|
Alaylı
Alimler, yazısı Orhun'un 21 Mart 1934 tarihli beşinci sayısında
çıktı. Doğrusunu isterseniz Hasancığa pek yaman vurmuş, nakavt
etmiştim. 18 fahiş yanlışını göstererek kıpırdayamayacak hale
getirmiştim. Meselâ altıncı asırda Hun edebiyatından
bahsediyordu. Meselâ Oğuz Hanın, kardeşiyle bağdaştığını
söylüyordu. "Türkü" ile "Koşma'yı birbirine karıştırıyor,
"Varsağılarda şairin adı geçmez diyor, aslı astan olmayan
transkripsiyonlar yapıyordu. Bu transkripsiyonlar bütün Türk
dili uzmanlarını katıltıp bayıltmağa yeterdi. Belki de yerli
Türklerden filoloji profesörü çıkmayışının sebebi Hasan Aliydi.
Malûm-dur ki üniversitemizin iki seçkin filoloji profesöründen
biri, yani Ca-feroğlu Ahmet, Azerbaycanlı; öteki yani Raşit
Rahmi Arat, Kazanlıdır. Yerliler arada katılıp gitmiştir. Hattâ
Ahmet Caferoğlu, Türkiye’ye da-ha önce geldiği ve yerli kadınla
(hatta kadınlarla) evlenip zeytinyağı yemeğe alışarak biraz
olsun yerleştiği için hâlâ ordinaryüs olamamış-tır.
İşte Hasan Âli bu "Toplu bakışla bütün bakışları topluca üstüne
topla-mış, fakat edebiyat alanına bir anıt dikememiştir.
Onun bu eserinin asıl zararı "Osman Reşer"e dokundu. O da kim
diye-ceksiniz. Kim olacak, Müslüman olmuş bir Alman Yahudi’si.
Almanya-’nın Stutgart şehrinde doğmuş ve Oskar Rescher olarak
büyümüş, Arabiyata merak sarmış, Türkiye’ye gelerek yıllarca
kalmış, Birinci Ci-han Savaşında Alman ordusunda çavuş
olarak bulunmuştur. Belki de Almanya’nın birinci Savaşta
yenilmesinin sebebi böyle bir çavuşa ma-lik olmasıdır.
Her ne ise, savaştan sonra Oskar Rescher yine buraya gelmiş,
Arapça metinler üzerinde uğraşmış, daha doğrusu kendisi
uğraşmamış da başkalarını uğraştırmıştır. O zaman dünyadaki
Arabiyat bilginlerinin birincisi merhum İsmail Saip Hoca idi.
Yerli, yabana herkes her şeyi öğrenmek için ona giderdi. Hiç bir
yardım isteğini reddetmez, her gi-den mutlaka bir şey öğrenirdi.
Rescher, Yahudi olduğu için bu büyük ağacın yemişlerini kendi
hesa-bına devşirmenin yolunu bulmuştu. Gece gündüz onun
yanındaydı. Türkiye’de şapka devrimi olup da İsmail Saip Hoca
onu giymeği kabul etmeyince İstanbul Darülfünundaki Arap
Edebiyatı Tarihi kürsüsünü bıraktı. Beyazıt Kütüphanesi
müdürlüğünü alarak ölünceye kadar kü-tüphaneden çıkmadı. Rescher
de postu oraya serdi.
İsmail Sahip Hoca'dan açılan kürsüye Rescher'i getirdiler. Bunun
vebali Köprülüzade Fuat’a aittir. Çünkü onun da garip bir huyu
vardı: Avrupa'dan gelen her şeyi beğenirdi. Avrupalılar arasında
yalnız Pro-fesör Babinger'i sevmemiş, çünkü Babinger, Köprülü
Fuat’ın gerçekte
Köprülü ailesine mensup olmayıp Kıbleli ailesinden olduğunu
yazmış-tır.
İşte bu Rescher, Darülfünunda bizim de hocamız oldu. Feyzimizin
de-recesini takdir edersiniz.
Müslümanlığa oruç tutmakla başladı. Tek başına hiç bir Arapça
şiiri anlayamadığı için daima İsmail Saip Hoca'ya başvurur,
saatlerce uğ-raşır, böylece öğrendiklerini bize öğretir, yani
hiç bir şey öğretemez-di.
İşte, Ramazanda oruç tutan Hoca'ya saygısından Rescher de oruç
tutmaya başladı. Bunu ibadet olarak mı, iktisadî bir iş olarak
mı yap-tığını bilmiyorum. Fakat pek hoşuna gitmiş
|