|
olacak ki
nihayet Müslüman oldu. Asıl adı Oskar'dı ya, bunu Osman Hikmet
Bayur, Orta Öğretim Genel Müdürü de Hasan Âli idi. Doğrusu-nu
isterseniz benim edebiyat hocalığından uzak tutulmam daima
memleket için kayıp olmuştur. Bilgim ne kadar az olursa olsun
(Hasan Âli'ninkinden çok olduğu unutulmasın), hiç olmazsa
öğrencilere Türk olduklarını hatırlatıyor, büyük millet
olduğumuzu, bugünün geçici ol-duğunu telkin ediyordum. Bunu
herkes yapar diyeceksiniz. Şimdi du-rup dururken insanı
güldürmekte mâna var mı?İşte bu durum beni ya-landan
tanıyanların da dikkatini çektiğinden resmî liselerde tekrar va-zifeye
alınmam için teşebbüsler yapıldı.
İlk teşebbüsü Besim Atalay yapmış. Maarif Vekili Saffet Ankan'a
gidip beni övmüş, yeniden resmî bir liseye alınmam için onu razı
etmiş. Bunu Abdülkadir İnan'dan aldığım bir telgrafla öğrendim.
Abdülkadir İnan, Türkiyat Enstitüsünde benimle beraber
asistandı. Başkurt Türk-lerindendi. Çok iyi bir insan, kültürlü
ve çalışkan bir arkadaştı. Sonra Dil Kurumuna uzman olarak
alındı ve Ankara’da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesine hakkıyla
profesör oldu. Kütahya mebusu olan Besim Ata-lay’da Dil
Kurumunda çalıştığı için Abdülkadir, işi ondan öğrenmiş, tel-grafı
çekmişti.
Tebrik ediyordu. Benim bağımsız devlet olduğum zamanlarda bile
sadık bir Türkiye vatandaşı olan evdeşim (yani zevcem) de
sevinçle tebrik etti ve benden: "Vazifeye başlamadan inanmam"
cevabını alın-ca ihtiyatkârlığıma şaştı.
Ertesi günü Abdülkadir İnan'dan bir mektup geldi. Besim
Atalay'ın teşebbüsü hakkında tafsilât veriyor ve beni bundan
sonra atılgan olmamağa davet ediyordu. Mektuptarı öğrendiğime
göre kararnamem imzalanıp gönderilmek üzere idi. Artık bu mektup
üzerine sayın evde-şimin güveni büsbütün artmış ve âdeta Türkiye
Cumhuriyeti'nin bendeki büyükelçisi olarak öğütler vermeğe
başlamıştı. Besbelli, "ö-ğüt"ün herkes tarafından verilen, fakat
kimse tarafından alınmayan bir nesne olduğunun farkında değildi.
O, öğütlerini veredursun ertesi günü Hasan Âli Maarif Vekili
olmaz mı? Halk Partisi zamanında vekiller
böyle nöbet değiştirirlerdi. Anlaşılan nöbet sırası Saffetten
Hasan'a gelmiş ve 28 Aralık 1933'de maarifi beklemek üzere
nöbete girmişti.
Fakat sayın Hasan ilk icraat olarak ne yapsa beğenirsiniz? Benim
resmî liseye tayinimi durdurmaz mı? Vekillerin filân böyle ilk
iş olarak benimle uğraştıklarına göre demek onlar katında
önemsel kişilerden-dim. Koca devletin başında bulunanların elbet
bir bildikleri vardı ki be-nimle uğraşıyorlardı. Yoksa, ben bu
kadar önemli olmasam benim "mesele"mi meselelerin üstünde
tutarlar mıydı? Demek ki Halk Partisi de beni bağımsız bir
devlet olarak kabul ediyor, fakat dost saymadığı, belki bir
istilâdan korktuğu için bana karşı daima tedbirli davranıyor-du.
Güvendiği dağlara kar yağdığını gören evdeşim sadece:
"Sen bu ihtiyatkârlığı kimden öğrendin?" demekle yetindi. |