TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

13

olduğumu hatırladım. Vazifemiz ilkokul çocuğundan devlet başkanına kadar eksiklü, yazıklu kim görürsen düzeltmek, nizama sokmaktı. Ge-nerali de ıslaha kalktım. Ama fazla bir şey yaptım sanmayın. Sadece tarihten, tarih metodundan bahsettim. Komutan, Hititler çağına ait tarihî ve Voltervâri bir roman olan "Dalkavuklar Gecesi'ni nereden al-dığımı soruyordu. Buyurun da lâf anlatın bakalım! Tarihle tarihî roman hakkında bilimsel bir nutuk çekmeğe mecbur oldum. Benim özenerek verdiğim konferansa karşı: "Atatürk'ün tarihinde senin bu yazdıkların yok!" diye cevap vermez mi?

Atatürk'ün tarihi dediği şey, vaktiyle liselerde okutulan, baştanbaşa yanlış olduğu meydana çıktığı için sonradan bırakılan mahut dört cilt-lik tarihti, ilk Cumhur Başkanının emriyle yazıldığı için ona izafe olun-ması âdet hükmüne girmişti.

Birdenbire, tarih hakkında en iptidai fikri bulunmayan birisiyle karşı karşıya olduğumu anladım ve işi kökünden kestirip atmak için: "Ata-türk tarihçi değildi" diye cevap verdim.

Tabiî, bu söz generale göre küstahlıktı. Gözleri fal taşı gibi açılarak:

- "Atatürk senin bildiğinin on misli tarih bilirdi!" dedi.

General bu sözüyle beni Atatürk’le rakip durumuna sokmuştu. Fakat durum Atatürk’le bir tarih imtihanına girmeme elverişli değildi. Sözün gelişi imtihana girsek bile o bana Miken medeniyetini, ben de ona Kür Şad ve Yabgu Çiçi'yi soracaktım. Anlaşamayacaktık.


Bundan başka, tarih alanında da olsa Atatürk’le rakip olmak, yani ken-disini onunla eşit tutmak akıllara durgunluk verecek bir işti. Atatürk, İngiltere’nin desteklediği Yunanlılara karşı Türkiye’nin bağımsızlığını kurmuştu. Ya ben?

Bununla beraber ben de daha az bir şey yapmış değildim: Hasan Ali ile Falih Rıfkı’nın desteklediği İsmet İnönü'ye karşı kendimi korumuş-tum. Hangisinin daha güç olduğunu okuyucular takdir etsin...

Sayın general, "Atatürk senin bildiğinin on misli tarih bilirdi" deyince gülümseyerek sustum. Ben susunca o açıldı. Beni tarihten imtihan et-meye başladı. Cevap verdim. Keyiflendi:

- "Sen benim bildiğimin yarısı kadar da tarih bilmiyorsun be!" Dedi. Yi-ne gülümsedim; cüreti arttı:

"Ne eserlerin var?"

"Eserlerimin listesi elinizdeki kitabın arkasında yazılıdır."

Elinde "Dalkavuklar Gecesi" vardı. Çevirdi ve ilk eseri okudu: "Sartba-şına Cevap."

Sordu: "Bu, İzmir’de harabeleri olan Şart mı?"

Küçük dilimi yutuyordum... Sayın general benim bildiğimin iki misli ta-rih bildiğini bu soru ile cidden ispat etmişti. Kitabın adından olsun bu-nun bir şehir harabesi olamayacağını; bir harabeye cevap verileme-yeceğini anlayamıyordu. Bu adam nasıl korgeneral olmuştu; yarabbi, nasıl?

Bu sefer yalnız gülümsemekle yetinmedim. Güldüm. Sartbaşı’nın kim olduğunu anlattım.

O zaman lâfı değiştirdi:

"Müstait bir gence benziyorsun! (Eliyle kalın bir dosya göstererek) Dosyanı inceledim.

Devamı