|
olacak ki
nihayet Müslüman oldu. Asıl adı Oskar'dı ya, bunu Osman yaptı.
Soyadını değiştirmedi. Yalnız Almanca’da "sch" şeklinde üç
harfle yazılan "ş"yi atarak bunu Reşer şeklinde Türk imlâsı ile
yazma-ya başladı. Tabiî bu da Türk sevgisinden değil, daha az
mürekkep sarf ettiren iktisadî bir işlem oluşundandı.
İsmail Saip Hoca kedilere karşı büyük bir şefkat gösterir,
düzinelerle kedi beslerdi. Reşer de aynı yola saptı. Şehrin
türlü yerlerinde besle-diği kediler vardır. Bazı ihtiyar ve kedi
delisi kadınlara tahsisat vere-rek onları doyurduğu gibi
çantasındaki hazır nevaleden de yolda gör-düğü her kediye uyuz,
topal demeden ziyafet çeker.
İşte bu Reşer, Hasan Ali'nin Maarif Vekilliği sırasında onun
"Türk edebiyatına toplu bir bakış" adlı eserini Almanca’ya
çevirdi. Bütün e-serlerini ancak 30-40 nüsha bastırıp Hasan
Ali'ye örneklik yolladı, Maarif Vekâletinin yüzlerce nüsha
alacağını mı sanıyordu, nedir, her halde işin iktisadî bir
tarafı vardı Fakat ala ala bir kuru teşekkür aldı ve tabiî bol
bol da hava....
Demek ki Hasan Âli benden iyi bir ders almış, gerçi teşekkür
vazifesini yapmamıştı ama eserinin gerçek değerini kavramıştı.
Sayın Bay Yücel'in böyle ilk raunda nakavt olması veya otuz
saniyede tuşa gelmesi vaktiyle "Ali Emirî'nin Köprülü Fuat’a
vurduğu darbeyi andırıyordu. Üstat Köprülü, on altıncı yüzyılın
ünlü şairi "Bakî" için ma-kale yazmış, merhum Ali Emirî de hemen
her cümlesinde yanlışım çı-kararak onu bozguna uğratmış, Ali
Emirî ölmeden üstadın sesi çıkmaz olmuştu. Fakat şu var ki sonra
Köprülü çalışıp çabalamış, Almanca ve İngilizce bilmediği halde
büyük bir bilgin, tanınmış bir profesör olmuş-tu. Ne de olsa
akıllı adamdı. Nekbetlerden ders almasını biliyordu.
Hasan Ali'nin zekâsından da aynı şeyi beklerdim. Her şeyin
pundunu bulacak kadar felsefî bir zekâya malik olmakla beraber
ümitlerimi bo-şa çıkardı. O her ne kadar kendisinin "sıfır"
olduğunu söylüyorsa da bu, külfetlerden kurtulmak isteyen bir
alçak gönüllülüğün söylettiği sözdür. Hasan Âli'ye "sıfır"
denemez. Hiç olmazsa "yarım"dır. Fakat ne de olsa ümitlerimi
boşa çıkarmamalıydı. Ben ondan eser telif et-mesini bekliyorken
o, kolayına kaçarak başkalarına tercümeler yaptır-dı.
Bununla beraber zaman geçmiş değildir. Henüz 60 yaşındadır.
Yahu-distanı ziyaret ettiği zaman cumhurbaşkanı mı, başbakan mı
her kimse, kendisine henüz genç olduğunu, siyasete
dönebileceğini söy-lemiş. Hazret, şimdi her ne kadar biraz öne
eğik şekilde, yani beli bü-külmüş olarak yürüyorsa da bu,
kocamışlığından değil, tevazuundan ileri gelse gerektir.Malûm
ya, Hasan Âli Mevlevî’dir. Mevlevîler alçak gönüllü olur.
Fakat kendisinin fahrî öğretmeni olduğum halde Hasan Âli bana
karşı bu alçak gönüllülüğü göstermedi. Bakınız nasıl mukabele
etti:
Liselerde okutulan tarih kitabını tenkit ettiğim için inkılâbın
ruhuna muhalefetle itham olunarak Vekâlet emrine alındığım zaman
Maarif Bakanı, maarife hiç de iyi bakamayan
|