|
Şu ufak
örneklerde de görüldüğü özere Rızâ Nur, hem eski
kelimeleri, hem de eski gramer şekillerini kullanmaktadır. Hele
bazı yerlerde eski Türkçede olmayan ancak konuşma dilimizde
kullanılan şekilleri dene-mesi bizi oldukça yadırgatmaktadır.
Meselâ "ova kanla, leşle doldu" diyeceği yerde "ovan kannan,
leşnen doldu" demesini yadırgamamak mümkün değildir. Bununla
beraber konuşurken çoğumuzun böyle söy-lediği ve "benimle,
seninle" diyecek yerde "bennen, sennen" dediği-miz de
muhakkaktır.
Eserin bölüm
başlıkları şunlardır:
Başlangıç,
destanı yazmanın sebebi, destana başlama, Ergenekon'a kapanış,
Ergenekon'dan çıkış, Karahan'ın kağanlığı, Uğuz Kağan'ın do-ğuşu,
Uğuz Kağan'ın çocukluğu ve gençliği, Uğuz'un İtiyatla cengi, U-ğuz'un
evlenmesi, Uğuz'un şiiri, Uğuz'un âşık olup evlenmesi, Uğuz'un
babası Karahan'la cengi, Uğuz'un kağan oluşu, Uğuz Kağan'ın
evlenişi, Uğuz Kağan'ın dünya fethine çıkışı, ordunun tanzimi,
Uğuz Kağan'ın orduya geçit yapışı, Çin elçisinin gelişi, Uğuz
Kağan'ın Çin'e dalışı, U-ğuz Kağan'ın öğüdü, ulu vuruşgu
(=harp), Uğuz Kağan'ın Han Baluğu (=Pekin'i) alışı, Altın
Kağan'dan Uğuz Kağan'a yumsab (=elçi) gelişi, Uğuz Kağanın Urum
üstüne yürüyüşü, ulu vuruşgu, Urus Beğin gelip Uğuz Kağan'a
itaati ve Uğuz Kağan'ın Uruslara Saklab adı verişi, Uğuz
Kağan'ın İtil ırmağını geçişi ve Kıpçaklar, Uğuz Kağan'ın
aygırının kaçı-şı ve Karluklar, anahtarsız ev ve kalaçlar,
Mamak'ın ölümü, Uğuz Ka-ğan'ın Çürçit üzerine yürüyüşü, cenk
kurultayı, kağnının icadı, Uğuz Kağan'ın Tangut üstüne yürüyüşü,
kalenin muhasarası, İtbarak'ın U-ğuz Kağan'a sığınması, Uğuz
Kağan'ın doğuya dönüşü, batıya dönüş ve Uğuz Kağanın Kırgızlara
varışı, Uğuz Kağan'ın Hinde yürüyüşü, vu-ruşgu, Uğuz Kağanın
Keşmir'i alışı ve Gün Han'ın Sevim Hanımla aşkı, Uğuz Kağan'ın
yurda dönüşü, Uğuz Kağan'ı Îran’ı alışı, vuruşgu, Uğuz Kağan'ın
Suriye'yi ve Mısır'ı alışı, altın yayla üç gümüş ok, Uğuz Ka-ğan'ın
oğullarına öğüdü ve yurdunu taksimi, Uğuz Kağan'ın duası, şö-len,
Uğuz Kağan'ın ölümü, Uğuz Kağan'ın yuğu, Uğuz Kağan'ın yakıl-ması,
bark ve balballar, sağu (=mersiye), sonuç.
Rızâ Nur,
şâir yaratılışlı olmadığı için bu uzun destanda başarı göster-miştir
denemez. Eserin, parça parça kuvvetli yerleri bulunmakla bera-ber,
bütünü zayıf kalmıştır. Bin türlü dert arasında ve ömrünün son
yıllarında yazdığı bir eser de, zaten başka türlü olamazdı.
Eserin en
değerli tarafı, yazılmasındaki gayedir. Nâmık Kemâl ve
Ziya Gökalp gibi, Rızâ Nur da, çeşitli edebî nevilere
sırf millî hizmet olsun diye başvurmuştur. Esasen onun tarih
yazması, meşhur operaları na-zım olarak Türkçeye çevirmesi, Türk
edebiyatı üzerinde çalışarak 5 büyük cilt meydana getirmesi de
hep aynı maksatladır.
Destan yazmak
için çektiği sıkıntıları, eserinin son bölümünde, şöyle
anlatıyor:
Uğuz'un şâiri
saf Türk Rızâ Nur,
|
—Tanrı’ya bin kere şükür olunur-
Îstanbul’da, Taksim, Sülünpalas'ta ,
Yalınız, perişan, bezgin ve hasta,
Tamamladı. Etti Türk'e armağan...
Paris'te, Mısır'da sefalet içre,
Türlü tehlike geçire geçire
Bu destanı yazmak için çalıştım,
Dert Öyle oldu ki, derde alıştım. |
Millî gayeler
uğrunda bu kadar didinen ve son devir tarihimizin birinci sınıf
adamlarından olan Dr. Rızâ Nur, bugün yalnız gözlerden
değil, gönüllerden ve hafızalardan da uzak olarak, Merkezefendi
Kabrista-nındaki mütevazı mezarında dinlenmektedir. Taşında şu
kelimeler ka-zılıdır:
Türklük için
yaşadı, Öldü.
(1) Rızâ Nur, umumi "Oğuz" söyleyişinin aksine
olarak "Uğuz" diye söyler ve yazardı. Bugün Anadolu Türkleri
arasında her iki şekilde de kullanılmaktadır.
(Orkun, 33. Sayı, 18 Mayıs 1951) |