TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

20

Bir yandan da "torpil" arıyordu. Nihayet aradığını buldu. Dört yıllık öğrenim için gittiği Almanya’da 14 ay kalmış olduğu için Almanca’yı öğretmenlik edecek kadar bilemediği halde torpil hazretleri sayesinde kendisini Konya. Ortaokuluna almanca hocası tâyin ettirmeğe muvaf-fak oldu. Boşboğaz olduğunu söylemiştim. Bu huyu dolayısıyla hicvi-yesini orada da herkese okuduğu için sonunda ihbar edilip hapse girdi; öğretmenlikten çıkarıldı. Hapisten çıktığı zaman artık kelimenin bütün şümulü ile komünist olmuştu.

Buna rağmen öğretmen olmak için yine Maarif Bakanlığına başvur-maktan geri kalmadı. O zamanın bakanı Hikmet Bayur: "Eski kanaat-lerini değiştirdiğim bize ispat etmezsen sana iş veremeyiz." demiş. O da fikrim değiştirdiğini göstermek için "Varlık" dergisinin 15 Ocak 1934 tarihli 13'üncü sayısında "Benim aşkım" diye bir manzume ya-yınladı. Dört dörtlükten ibaret olan ve:

Kısacası: Gönlümü verdim ulu Gaziye, Göğsümde şimdi yalnız onun aşkı yatıyor

diye biten bu şiir (!) le Sabahattin Ali fikrini değiştirmiş, Hikmet Bayur da onun fikir değiştirdiğini kabul etmiş oluyordu. Onu tekrar bir va-zifeye tâyin ettiler. Doğru güzel bir hükümetçilik oyunu idi. Herhalde benim anlamadığım bir "hikmet-i hükümet" vardı. Ah bu, hikmetler!... Onlar ne şahane hikmetlerdir...

Bundan sonra Sabahattin’i pek seyrek görür olmuştum. Her görüşme-miz uzun tartışmalara ve aramızın biraz daha soğumasına sebep oluyordu. Dünyanın komünizme doğru gittiğine ve bir gün mutlaka komünist olacağına inanmıştı. Yahut inanmış görünüyordu. Artık "e-debî komünistler" takımına o da katılmıştı. Yani hikâye ve romanlı ko-münizm propagandası yapıyor, memlekette sınıf mücadelesi yarat-mak için komünistlerin ne kadar malûm usulü, taktiği varsa hepsine başvuruyordu. Nihayet 1939'larda içini dışına vuran hikmeti yumurt-ladı. "İçimizdeki Şeytan" adlı romanıyla, sanata siyaset sokarak milli-yetçiliği batırdı. Romanında, milliyetçi gözüken insanların top yekûn yabancı devlet ajanı olduğunu göstererek cibilliyetini açığa vurdu. Halk Partisinin organı olup Falih Rıfkı'nın idare ettiği Ulus gazetesinde yayınlanan bu roman, kitap şeklinde çıkınca beni ikaz ettiler, okudum. 1940 Temmuzunda "İçimizdeki Şeytanlar" adlı broşürle cevap vererek Sabahattin Ali'ye vuruşma teklifi yaptım. Çünkü çok kızmıştım. Öfke-lendiğim zaman her şeyi yapabilirim.

Şimdi burada da biraz duralım. İsmet İnönü de Millet Meclisindeki bir konuşmasında "Kızarsam yapmayacağım yoktur" demişti. Demek ki, bir huyumuz benziyor. İşte bu hoşuma gitmedi. Halk Partililerden özür dilerim ama Millî Şefe en önemsiz nesnede dahi benzemek beni te-dirgin eder. Halk Partisi çağı olsaydı bu fikrim vatan ihaneti sayılır, mahkemelere verilirdim. Şimdi ise demokrasi var. İstediğim gibi dü-şünür, istediğimi beğenir yahut nefret ederim.

Biz yine Sabahattin Ali'ye dönelim. Halk Partisi ona: 'Yürü ya kulum" dedi. Ankara Devlet Konservatuarı gibi bir yüksek okulun profesörlük demek olan öğretmenliğine kadar yükseltti.

Hasan Âli'nin Maarif Vekilliği zamanı, Sabahattin Ali'nin yıldızının parladığı devir olmuştur. Gerçi bu yıldız, Halk Partisinin yıldızı gibi bir kuyruklu yıldızdı ama bir müddet sahici yıldız tesiri yapmaktan geri kalmadı. Hasan Âli'de herhalde kırtıpilleri tutup profesör yapmak merakı vardı.

Konserlere pek meraklı olup kendisi de viyolonsel çalan Millî Şef konservatuara sık sık geliyor ve Sabahattin Ali'yi iltifatlara boğuyor-du. Fakat iltifatlar onu azdırıyor, Rus elçiliği tarafından da ziyafetlere çağırılıyordu. Sonu malûm: Hasan Âli'nin,

Falih Rıfkı'nın ve Millî Şefin bana karşı ve bize, yani Türkçülere karşı koruyup desteklediği Sabahattin, Bulgaristan’a kaçarken sınırda öldü-rüldü.

Toprağı bol olsun.

Devamı