|
Bu garip
tarihî gidiş, başka devletlerin tarihinde yoktur. Almanya,
Fransa, İngiltere ilk kuruldukları toprakları sonra elden
çıkarmamışlar-dır. Tarihçilerimizi şaşırtanın bu olduğunu
sanıyorum.
Türkiye
tarihini Malazgirt'ten başlatmak isteyen tarihçilerimiz, bu ta-rihten
sonra Anadolu'da ayrı sultanlar bulunduğunu, bundan dolayı da
bunun yeni ve ayrı bir devlet demek olduğunu ileri sürüyorlar.
Anado-lu'da ayrı sultanlar bulunması bu ülkenin tamamen ayrı ve
bağımsız bir devlet olduğunu göstermez. Eski Türk devlet
sisteminin merkezi-yetçi olmadığını hatırlamak, Anadolu
sultanlığının ayrı bir devlet demek sayılamayacağını belirtmeye
yeter. Gök Türklerde de iki, hatta bazan dört kağan bulunuyordu.
Kağanlar, iç işlerinde bağımsızdılar... Fakat bu ayrı ayrı iki
veya dört devlet demek değildi. Bunun gibi, Sel-çuk devletinde
de dört sultan bulunuyor, fakat bunların üçü Hora-san'daki büyük
sultana tabî olarak yaşıyordu.
O halde,
Türkiye'nin başlangıcı olarak hangi tarihi kabul edeceğiz? 1040
yılını mı, yoksa 1071’i mi?
Bana göre
doğru olan birincisidir. Fakat benim bu fikirde bulunmam, hatta
çoğunluğun bana taraftar olması hiçbir mânâ taşımaz. Aramız-da
tek fikir hâkim olmadıkça, evvelce de söylediğim gibi, uzak
gelecek için fesat tohumları atılmış olur. Bu anlaşmazlığı ve
fikir kargaşalığını da ancak bir tarih kurultayı önleyebilir.
Kesin bir sonuca varıldıktan sonra, bütün tarih kitapları artık
o başlangıç yılma göre kaleme alınır. Bir devletin hangi tarihte
başladığını tespit etmek pek mühimdir. Baş-langıç yılı belli
olmayan devlet, medenî bir teşekkül sayılamaz.
b) Türkiye
Tarihinde Hegemonyalar Meselesi:
Bu mesele,
Türkiye tarihinin ana çağlara bölünmesi meselesidir. Tür-kiye
tarihinin yalnız Osmanlılardan ibaret olmayıp Selçuklulardan
baş-ladığını Osmanlı Meb'usan Meclisi'nde bir nutukta söyleyen
ve bu fikri ilk defa ortaya atan merhum Rıza Nur Beğ,
Kurtuluş Savaşı'ndan son-ra yayınladığı 12 ciltlik Türk
Tarihi'nde, Türkiye tarihini Selçuklular, beğlikler, Osmanlılar
diye üç ana bölüme ayırmaktadır ki, onun bu sı-nıflandırması
birçokları tarafından kabul olunmuştur.
Başka bir
tarihçi ise, Türkiye'de sırasıyla, Dânişmendli, Selçuklu, Kara-manlı,
Osmanlı hegemonyalarının bulunduğunu söylemektedir. Bu fik-re
göre Anadolu'daki Türklerin Horasan'daki büyük Selçuk devletine
bağlantısı yoktur.
Ben ise, bu
hususta ancak Selçuklu, İlhanlı, beğlikler ve Osmanlı hâki-miyetlerinin
bahis konusu olabileceğini ileri sürüyorum. İlhanlıları yabancı
ve hattâ düşman sayan Anadolucu zihniyete göre, bu sınıf-landırmanın
büyük itirazlara uğrayacağı muhakkaktır. Fakat bu çeşitli
fikirlerden hangisinin doğru ve ilmî olduğu ise, ancak bir tarih
kurulta-yında anlaşılabilir.
Burada
konuşacak bilginler fikirlerini savunmak için büyük çalışmalara
koyulacaklarından, belki yeni tarihi belgeler ve gerçekler de
ortaya çı-kar.
Medenî
milletler kendi tarihlerindeki hükümdar sülâlelerini kesin
şekil-de bilirler. Bilmedikleri şey, çok defa, ilk hanedanın ilk
hükümdarlarına ait tahta çıkış ve ölüm tarihleridir. Biz ise,
Türkiye'de hangi hanedan-ların yüksek hâkimiyeti elinde tutmuş
olduğunu bile bilmiyoruz. |