|
nerden
anlayacak? Bugünkü gençler bu gibi fikir meselelerinden ziyade
"antrenman"la uğraşırlar ve "yerden muazzam oynayan Ma-carlar"a
karşı millî kahramanları Lefter'in golü ile galip gelen millî
ta-kımları şerefine trende, vapurda nâra atarlar.
Biz yine Reha Oğuz Türkkan'a gelelim. Mister Reha Oğuz Türkkan
(bel-ki şimdi Törkkeyn olmuştur) şimdi 43 yaşlarındadır. Eski
Kadastro U-mum Müdürü Halit Ziya Türkkan'ın ortanca oğludur.
Ankara Hukukun-dan çıkmadır. Tanışmamızın, ister istemez uzunca
olan hikâyesi şu-dur:
1938 yazında bir gün Maltepe'deki evime gelen ve kendisini
"Orhan Türkkan" diye tanıtan bir genç benimle görüşmek
istediğini söyledi. Görüşelim dedim. Cebinden çıkardığı bir
kâğıdı uzatarak "Hâlâ bu fikir-de misiniz?" diye sordu. Kâğıda
baktım. Vaktiyle Atsız Mecmua'da çı-kan manzumelerimden birinin
son dörtlüğü idi:
|
Hey arkadaş!
Bu yolda ben de coşkun bir selim;
Beraberiz seninle... İşte elinde elim
Seninle bu hayatın gel beraber gülelim
Ölümüne, gamına, tipisine, karına... |
Aktörce hareketleri sevmediğim için bu "numara" hiç de hoşuma
gitmemekle beraber: "Evet! Hâlâ bu fikirdeyim" diye cevap
gerdim. Karşımdaki genç "Öyleyse konuşabiliriz" diyerek
çantasını açtı. Bir-takım kâğıtlar çıkarmağa ve anlatmağa
başladı. Türkçü bir dergi çıka-racaklarım, Türkçülüğü yaymak
için bir dernek kurduklarını, benden de yazı istediklerini
söyledi.
Bunun nasıl bir dernek olduğunu, kimlerin bulunduğunu,
başkanlarını sordum.
Derneklerinin gizli olduğunu, seksen kadar üyeleri bulunduğunu
bildirdi ve başkanlarının
adını verdi: Avni Motun.
Bu adı ilk defa işitiyordum. Hepsi olabilirdi. Fakat beni henüz
gören bir gencin gizli dernekten bahsetmesi... Olamazdı
diyecektim ama işte o da olmuştu.Bu seksen kişinin kimler
olduğunu sordum. Ankara’daki yüksek öğrenim ve lise gençleri
olduğu cevabını verdi.
1944 olaylarına kadar insanlara inanan bir tabiatım vardı. "Deve
uçtu" gibilerinden tabiat kanunlarına aykırı bir şey olmadıkça
söylenenlere inanıyordum. 1944'te insanların ne Hint kumaşı,
yahut Amerikan nay-lonu olduğunu anladıktan sonra, büyük adam
denilenlerin mikrop ka-dar küçük çapta bulunduklarını gördükten
sonra inancım değişti. Şimdi "Deve geviş getirdi" deseler
inanmıyorum. Çünkü insanlar geviş geti-riyor.
Orhan Türkkan, Türkçülükten bahsederek hoşuma, gizli dernek
diye-rek de garibime gidiyordu. "Türkçülük" Türklerin ülküsü,
kurtuluş yolu idi. Her bakımdan meşru bir davranıştı. Öyleyse
neden gizli oluyordu? Kendisine sordum:
- "Dergi çıkarmak için yüksek tahsil mezunu bir yazı müdürü
ister (o zaman öyleydi). Onu nereden bulacaksınız?"
Sorum üzerine Ankara Lisesinde edebiyat öğretmenleri olan
Fevziye Abdullah'ın yazı müdürlüğünü üzerine aldığım söyledi.
Fevziye Abdul-lah'ı tanıyordum. Kendini ilme vermiş,
|