uymak elbette doğru
olmaz.
Tarihimizi
millî görüşe göre sınıflandırma teşebbüsü şimdiye kadar yalnız
Dr. Rıza Nur ile Prof. Zeki Velidi
Togan tarafından yapılmıştır. Rıza Nur,
Türk tarihini "Eski Türk Tarihi" (= Türe ve Yasa Devri =
Millî Devir), "Yeni Türk Tarihi" (= Müslümanlık Devri = Dinî
Devir) ve "Taze Türk Tarihi" (= Yeniden Doğuş ve Uyanma = İkinci
Millî Devir) olarak başlıca üç çağa ayırdığı gibi Zeki
Velidi Togan da XVI. Yüzyıl ortasına kadar
ilerleme ve yükselme çağı, Birinci Cihan Savaşı sonuna kadar
gerileme ve çökme çağı ve birinci Cihan Savaşından sonra da
üçüncü bir çağ olmak üzere üç ana çağa bölmektedir. Fakat bu iki
sınıflandır-ma kimse tarafından dikkate alınmamıştır.
ç) Adların
İmlâsı Meselesi:
Türk
tarihindeki birtakım özel adların belli bir imlâya mâlik
olmayışı da millî ayıplarımızdan biridir. XIII. Yüzyıl
kahramanının adı Çingiz mi Cengiz
mi? Sonra Temir mi, Temür
mü, Timur mu? Tıpkı bunlar gibi prens
unvânı olan kelime "tigin" mi, "tegin"
mi? Karahanlı kahrama-nının adı Buğra mı,
Boğra mı yazılmak gerek? Bu fikrî
kararsızlıklar birçok yanlışlara yol açıyor. Bir yanlışın nasıl
kökleştiğine en güzel ör-nek, Gök Türklerin ilk kağanı
Bumun veya Bumın'ın adında
görülmek-tedir. Eski harflerle yazıldığı zaman "ı" ve "i" farkı
belli olmadığı için yeni harflerden sonra bu kağanın adı
Bumin şeklinde yazılmış ve tarih kitaplarına,
piyeslere, soyadlarına kadar bu yanlış şekliyle girip yer-leşmiştir.
Görülüyor ki,
tarihimizi anlayış ve ele alış tarzımız karışıklık içindedir. Bu
karışıklığın içinden ne şahıslar, ne de özel teşekküller
çıkamaz. Bu karışıklığı Önlemek için resmî bir teşekkül
lâzımdır. Böyle resmî bir teşekkül, Türk tarihinin meselelerini
karara bağlamak için bir kurultay toplamalı ve kurultayda
meseleler ilmî açıdan ele alınarak değerlendi-rilmeli ve
tartışılmalı, karşılıklı iddialar basılarak umumî efkâra
sunul-malıdır. Ancak, millî ve ilmî fikrin hâkim olacağı böyle
bir kurultaydır ki, Türk tarihinin meselelerine bir çözüm yolu
bulabilir.
(Yeni Sabah, 29 Kasım 1948) |