TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

26

nerden anlayacak? Bugünkü gençler bu gibi fikir meselelerinden ziyade "antrenman"la uğraşırlar ve "yerden muazzam oynayan Ma-carlar"a karşı millî kahramanları Lefter'in golü ile galip gelen millî ta-kımları şerefine trende, vapurda nâra atarlar.

Biz yine Reha Oğuz Türkkan'a gelelim. Mister Reha Oğuz Türkkan (bel-ki şimdi Törkkeyn olmuştur) şimdi 43 yaşlarındadır. Eski Kadastro U-mum Müdürü Halit Ziya Türkkan'ın ortanca oğludur. Ankara Hukukun-dan çıkmadır. Tanışmamızın, ister istemez uzunca olan hikâyesi şu-dur:

1938 yazında bir gün Maltepe'deki evime gelen ve kendisini "Orhan Türkkan" diye tanıtan bir genç benimle görüşmek istediğini söyledi. Görüşelim dedim. Cebinden çıkardığı bir kâğıdı uzatarak "Hâlâ bu fikir-de misiniz?" diye sordu. Kâğıda baktım. Vaktiyle Atsız Mecmua'da çı-kan manzumelerimden birinin son dörtlüğü idi:

Hey arkadaş!

Bu yolda ben de coşkun bir selim;

Beraberiz seninle... İşte elinde elim

Seninle bu hayatın gel beraber gülelim

Ölümüne, gamına, tipisine, karına...

Aktörce hareketleri sevmediğim için bu "numara" hiç de hoşuma gitmemekle beraber: "Evet! Hâlâ bu fikirdeyim" diye cevap gerdim. Karşımdaki genç "Öyleyse konuşabiliriz" diyerek çantasını açtı. Bir-takım kâğıtlar çıkarmağa ve anlatmağa başladı. Türkçü bir dergi çıka-racaklarım, Türkçülüğü yaymak için bir dernek kurduklarını, benden de yazı istediklerini söyledi.

Bunun nasıl bir dernek olduğunu, kimlerin bulunduğunu, başkanlarını sordum.
Derneklerinin gizli olduğunu, seksen kadar üyeleri bulunduğunu bildirdi ve başkanlarının
adını verdi: Avni Motun.

Bu adı ilk defa işitiyordum. Hepsi olabilirdi. Fakat beni henüz gören bir gencin gizli dernekten bahsetmesi... Olamazdı diyecektim ama işte o da olmuştu.Bu seksen kişinin kimler olduğunu sordum. Ankara’daki yüksek öğrenim ve lise gençleri olduğu cevabını verdi.

1944 olaylarına kadar insanlara inanan bir tabiatım vardı. "Deve uçtu" gibilerinden tabiat kanunlarına aykırı bir şey olmadıkça söylenenlere inanıyordum. 1944'te insanların ne Hint kumaşı, yahut Amerikan nay-lonu olduğunu anladıktan sonra, büyük adam denilenlerin mikrop ka-dar küçük çapta bulunduklarını gördükten sonra inancım değişti. Şimdi "Deve geviş getirdi" deseler inanmıyorum. Çünkü insanlar geviş geti-riyor.

Orhan Türkkan, Türkçülükten bahsederek hoşuma, gizli dernek diye-rek de garibime gidiyordu. "Türkçülük" Türklerin ülküsü, kurtuluş yolu idi. Her bakımdan meşru bir davranıştı. Öyleyse neden gizli oluyordu? Kendisine sordum:

- "Dergi çıkarmak için yüksek tahsil mezunu bir yazı müdürü ister (o zaman öyleydi). Onu nereden bulacaksınız?"

Sorum üzerine Ankara Lisesinde edebiyat öğretmenleri olan Fevziye Abdullah'ın yazı müdürlüğünü üzerine aldığım söyledi. Fevziye Abdul-lah'ı tanıyordum. Kendini ilme vermiş,

Devamı