Milletlerin temeli ahlâktır. Ordu, bilgi, teşkilât
gibi şeyler ahlâktan sonra gelir. Gerek Türk milleti olsun, gerek
başka milletler olsun, ahlâkça yüksek oldukları zaman büyümüşler,
ahlâk sağlamlıkları bozulduğu zaman da çürüyüp dağılmışlardır. Roma,
Îran, Bizans, Îspanya'daki Gotlar, Araplar ahlâklarının bozukluğu
yüzünden battılar. Dünkü Fransa, ahlâk bozukluğu yüzünden devrildi.
Türk tarihinde geçirilen sarsıntıların baş sebebi de ahlâkın
gevşemesidir. Her ne kadar bu gevşeme Türkümsüler, Dönmeler ve
Devşirmeler yüzünden olmuşsa da, yine aynı sebepler ve aynı sonuçlar
apaçık görülmektedir.
Bir milletin, özellikle gençliğin ahlâkı
önemlidir. Çünkü milletin mukadderatı söz konusu olduğu yerlerde,
onlar iş görecekler, kan dökeceklerdir. Gençlik, kendini saran maddî
ve manevî çevrede ahlâk disiplini, ahlâk örnekleri görürse,
ahlâksızlığın dâima ezileceğinden gençlik, kendisine sözle ahlâkî
telkin yapıldığı halde rüşvet, iltimas, dalkavukluk, haksızlığın
hâkim olduğunu görürse, işte o zaman onda ahlâk buhranı başlar.
Gençler, en çok öğretmenlerini örnek diye alırlar.
Öğretmen gevşek veya ahlâksız oldu mu, gençte ilk tepkiler başlar ve
bu tepkiler her şeyi inkâra kadar gider.
Öğretmen, ahlâk bakımından mükemmel bir insan
olmalıdır. Yani seçkin bir zümreden olmalıdır. Halbuki bizde herkes
öğretmen olmuştur. Ne ilkokul öğretmenleri için, ne de ortaokul ve
lise öğretmenleri için bir karakter seçimi yapılmamıştır. Yalnız
gerektiği zaman bir yoklama yapılmış, onda da çok kere haksızlık
olmuştur. Kim daha çok veya kuvvetli tavsiye mektubu getirmişse,
sınavı o kazanmıştır. Öğretmen olacak gençleri soy, karakter, aile
bakımından gözden geçirmek gerekmez mi? Hattâ öğretmen olacak bir
gencin soyu, bilgisinden daha önce gelmez mi? İşte bu önemli nokta
tamamıyla ihmâl olunmaktadır. Askerî okullara girecek öğrencilerin
nasıl Türk soyundan olması şartsa, öğretmenlerin de Türk soyundan
olması öylece şart olmalıdır. Bundan başka, ahlâki özellikleri
nedir, bazı zayıf tarafları var mıdır, öğrenci gözünde gülünç bir
tip midir, bütün bunlara da dikkat edilmelidir. Halbuki bunlara hiç
dikkat olunmuyor ki, sonucun ne olduğu meydandadır.
Gençlik, ahlâki bir çevre içinde yaşamalıdır,
dedim. Gençlik okulda, hayatta, sinemada, kitapta, plajda, sokakta,
vapurda, tramvayda daima ahlâkın hâkim olduğunu görmelidir. Gevşek
bir öğretmen, kötü bir filim, zararlı bir kitap, bir plaj
kepazeliği, sinsi bir yazı bazan herhangi bir gencin bu toplum için
kaybolmasına sebep olabilir.
Türk gençleri, millete kötülük edenlerin
tepelendiğini, büyüklere heykel dikildiğini görmelidir. Türk
gençliği ata yâdigârı olan sebillerde rakı satıldığını, sinemalarda
şehvet uyandıran filimler gösterildiğini, sağlık koruma yeri olan
plajlarda türlü kepazelikler yapıldığını görmemelidir. Mefahiri
inkâr eden, yalancı ülkülerin propagandasını yapan, aileyi
baltalayan yazı, roman, makale okumamalıdır. Yoksa yalnız telkin
vermekle, öğüt vermekle iş bitmez.
Millî ahlâkın mezbahası olan bar, meyhane, balo
gibi yerler ve güzellik kraliçesi seçimi gibi rezaletler Türkiye'de
yasak edilmelidir. Medeniyet bunlar değildir. Bunlar medeniyetin
kanalizasyonlarıdır.
İstanbul'un seyyah şehri olmasını isteyenler,
bunun ahlâkımızı da açacağı yaraları düşünemiyorlar. Seyyah şehri
demek, bir alay yabancı ve ahlâksız zenginin keyfini yapmak için
açılmış sefahat ve fuhuş yuvaları ile dolu şehir demektir.
İstanbul'a para vermek, sefahat ve ahlâksızlık yapmak için bir sürü
budala milyoner değil, eski tarih eserlerini görmek için ciddi bilim
adamları gelmelidir. Yabancı milyoner sefahat yaparken kaç tane Türk
genci onları kıskanarak kendisini girdaba atacaktır, hiç düşünülüyor
mu?
Sözün kısası: Kendimize dönelim. Ahlâk, edebiyat,
musiki, giyim, zevk, yemek, eğlence, hukuk, aile, görenek, gelenek
ve her şeyde millî olalım.
Milliyetçi dergiler ortalığı kapladıktan sonra, o
paçavra gibi komünist şiirleri (!) ortalıkta azaldı. Bir de şu caz
denilen zenci musikisi, balo denilen Avrupa rezaleti, bar denilen
Amerikan kepazeliği kalksa, hele şu tercüme kanunlar yerine millî
örf ve ahlâkımızdan alınmış yasalar yapılsa, yâni tam manasıyla
millî olsak ne olur biliyor musunuz?
Yine dünyanın birinci milleti oluruz.
(Bozkurt,
7.
sayı,
2
Temmuz
1942)