TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

21

5. Bölüm

HASAN ÂLİ İLE TANIŞIYORUM

Yüksek Öğretmen Okulunda iken bir gece Pertev Naili, beni Hasan Âli'nin evine götürdü; tanıştık. Liseden Pertevin hocası imiş. Bu ilk tanışmadan kalan intiba şu idi: Hasan Âli, her nedense Köprülüzade’yi sevemiyordu. Bütün öğrenciler gibi öğretmene toz kondurmadığım için Hasan Âli'nin, Köprülü ve onun ilmi aleyhindeki sözleri bende menfi bir tesir yapmıştı. Bunu pek de açıkça değil, biraz üstü kapalı söylüyordu.

O zaman bunu ilmî bir kıskançlığa vermiştim. Çünkü Hasan Âli de ede-biyat tarihine özeniyordu. Meğer kıskançlık ilmî değil, gayrı ilmî imiş!

İkinci bir seferde aramızda tartışma oldu. Çünkü Hasan Âli benim ihti-sas sahama karışmış, askerlik hakkında söz söylemişti. Pek demokra-tik bir askerlik istiyor, militarizmin aleyhinde bulunuyordu. Demokra-sinin giremeyeceği tek yerin ordu olduğunu kavramamıştı. Tartışma nazikâne oldu ama ben içimden biraz kırıldım. Çünkü körü körüne ölen askerlerden istihfafla bahsetmesi bana, şehitlere dil uzatmak gibi geldi.

1931'de Türkiyat enstitüsüne asistan oluşumdan sonra da ara sıra geliyor, görüşüyorduk. Bana öteki asistan Abdülkadir İnan'a, Profesör Caferoğlu'ya öteberi soruyordu.

Tekke de büyümüştü. Tekke şairleri vardı. Fakat birçokları gibi o da yeni dil ve tarih meselelerine burnunu soktu. Felsefeci olduğu için o alanda kalmalıydı. Ne diye edebiyat tarihine, Türk diline karışıyordu? Bilmediği işe biliyor gibi karışanları görünce cin atına biniyorum:

Bir de baktık ki: İlk şartı budur mezheb-i aşkın,Mecnun ile Leylâ'ya inanmak diyen Bay Hasan Ali günün birinde devrimciler sınıfına katıl-mış, Atatürk’le İnönü’den başka hiç bir şeye inanmıyor.

O zaman devrimcilere "yürü ya kulum" deniyordu. Hasan Ali'yi de yü-rüttüler; yıldızı parladı. Yani kuyruklu yıldızı...

Bir gün bir de baktım ki Hasan Âli "Türk edebiyatına toplu bir bakış" diye kitap neşretmemiş mi? Bir çırpıda okudum. Ölür müsün, öldürür müsün? Doğrusunu isterseniz zamaneye yaranmak için karaladığı sa-tırlardan onun hesabına ben müteessir oldum.

Ya o fahiş yanlışlar?.. Meselâ Oğuz Han'ın kardeşinden bahsediyordu. Mevcut olmayan bu kardeşi nereden çıkarmıştı. Daha neler, neler...

Demek ki şimdiye kadar kendisini bana olduğundan fazla göstermişti. Onu, Türk edebiyatım bilen bir adam sanıyordum. Meğer hiç bir şey bilmiyormuş. Hattâ bilmediğini de bilmiyormuş.

Nizâm-ı âlem tayfasından olduğumuzu söylemiştik. Derhal Hasan Ali'yi terbiye etmeğe kalktım. Orhun'da "Alaylı âlimler" başlıklı yazıyı neşrettim. Bunu yapmakla bir fayda sağlandı mı? O ayrı mesele. Benim hareket noktam şu idi: Yanlış yapanların yanlışını yüzlerine vurmamak, yanlışlarla sürüp gitmesine yol açar. Kimi şımarır, kimi ne oldum delisi olur. Sonunda millet zarar eder. Zannederim demokrasi denen kuşun etinde yenebilecek tek taraf bu "tenkit" tarafıdır.

Hasan Âli, kendisine bir çok şeyler öğrettiğim için bana teşekkür etmeliydi. Onun gibi Halk Partisi başkanlığı yapmış bir centilmenden beklenen buydu. Fakat bu teşekkürü hâlâ eda etmiş değildir.

Devamı