TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

55

Tam bir hamasî şiir olan bu parçadaki "kiyir kiyir kişnemek" bize hiç de yabancı gelmiyor. Mânâsını da hiçbir sözlüğe bakmadan anlıyoruz. Bunun gibi, "tayma"nın da bir saldırış narası olduğunu kolayca farke-diyoruz. "Döş" kelimesi bugün edebî dilde olmamakla beraber "döl döş" deyiminde kullanılıyor. "Döşek" kelimesi de buradan geliyor. Bir türlü kargı olan "cıda" sözlüklerde kalmış bir kelime olmakla beraber bu manzumenin havası içinde okuyanı yadırgatmıyor.

Görülüyor ki Basri Gocul halk şiiriyle haşır neşir olmuştur. Yukarıdaki parçanın:

Kırılmakla tükenmeyiz;

Bakmamak üçe, beşe

beyti, halk şâiri "Muhibbî"nin:

Sayılamaz parmak ile,

Tükenmeyiz kırmak ile.

Taşramızdan bakmak ile,

Kimse bilmez hâlimizi.

dörtlüğünü hatırlatıyor. Yine "yazılanlar gelir başa" mısrasındaki fikir bütün halk edebiyatında, anonim edebiyatta, Türk milletinde ortakla-şa bir fikirdir. Hattâ Sultan Cem bile:

"Herkesin başına yazılan gelir, devrândır"

diye aynı fikri manzum olarak söylemiştir. Sondan bir önceki beyitte, mısraın "dahî" kelimesiyle başlaması da bize yabancı gelmiyor. Bu bakımdan Basri Gocul, merhum Rızâ Nur’un söylediği "Türkçe kelime-lerin bir destanı ifâde edebilecek şekilde billûrlaşması’nı sağlamış de-mektir. Hakikaten Öteki parçalarda da bu billûrlaşma göze çarpmak-tadır. Sanki uzun zamanlardan beri Türkçe ile türlü destanlar yazılı-yormuş gibi bir akıcılık mısrâlardan dökülmektedir. Türlü Türk lehçele-rinde, özellikle Kazakçada görülen îcâz kudreti Basri Gocul'da da ol-gunluğa doğru gidiyor. Örnek olmak üzere "Kanturalı”nın bir söyleme-sini alıyorum: Kanturalı tehlikeli bir maceraya atılmak üzeredir. Babası, oğlunu vazgeçirmek için gideceği yerin korkunç sarplığından, ahâlisinin keskin nişancılığından, baş kesen cellâtlardan, zindanla-rından, insanı belâya sokan yosmalarından bahseder. Kanturalı'nın cevabı şudur:

Yollardan korkar mıyım?

Aygırım nal dökerdir!

Okçudan korkar mıyım?

Cebem temren bükerdir!

Cellâttan korkar mıyım?

Yumruğum döş çökertir!

Zindandan korkar mıyım?

Yoldaşım kırk nökerdir!

Yosmadan korkar mıyım?

Döneceğim bu yerdir!..

Kendisini millî destanın güzelliğine kaptıran için, Dede Korkut'taki tek-rirlere benzeyen bu tekrarlamalar çok hoştur. Millî kültürü olmayan-ların bundan zevk almayacağı tabiîdir. Millî destanlar halka ve ilkokul çocuklarına kadar yayıldıkça bundan alman zevk de umumîleşecek ve büyüyecektir. Çünkü zevk kısmen öğrenim ve çevre meselesidir. Es-kiden makbul olmayan yarım kafiyeler bugün hoşumuza gittiği gibi destanlardaki rûh da yarın beğenilecektir.

Bu bakımdan Basri Gocul bugün, belki kendisinin de farkına varmadığı, büyük bir iş üzerindedir. Acele etmeyişi, yazdıklarını boyuna değiştir-mesi (bunu kendi söylüyor), durmaksızın çalışması onun başarısını hazırlayan sebeplerdir. Kendisi şehirlerin gürültülü hayatından uzak-tır. Beynini ve gönlünü dinleyebilecek bir çevre içindedir. Bundan do-layı eserine ihtirasla sarılması, ortaya koyabileceği en yüksek değeri yaratabilmesi mümkündür.

Şehnameler çağı geçmiş değildir. Bugün başka milletlerde mensur destan olarak çok lirik tarihî romanlar yazıldığına şahit oluyoruz. Biz ise her ikisini de başaracak bir tarihî çağda bulunuyoruz. Korkunç sos-yal kasırgalar arasında, oluşlar ve ölüşler ortasında yeni bir manevî düzene, yeni bir hamasî devre doğru gittiğimizi gösteren belirtiler de var. Millî destan üzerindeki ümit verici çalışmalar bu belirtilerden bi-ridir.

(Orkun, 34. Sayı, 15 Mayıs 1951)

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>