Türkçü, Türk ırkının üstünlüğüne inanmış olan
kimsedir. Bilir ki bugün görülen geri ve kötü ne varsa, hepsi,
geçici bir hastalığın arazlarıdır ve geçmiş zamanlarda bizi ileri
götüren, zaferden zafere yürüten faziletlerin hepsi kanımızda,
ruhumuzda, içimizde gizli bir halde yaşamakta, belirecek imkân ve
fırsat aramaktadır.
Türkçü, milli menfaatleri şahısların üstünde
tutan, milli mukaddesata ve maziye saygı gösteren, vazife ahlakı
yüksek olan, haksızlığa savaşta pervasız bir insandır.
Türkçü, eyyamperest ve dalkavuk olamaz. Sert
yaşamaktan hoşlanır ve en büyük sertliği de nefsine karşı gösterir.
Tarihimizde kahramanlık ve büyüklük bol bol mevcut olduğu için bazı
küçük milletlerin yaptığı gibi kahraman ve kahramanlık icadına lüzum
görmeden esasen var olanların hakkını vermekle iktifa eder.
Böylelikle, milli kahramanlarına saygı gösterir, fakat milli
kahramanların kusurları da varsa söylemekten çekinmez ve hiçbir
sebeple, kahraman olmayana kahramanlık payesi vermez. Hele Türklüğün
mukaddesatını tahrip edenleri asla bağışlamaz ve bunları
bağışlayanları milli düşman sayar.
Türkçü mütevazı olmaya mecburdur. Çünkü kendini
ileri sürmek, yaptığının karşılığını beklemek veya takdir olunmak
içindir. Hâlbuki takdir beklemek bir hodbinliktir. Türkçü milletine
bir hizmet yaparken bunu beğenilmek için değil, vazife bildiği için
yapar ve yapacağı en büyük hizmetin bile, adı sanı bilinmeden ölüp
mezarsız yatan şehitlerin hizmeti yanında pek küçük kalacağını
bilir.
Türkçülük yükselmek için değil, yükseltmek
içindir. Topluluklar fedakâr fertlerin çokluğu nispetinde yükselir.
Türkçülük bir fikir olduğu kadar da bir inançtır.
İnanç olduğu için de münakaşasız, tenkitsiz kabul olunur. Onun
münakaşa ve tenkit edilecek taraftan temeli, esası değil,
teferruatıdır.
Türkçüler dayanışmalı yaşamaya mecburdur.
Dayanışma az kuvvetle çok iş görmenin tek ve
değişmez çaresidir. Dayanışma olmayan yerde için için bir kemirme
var demektir. Türkçü, ülküdaşlarıyla olacak bir geçimsizliğin ülküye
darbe olduğu bilir.
Türkçü, hiç şüphesiz, Türk’ten olur. Fakat her
"Türkçüyüm" diyen Türk, Türkçü değildir.
Samimi olması ve Türkçülüğün şartlarına uyması
lazımdır. Türkçünün en büyük vazifesi Türklüğe hizmettir. Bunun da
baş şartlarından biri çevresinde bulunanlara Türklük sevgisini
aşılamaktır. O yorulmadan ve bıkmadan Türk ırkının üstünlüğünü
anlatacak, yabancıların tehlikesini söyleyecek, Türk ahlakının
gereklerini bildirecek, barışmaz düşmanımızın Moskof olduğunu telkin
edecektir.
Moskofçu komünistin vatan haini olduğunu en iyi ve
herkesten önce anlayan Türkçülerdir. Onun için komünistlerle her
yerde, her vasıta ile her şekilde savaşacaklardır.
Kısacası: Türkçüler yirminci yüzyılda Türk
milletinin fedakârlarıdır.
Orkun, 20 Ekim 1950, 3. Sayı.