|
Bir yandan
da "torpil" arıyordu. Nihayet aradığını buldu. Dört yıllık
öğrenim için gittiği Almanya’da 14 ay kalmış olduğu için
Almanca’yı öğretmenlik edecek kadar bilemediği halde torpil
hazretleri sayesinde kendisini Konya. Ortaokuluna almanca hocası
tâyin ettirmeğe muvaf-fak oldu. Boşboğaz olduğunu söylemiştim.
Bu huyu dolayısıyla hicvi-yesini orada da herkese okuduğu için
sonunda ihbar edilip hapse girdi; öğretmenlikten çıkarıldı.
Hapisten çıktığı zaman artık kelimenin bütün şümulü ile komünist
olmuştu.
Buna rağmen öğretmen olmak için yine Maarif Bakanlığına
başvur-maktan geri kalmadı. O zamanın bakanı Hikmet Bayur: "Eski
kanaat-lerini değiştirdiğim bize ispat etmezsen sana iş
veremeyiz." demiş. O da fikrim değiştirdiğini göstermek için
"Varlık" dergisinin 15 Ocak 1934 tarihli 13'üncü sayısında
"Benim aşkım" diye bir manzume ya-yınladı. Dört dörtlükten
ibaret olan ve:
Kısacası: Gönlümü verdim ulu Gaziye, Göğsümde şimdi yalnız onun
aşkı yatıyor
diye biten bu şiir (!) le Sabahattin Ali fikrini değiştirmiş,
Hikmet Bayur da onun fikir değiştirdiğini kabul etmiş oluyordu.
Onu tekrar bir va-zifeye tâyin ettiler. Doğru güzel bir
hükümetçilik oyunu idi. Herhalde benim anlamadığım bir "hikmet-i
hükümet" vardı. Ah bu, hikmetler!... Onlar ne şahane
hikmetlerdir...
Bundan sonra Sabahattin’i pek seyrek görür olmuştum. Her
görüşme-miz uzun tartışmalara ve aramızın biraz daha soğumasına
sebep oluyordu. Dünyanın komünizme doğru gittiğine ve bir gün
mutlaka komünist olacağına inanmıştı. Yahut inanmış görünüyordu.
Artık "e-debî komünistler" takımına o da katılmıştı. Yani hikâye
ve romanlı ko-münizm propagandası yapıyor, memlekette sınıf
mücadelesi yarat-mak için komünistlerin ne kadar malûm usulü,
taktiği varsa hepsine başvuruyordu. Nihayet 1939'larda içini
dışına vuran hikmeti yumurt-ladı. "İçimizdeki Şeytan" adlı
romanıyla, sanata siyaset sokarak milli-yetçiliği batırdı.
Romanında, milliyetçi gözüken insanların top yekûn yabancı
devlet ajanı olduğunu göstererek cibilliyetini açığa vurdu. Halk
Partisinin organı olup Falih Rıfkı'nın idare ettiği Ulus
gazetesinde yayınlanan bu roman, kitap şeklinde çıkınca beni
ikaz ettiler, okudum. 1940 Temmuzunda "İçimizdeki Şeytanlar"
adlı broşürle cevap vererek Sabahattin Ali'ye vuruşma teklifi
yaptım. Çünkü çok kızmıştım. Öfke-lendiğim zaman her şeyi
yapabilirim.
Şimdi burada da biraz duralım. İsmet İnönü de Millet
Meclisindeki bir konuşmasında "Kızarsam yapmayacağım yoktur"
demişti. Demek ki, bir huyumuz benziyor. İşte bu hoşuma gitmedi.
Halk Partililerden özür dilerim ama Millî Şefe en önemsiz
nesnede dahi benzemek beni te-dirgin eder. Halk Partisi çağı
olsaydı bu fikrim vatan ihaneti sayılır, mahkemelere verilirdim.
Şimdi ise demokrasi var. İstediğim gibi dü-şünür, istediğimi
beğenir yahut nefret ederim.
Biz yine Sabahattin Ali'ye dönelim. Halk Partisi ona: 'Yürü ya
kulum" dedi. Ankara Devlet Konservatuarı gibi bir yüksek okulun
profesörlük demek olan öğretmenliğine kadar yükseltti.
Hasan Âli'nin Maarif Vekilliği zamanı, Sabahattin Ali'nin
yıldızının parladığı devir olmuştur. Gerçi bu yıldız, Halk
Partisinin yıldızı gibi bir kuyruklu yıldızdı ama bir müddet
sahici yıldız tesiri yapmaktan geri kalmadı. Hasan Âli'de
herhalde kırtıpilleri tutup profesör yapmak merakı vardı.
Konserlere pek meraklı olup kendisi de viyolonsel çalan Millî
Şef konservatuara sık sık geliyor ve Sabahattin Ali'yi
iltifatlara boğuyor-du. Fakat iltifatlar onu azdırıyor, Rus
elçiliği tarafından da ziyafetlere çağırılıyordu. Sonu malûm:
Hasan Âli'nin,
Falih Rıfkı'nın ve Millî Şefin bana karşı ve bize, yani
Türkçülere karşı koruyup desteklediği Sabahattin, Bulgaristan’a
kaçarken sınırda öldü-rüldü.
Toprağı bol olsun. |