TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

24

olacak ki nihayet Müslüman oldu. Asıl adı Oskar'dı ya, bunu Osman Hikmet Bayur, Orta Öğretim Genel Müdürü de Hasan Âli idi. Doğrusu-nu isterseniz benim edebiyat hocalığından uzak tutulmam daima memleket için kayıp olmuştur. Bilgim ne kadar az olursa olsun (Hasan Âli'ninkinden çok olduğu unutulmasın), hiç olmazsa öğrencilere Türk olduklarını hatırlatıyor, büyük millet olduğumuzu, bugünün geçici ol-duğunu telkin ediyordum. Bunu herkes yapar diyeceksiniz. Şimdi du-rup dururken insanı güldürmekte mâna var mı?İşte bu durum beni ya-landan tanıyanların da dikkatini çektiğinden resmî liselerde tekrar va-zifeye alınmam için teşebbüsler yapıldı.

İlk teşebbüsü Besim Atalay yapmış. Maarif Vekili Saffet Ankan'a gidip beni övmüş, yeniden resmî bir liseye alınmam için onu razı etmiş. Bunu Abdülkadir İnan'dan aldığım bir telgrafla öğrendim. Abdülkadir İnan, Türkiyat Enstitüsünde benimle beraber asistandı. Başkurt Türk-lerindendi. Çok iyi bir insan, kültürlü ve çalışkan bir arkadaştı. Sonra Dil Kurumuna uzman olarak alındı ve Ankara’da Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesine hakkıyla profesör oldu. Kütahya mebusu olan Besim Ata-lay’da Dil Kurumunda çalıştığı için Abdülkadir, işi ondan öğrenmiş, tel-grafı çekmişti.

Tebrik ediyordu. Benim bağımsız devlet olduğum zamanlarda bile sadık bir Türkiye vatandaşı olan evdeşim (yani zevcem) de sevinçle tebrik etti ve benden: "Vazifeye başlamadan inanmam" cevabını alın-ca ihtiyatkârlığıma şaştı.

Ertesi günü Abdülkadir İnan'dan bir mektup geldi. Besim Atalay'ın teşebbüsü hakkında tafsilât veriyor ve beni bundan sonra atılgan olmamağa davet ediyordu. Mektuptarı öğrendiğime göre kararnamem imzalanıp gönderilmek üzere idi. Artık bu mektup üzerine sayın evde-şimin güveni büsbütün artmış ve âdeta Türkiye Cumhuriyeti'nin bendeki büyükelçisi olarak öğütler vermeğe başlamıştı. Besbelli, "ö-ğüt"ün herkes tarafından verilen, fakat kimse tarafından alınmayan bir nesne olduğunun farkında değildi. O, öğütlerini veredursun ertesi günü Hasan Âli Maarif Vekili olmaz mı? Halk Partisi zamanında vekiller
böyle nöbet değiştirirlerdi. Anlaşılan nöbet sırası Saffetten Hasan'a gelmiş ve 28 Aralık 1933'de maarifi beklemek üzere nöbete girmişti.

Fakat sayın Hasan ilk icraat olarak ne yapsa beğenirsiniz? Benim resmî liseye tayinimi durdurmaz mı? Vekillerin filân böyle ilk iş olarak benimle uğraştıklarına göre demek onlar katında önemsel kişilerden-dim. Koca devletin başında bulunanların elbet bir bildikleri vardı ki be-nimle uğraşıyorlardı. Yoksa, ben bu kadar önemli olmasam benim "mesele"mi meselelerin üstünde tutarlar mıydı? Demek ki Halk Partisi de beni bağımsız bir devlet olarak kabul ediyor, fakat dost saymadığı, belki bir istilâdan korktuğu için bana karşı daima tedbirli davranıyor-du.

Güvendiği dağlara kar yağdığını gören evdeşim sadece:

"Sen bu ihtiyatkârlığı kimden öğrendin?" demekle yetindi.

Devamı