TÜRK TARİHİNDE MESELELER

 
 

 

 

6

TÜRKİYE TARİHİNİN MESELELERİ

Umumî Türk tarihinin olduğu gibi Türkiye tarihinin de çözülmemiş me-seleleri vardır ki, bunlar, bir sonuca bağlanmadan ne okullarda millî menfaat hesabına tarih öğretilebilir, ne de Türkiye Türklerinde millî ta-rih şuuru yaratılabilir.

Bugün, umumî Türk tarihinin olduğu gibi Türkiye tarihinin başlangıcı da belli değildir. Hattâ daha acıklı olarak, tarihî bir çağda kurulmuş olan Türkiye'nin başlangıcı hususunda, bugün, aramızda ikilik vardır. Bir millet, kendi tarihinin başlangıcını, tarihî bilgilerin azlığı yüzünden bil-mezse, bu, o kadar mühim bir eksiklik sayılamaz. Fakat tarihin çok iyi bilinen çağları içinde gelişmiş bir devletin kurulduğu zaman üzerinde fikir ayrılığı varsa, bu, ancak bir fikir kargaşalığının ifadesidir. Devlet-lerinin kuruluş yılında anlaşmazlığa düşmek, dedelerinin kim olduğu hakkında anlaşmazlığa düşen torunlara benzemek demektir.

Türkiye tarihinin önemli meseleleri şunlardır:

a) Türkiye Tarihinin Başlangıcı Meselesi:

Türkiye tarihi Fransa, İngiltere ve Almanya'ya nispetle yenidir. Eski veya yeni olmak büyük bir mânâ ifade etmez. Böyle olduğu hâlde, nedense, insanlarda ve milletlerde, devletlerinin eski olması ruhî iste-ği vardır. Ancak, bu ruhî hâl, tarihi değiştirmeye kadar varmamalıdır. Bir zamanlar, Anadolu'daki varlığımızı Milâttan 2.000 yıl önceye gö-türmek düşüncesiyle Hititlerin Türk olduğu iddia edilmişti. Hâlbuki bir memleketin tapusuna mâlik olmak için mutlaka ilk ahâlisi olmak lâ-zımdır diye düşünmek de boştur. Böyle olunca, bugün var olan millet-lerin hemen hepsinin, yaşadıkları topraklarda yabancı sayılmaları ge-rekir, hele Amerikalıların durumu büsbütün güçleşirdi.

Sonra, Hititler Türk bile olsa, onlar ortadan kalktıktan iki bin yıl sonra aynı topraklarda kurulan yeni Türk devleti eskisinin devamı sayıla-maz.

Türkiye tarihinin Selçuklularla başladığı, bugün, bütün ciddî tarihçiler tarafından kabul edilmiştir. Bunu ilk defa ortaya atan merhum Dr. Rıza Nur'dur. İlmî ve tarihî gerçek de bundan ibarettir. Ancak, kesin bir tarih söylemek gerekince, bunda birliğe rastlanamıyor.

Birçoklarının fikrine göre, tarihimiz, 1071 Malazgirt Savaşı ile başla-maktadır. Fakat bu fikirde kesin bir isabet olduğu söylenemez. Çünkü Malazgirt Savaşı, kurulmuş bir devletin, yâni Selçukluların, komşuları Bizans ile yaptıkları bir savaştır ve bu çarpışmadan sonra yeni bir devlet kurulmuş değil, zaten var olan bir devlete Küçük Asya'nın ka-pıları açılmıştır.

1940 yılında "Dokuz Yüzüncü Yıl Dönümü" adı ile yayınladığım bir bro-şürde, devletimizin kuruluş yılı olarak, Horasan'da Tuğrul Beğin istiklâl ilân ettiği 1040 yılını almış ve 1940 ta bu devletin 900, yılını tamam-ladığını, fakat resmî teşekküller tarafından bir anma töreni yapılmadı-ğı için o küçük broşürün bu görevi yerine getirmek üzere yazıldığını bildirmiştim.

O zaman savunduğum fikir şuydu:

Bu devlet 1040 ta Horasan'da Selçuklu Tuğrul Beğ'in padişahlığı ile kurulmuş, sonra büyüyerek diğer birçok topraklarla birlikte Anadolu-'yu da kendisine eklemiştir. Fakat tarihin garip bir cilvesi olarak bu devlet, üzerinde kurulmuş olduğu toprakları kaybetmiş, kuruluşundan sonra fethettiği yerlerde tutunmuştur.

Devamı

 

<< Nihâl Atsız'ın Kitapları

Anasayfa

Düşünce Alanı >>