|
5. Bölüm
HASAN ÂLİ İLE TANIŞIYORUM
Yüksek
Öğretmen Okulunda iken bir gece Pertev Naili, beni Hasan Âli'nin
evine götürdü; tanıştık. Liseden Pertevin hocası imiş. Bu ilk
tanışmadan kalan intiba şu idi: Hasan Âli, her nedense
Köprülüzade’yi sevemiyordu. Bütün öğrenciler gibi öğretmene toz
kondurmadığım için Hasan Âli'nin, Köprülü ve onun ilmi
aleyhindeki sözleri bende menfi bir tesir yapmıştı. Bunu pek de
açıkça değil, biraz üstü kapalı söylüyordu.
O zaman bunu ilmî bir kıskançlığa vermiştim. Çünkü Hasan Âli de
ede-biyat tarihine özeniyordu. Meğer kıskançlık ilmî değil,
gayrı ilmî imiş!
İkinci bir seferde aramızda tartışma oldu. Çünkü Hasan Âli benim
ihti-sas sahama karışmış, askerlik hakkında söz söylemişti. Pek
demokra-tik bir askerlik istiyor, militarizmin aleyhinde
bulunuyordu. Demokra-sinin giremeyeceği tek yerin ordu olduğunu
kavramamıştı. Tartışma nazikâne oldu ama ben içimden biraz
kırıldım. Çünkü körü körüne ölen askerlerden istihfafla
bahsetmesi bana, şehitlere dil uzatmak gibi geldi.
1931'de Türkiyat enstitüsüne asistan oluşumdan sonra da ara sıra
geliyor, görüşüyorduk. Bana öteki asistan Abdülkadir İnan'a,
Profesör Caferoğlu'ya öteberi soruyordu.
Tekke de büyümüştü. Tekke şairleri vardı. Fakat birçokları gibi
o da yeni dil ve tarih meselelerine burnunu soktu. Felsefeci
olduğu için o alanda kalmalıydı. Ne diye edebiyat tarihine, Türk
diline karışıyordu? Bilmediği işe biliyor gibi karışanları
görünce cin atına biniyorum:
Bir de baktık ki: İlk şartı budur mezheb-i aşkın,Mecnun ile
Leylâ'ya inanmak diyen Bay Hasan Ali günün birinde devrimciler
sınıfına katıl-mış, Atatürk’le İnönü’den başka hiç bir şeye
inanmıyor.
O zaman devrimcilere "yürü ya kulum" deniyordu. Hasan Ali'yi de
yü-rüttüler; yıldızı parladı. Yani kuyruklu yıldızı...
Bir gün bir de baktım ki Hasan Âli "Türk edebiyatına toplu bir
bakış" diye kitap neşretmemiş mi? Bir çırpıda okudum. Ölür
müsün, öldürür müsün? Doğrusunu isterseniz zamaneye yaranmak
için karaladığı sa-tırlardan onun hesabına ben müteessir oldum.
Ya o fahiş yanlışlar?.. Meselâ Oğuz Han'ın kardeşinden
bahsediyordu. Mevcut olmayan bu kardeşi nereden çıkarmıştı. Daha
neler, neler...
Demek ki şimdiye kadar kendisini bana olduğundan fazla
göstermişti. Onu, Türk edebiyatım bilen bir adam sanıyordum.
Meğer hiç bir şey bilmiyormuş. Hattâ bilmediğini de bilmiyormuş.
Nizâm-ı âlem tayfasından olduğumuzu söylemiştik. Derhal Hasan
Ali'yi terbiye etmeğe kalktım. Orhun'da "Alaylı âlimler"
başlıklı yazıyı neşrettim. Bunu yapmakla bir fayda sağlandı mı?
O ayrı mesele. Benim hareket noktam şu idi: Yanlış yapanların
yanlışını yüzlerine vurmamak, yanlışlarla sürüp gitmesine yol
açar. Kimi şımarır, kimi ne oldum delisi olur. Sonunda millet
zarar eder. Zannederim demokrasi denen kuşun etinde yenebilecek
tek taraf bu "tenkit" tarafıdır.
Hasan Âli, kendisine bir çok şeyler öğrettiğim için bana
teşekkür etmeliydi. Onun gibi Halk Partisi başkanlığı yapmış bir
centilmenden beklenen buydu. Fakat bu teşekkürü hâlâ eda etmiş
değildir. |