TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

23

olacak ki nihayet Müslüman oldu. Asıl adı Oskar'dı ya, bunu Osman yaptı. Soyadını değiştirmedi. Yalnız Almanca’da "sch" şeklinde üç harfle yazılan "ş"yi atarak bunu Reşer şeklinde Türk imlâsı ile yazma-ya başladı. Tabiî bu da Türk sevgisinden değil, daha az mürekkep sarf ettiren iktisadî bir işlem oluşundandı.

İsmail Saip Hoca kedilere karşı büyük bir şefkat gösterir, düzinelerle kedi beslerdi. Reşer de aynı yola saptı. Şehrin türlü yerlerinde besle-diği kediler vardır. Bazı ihtiyar ve kedi delisi kadınlara tahsisat vere-rek onları doyurduğu gibi çantasındaki hazır nevaleden de yolda gör-düğü her kediye uyuz, topal demeden ziyafet çeker.

İşte bu Reşer, Hasan Ali'nin Maarif Vekilliği sırasında onun "Türk edebiyatına toplu bir bakış" adlı eserini Almanca’ya çevirdi. Bütün e-serlerini ancak 30-40 nüsha bastırıp Hasan Ali'ye örneklik yolladı, Maarif Vekâletinin yüzlerce nüsha alacağını mı sanıyordu, nedir, her halde işin iktisadî bir tarafı vardı Fakat ala ala bir kuru teşekkür aldı ve tabiî bol bol da hava....

Demek ki Hasan Âli benden iyi bir ders almış, gerçi teşekkür vazifesini yapmamıştı ama eserinin gerçek değerini kavramıştı.

Sayın Bay Yücel'in böyle ilk raunda nakavt olması veya otuz saniyede tuşa gelmesi vaktiyle "Ali Emirî'nin Köprülü Fuat’a vurduğu darbeyi andırıyordu. Üstat Köprülü, on altıncı yüzyılın ünlü şairi "Bakî" için ma-kale yazmış, merhum Ali Emirî de hemen her cümlesinde yanlışım çı-kararak onu bozguna uğratmış, Ali Emirî ölmeden üstadın sesi çıkmaz olmuştu. Fakat şu var ki sonra Köprülü çalışıp çabalamış, Almanca ve İngilizce bilmediği halde büyük bir bilgin, tanınmış bir profesör olmuş-tu. Ne de olsa akıllı adamdı. Nekbetlerden ders almasını biliyordu.

Hasan Ali'nin zekâsından da aynı şeyi beklerdim. Her şeyin pundunu bulacak kadar felsefî bir zekâya malik olmakla beraber ümitlerimi bo-şa çıkardı. O her ne kadar kendisinin "sıfır" olduğunu söylüyorsa da bu, külfetlerden kurtulmak isteyen bir alçak gönüllülüğün söylettiği sözdür. Hasan Âli'ye "sıfır" denemez. Hiç olmazsa "yarım"dır. Fakat ne de olsa ümitlerimi boşa çıkarmamalıydı. Ben ondan eser telif et-mesini bekliyorken o, kolayına kaçarak başkalarına tercümeler yaptır-dı.

Bununla beraber zaman geçmiş değildir. Henüz 60 yaşındadır. Yahu-distanı ziyaret ettiği zaman cumhurbaşkanı mı, başbakan mı her kimse, kendisine henüz genç olduğunu, siyasete dönebileceğini söy-lemiş. Hazret, şimdi her ne kadar biraz öne eğik şekilde, yani beli bü-külmüş olarak yürüyorsa da bu, kocamışlığından değil, tevazuundan ileri gelse gerektir.Malûm ya, Hasan Âli Mevlevî’dir. Mevlevîler alçak gönüllü olur.

Fakat kendisinin fahrî öğretmeni olduğum halde Hasan Âli bana karşı bu alçak gönüllülüğü göstermedi. Bakınız nasıl mukabele etti:

Liselerde okutulan tarih kitabını tenkit ettiğim için inkılâbın ruhuna muhalefetle itham olunarak Vekâlet emrine alındığım zaman Maarif Bakanı, maarife hiç de iyi bakamayan

Devamı