TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

18

4. Bölüm

SABAHATTİN ALI İLE TANIŞMA


Vaktiyle ciddi bir milliyetçi dernek olan "Türk ocağı"nda biz, o zamanki gençler 1926'da "Kızıl Elma" adı ile bir oda açtırmıştık. Ocak üyesi ol-mayan gençler, bilhassa mektepliler bu odaya gelecek, Türkçü fikir-lerle aşılanacaktı. Ocağın faal olan bölümü de hemen hemen bu oda-dan ibaretti. Yüksek tahsil görmemiş, fakat iyi bir hatip olan ocak baş-kanı Hamdullah Suphi bol bol nutuk çeker ve çok defa aynı şeyleri söylerdi.

- "Arkadaşlar! Orta Asya’daki Kırgız’la Anadolu’daki Türk arasına siyasî sınırlar girmekle bunlar birbirinden ayrılmaz. Bir ormandaki ağaçların aralarına duvar çekerek onların gövdelerini ayırabilirsiniz. Fakat duvarın üstünden dalları toprağın altından kökleri birbirini ku-caklar..."

Yahut da:

- "Arkadaşlar! Tuna' dan Sakarya'ya doğru dört harp, dört muhaceret gördüm..." vesaire.

Peki ama o dört harp olurken sen neredeydin? Yaşın askerlik yaşıydı. Hangi birinde eline silâh alarak cephede bulundun?

İşte Hamdullah Suphi buna cevap veremez. Hattâ Kırgızlar nerede oturur diye sorsanız ona da cevap veremez. Ama ne çıkar? Bir şeyden bahsetmek için onu bilmeğe lüzum var mı? Öyle olsa dünyada büyük bir sessizlik olurdu. Bizim Kızıl Elma odasında ise heyecanlı tartışma-lar yapılırdı.

O sırada İstanbul Erkek Muallim Mektebinde öğrenci olan Sabahattin Ali'yi burada tanıdım. Sırası gelmişken şunu da söyleyeyim ki bu kişi-nin ikinci adı "Ali"dir. "Âli" değildir. Halbuki umumiyetle adı "Sabahat-tin Ali" şeklinde yazılıp söylenmektedir.

Bu umumî yanlış, halk efendimizin "Hasan Âli" ile "Sabahattin Ali"yi birbirine karıştırmasından veya onları akraba ve hattâ kardeş sanma-sından doğmaktadır.

Sabahattin Ali konuşkan, şaklaban ve komiksel bir gençti. Daima mü-balâğalı ve yalanla karışık konuşurdu. Şairdi de. Zaten bizim memle-kette şair olmayan kim var? Şairlerle şair adaylarının toplamı Türki-ye'nin nüfusundan daima yarım milyon fazladır. Çünkü ana karnında bulunan yarınki vatandaşlar da birer şair adayıdır.

Sabahattin Ali okulunu bitirdi. Bir köye öğretmen gitti. Tatilde İstan-bul'a döndüğü zaman ben Yüksek Öğretmen Okulunda edebiyat talebesiydim. Türk meşhurlarından Orhan Saik Gökyay, Nihat Sami Banarlı, Ziya Karamuk, Pertev Naili Boratav, Tahsin Banguoğlu, Ekrem Reşit ve Kenan Hulusi Edebiyat Fakültesinde sınıf arkadaşlarımdı. Son üçü müstesna, ötekiler aynı yüksek öğretmen okulunda idiler.

Biz tatilde de mektepte kalırdık. Sabahattin Ali Beni bir iki kere ziyaret etti ve ikinci gelişinden sonra bütün arkadaşlarımla senli benli oldu. Laubali idi. Felsefe şubesindeki bir kıza âşıktı. Fakat bu aşkı duy-mayan kalmamıştı. Belki İsmet İnönü bile duymuştu. Çünkü Sabahat-tin Ali geveze, zevzek, boşboğaz bir çocuktu. Zannederim Bulgaris-tan’a kaçarken öldürülmesinde de bu boşboğazlığın rolü vardır.

Zeki ve çalışkan olmakla beraber ruh bakımından çok zayıftı. Ahlâk ve şeref duygularına gülerdi. Vatan ve şeref için ölüp tarihe geçmiş olanlara "Lâyemut enayiler" derdi. Soyadı olarak bön ve altın demek olan (Alı) yı alması da herhalde orijinallikten çok şerefe ve itibara yan çizmenin neticesidir.

Devamı