TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

52

Şu ufak örneklerde de görüldüğü özere Rızâ Nur, hem eski kelimeleri, hem de eski gramer şekillerini kullanmaktadır. Hele bazı yerlerde eski Türkçede olmayan ancak konuşma dilimizde kullanılan şekilleri dene-mesi bizi oldukça yadırgatmaktadır. Meselâ "ova kanla, leşle doldu" diyeceği yerde "ovan kannan, leşnen doldu" demesini yadırgamamak mümkün değildir. Bununla beraber konuşurken çoğumuzun böyle söy-lediği ve "benimle, seninle" diyecek yerde "bennen, sennen" dediği-miz de muhakkaktır.

Eserin bölüm başlıkları şunlardır:

Başlangıç, destanı yazmanın sebebi, destana başlama, Ergenekon'a kapanış, Ergenekon'dan çıkış, Karahan'ın kağanlığı, Uğuz Kağan'ın do-ğuşu, Uğuz Kağan'ın çocukluğu ve gençliği, Uğuz'un İtiyatla cengi, U-ğuz'un evlenmesi, Uğuz'un şiiri, Uğuz'un âşık olup evlenmesi, Uğuz'un babası Karahan'la cengi, Uğuz'un kağan oluşu, Uğuz Kağan'ın evlenişi, Uğuz Kağan'ın dünya fethine çıkışı, ordunun tanzimi, Uğuz Kağan'ın orduya geçit yapışı, Çin elçisinin gelişi, Uğuz Kağan'ın Çin'e dalışı, U-ğuz Kağan'ın öğüdü, ulu vuruşgu (=harp), Uğuz Kağan'ın Han Baluğu (=Pekin'i) alışı, Altın Kağan'dan Uğuz Kağan'a yumsab (=elçi) gelişi, Uğuz Kağanın Urum üstüne yürüyüşü, ulu vuruşgu, Urus Beğin gelip Uğuz Kağan'a itaati ve Uğuz Kağan'ın Uruslara Saklab adı verişi, Uğuz Kağan'ın İtil ırmağını geçişi ve Kıpçaklar, Uğuz Kağan'ın aygırının kaçı-şı ve Karluklar, anahtarsız ev ve kalaçlar, Mamak'ın ölümü, Uğuz Ka-ğan'ın Çürçit üzerine yürüyüşü, cenk kurultayı, kağnının icadı, Uğuz Kağan'ın Tangut üstüne yürüyüşü, kalenin muhasarası, İtbarak'ın U-ğuz Kağan'a sığınması, Uğuz Kağan'ın doğuya dönüşü, batıya dönüş ve Uğuz Kağanın Kırgızlara varışı, Uğuz Kağan'ın Hinde yürüyüşü, vu-ruşgu, Uğuz Kağanın Keşmir'i alışı ve Gün Han'ın Sevim Hanımla aşkı, Uğuz Kağan'ın yurda dönüşü, Uğuz Kağan'ı Îran’ı alışı, vuruşgu, Uğuz Kağan'ın Suriye'yi ve Mısır'ı alışı, altın yayla üç gümüş ok, Uğuz Ka-ğan'ın oğullarına öğüdü ve yurdunu taksimi, Uğuz Kağan'ın duası, şö-len, Uğuz Kağan'ın ölümü, Uğuz Kağan'ın yuğu, Uğuz Kağan'ın yakıl-ması, bark ve balballar, sağu (=mersiye), sonuç.

Rızâ Nur, şâir yaratılışlı olmadığı için bu uzun destanda başarı göster-miştir denemez. Eserin, parça parça kuvvetli yerleri bulunmakla bera-ber, bütünü zayıf kalmıştır. Bin türlü dert arasında ve ömrünün son yıllarında yazdığı bir eser de, zaten başka türlü olamazdı.

Eserin en değerli tarafı, yazılmasındaki gayedir. Nâmık Kemâl ve Ziya Gökalp gibi, Rızâ Nur da, çeşitli edebî nevilere sırf millî hizmet olsun diye başvurmuştur. Esasen onun tarih yazması, meşhur operaları na-zım olarak Türkçeye çevirmesi, Türk edebiyatı üzerinde çalışarak 5 büyük cilt meydana getirmesi de hep aynı maksatladır.

Destan yazmak için çektiği sıkıntıları, eserinin son bölümünde, şöyle anlatıyor:

Uğuz'un şâiri saf Türk Rızâ Nur,

—Tanrı’ya bin kere şükür olunur-

Îstanbul’da, Taksim, Sülünpalas'ta ,

Yalınız, perişan, bezgin ve hasta,

Tamamladı. Etti Türk'e armağan...

Paris'te, Mısır'da sefalet içre,

Türlü tehlike geçire geçire

Bu destanı yazmak için çalıştım,

Dert Öyle oldu ki, derde alıştım.

Millî gayeler uğrunda bu kadar didinen ve son devir tarihimizin birinci sınıf adamlarından olan Dr. Rızâ Nur, bugün yalnız gözlerden değil, gönüllerden ve hafızalardan da uzak olarak, Merkezefendi Kabrista-nındaki mütevazı mezarında dinlenmektedir. Taşında şu kelimeler ka-zılıdır:

Türklük için yaşadı, Öldü.

(1) Rızâ Nur, umumi "Oğuz" söyleyişinin aksine olarak "Uğuz" diye söyler ve yazardı. Bugün Anadolu Türkleri arasında her iki şekilde de kullanılmaktadır.

(Orkun, 33. Sayı, 18 Mayıs 1951)

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>