|
Tam bir
hamasî şiir olan bu parçadaki "kiyir kiyir kişnemek" bize hiç de
yabancı gelmiyor. Mânâsını da hiçbir sözlüğe bakmadan anlıyoruz.
Bunun gibi, "tayma"nın da bir saldırış narası olduğunu kolayca
farke-diyoruz. "Döş" kelimesi bugün edebî dilde olmamakla
beraber "döl döş" deyiminde kullanılıyor. "Döşek" kelimesi de
buradan geliyor. Bir türlü kargı olan "cıda" sözlüklerde kalmış
bir kelime olmakla beraber bu manzumenin havası içinde okuyanı
yadırgatmıyor.
Görülüyor ki
Basri Gocul halk şiiriyle haşır neşir
olmuştur. Yukarıdaki parçanın:
|
Kırılmakla tükenmeyiz;
Bakmamak üçe, beşe
beyti, halk şâiri "Muhibbî"nin:
Sayılamaz parmak ile,
Tükenmeyiz kırmak ile.
Taşramızdan bakmak ile,
Kimse bilmez hâlimizi. |
dörtlüğünü
hatırlatıyor. Yine "yazılanlar gelir başa" mısrasındaki fikir
bütün halk edebiyatında, anonim edebiyatta, Türk milletinde
ortakla-şa bir fikirdir. Hattâ Sultan Cem bile:
"Herkesin
başına yazılan gelir, devrândır"
diye aynı
fikri manzum olarak söylemiştir. Sondan bir önceki beyitte,
mısraın "dahî" kelimesiyle başlaması da bize yabancı gelmiyor.
Bu bakımdan Basri Gocul, merhum Rızâ
Nur’un söylediği "Türkçe kelime-lerin bir destanı
ifâde edebilecek şekilde billûrlaşması’nı sağlamış de-mektir.
Hakikaten Öteki parçalarda da bu billûrlaşma göze çarpmak-tadır.
Sanki uzun zamanlardan beri Türkçe ile türlü destanlar
yazılı-yormuş gibi bir akıcılık mısrâlardan dökülmektedir. Türlü
Türk lehçele-rinde, özellikle Kazakçada görülen îcâz kudreti
Basri Gocul'da da ol-gunluğa doğru gidiyor.
Örnek olmak üzere "Kanturalı”nın bir söyleme-sini alıyorum:
Kanturalı tehlikeli bir maceraya atılmak üzeredir. Babası,
oğlunu vazgeçirmek için gideceği yerin korkunç sarplığından,
ahâlisinin keskin nişancılığından, baş kesen cellâtlardan,
zindanla-rından, insanı belâya sokan yosmalarından bahseder.
Kanturalı'nın cevabı şudur:
|
Yollardan korkar mıyım?
Aygırım nal dökerdir!
Okçudan korkar mıyım?
Cebem temren bükerdir!
Cellâttan korkar mıyım?
Yumruğum döş çökertir!
Zindandan korkar mıyım?
Yoldaşım kırk nökerdir!
Yosmadan korkar mıyım?
Döneceğim bu yerdir!.. |
Kendisini millî destanın güzelliğine kaptıran için, Dede
Korkut'taki tek-rirlere benzeyen bu tekrarlamalar çok
hoştur. Millî kültürü olmayan-ların bundan zevk
almayacağı tabiîdir. Millî destanlar halka ve ilkokul
çocuklarına kadar yayıldıkça bundan alman zevk de
umumîleşecek ve büyüyecektir. Çünkü zevk kısmen öğrenim
ve çevre meselesidir. Es-kiden makbul olmayan yarım
kafiyeler bugün hoşumuza gittiği gibi destanlardaki rûh
da yarın beğenilecektir.
Bu bakımdan
Basri Gocul bugün, belki kendisinin de
farkına varmadığı, büyük bir iş üzerindedir. Acele etmeyişi,
yazdıklarını boyuna değiştir-mesi (bunu kendi söylüyor),
durmaksızın çalışması onun başarısını hazırlayan sebeplerdir.
Kendisi şehirlerin gürültülü hayatından uzak-tır. Beynini ve
gönlünü dinleyebilecek bir çevre içindedir. Bundan do-layı
eserine ihtirasla sarılması, ortaya koyabileceği en yüksek
değeri yaratabilmesi mümkündür.
Şehnameler
çağı geçmiş değildir. Bugün başka milletlerde mensur destan
olarak çok lirik tarihî romanlar yazıldığına şahit oluyoruz. Biz
ise her ikisini de başaracak bir tarihî çağda bulunuyoruz.
Korkunç sos-yal kasırgalar arasında, oluşlar ve ölüşler
ortasında yeni bir manevî düzene, yeni bir hamasî devre doğru
gittiğimizi gösteren belirtiler de var. Millî destan üzerindeki
ümit verici çalışmalar bu belirtilerden bi-ridir.
(Orkun, 34. Sayı, 15 Mayıs 1951) |