TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

38

Netice malûm; Atatürk ölünce İsmet Paşa oybirliği ile Cumhur Başkanı seçildi. Muhalifleri ve düşmanları bile esen havayı sezdikleri için ona rey vermişlerdi. Oylar sözüm ona gizli verildi amma kimin ne verdiğini herkes bilirdi.

İsmet Paşanın, Cumhur Başkanı seçildikten sonra Millet Meclisinde verdiği ilk nutku, o zaman öğretmen bulunduğum özel Yüce Ülkü lise-sinin salonunda, öteki öğretmenlerle birlikte radyodan dinledim ve çok beğendim.

Fakat işte hepsi o kadar... İsmet Paşa celâdet göstermek istemiş, ce-lâdetle işe başlamış, fakat sonra aksi doğrultudan esen rüzgârın fırtı-na olmasından korktuğu için yavaş yavaş çark etmeğe başlamıştı.

İsmet İnönü önce bir Anadolu turnesine çıkıp halkla temas etti.

Gazeteler bu gezintiyi, Milli Şefle köylü, esnaf ve diğer halk tabakaları arasındaki konuşmaları bütün tafsilâtı ile yazıyorlardı. Şef, kaç çocuğu olduğunu, ne kazandıklarını soruyor, bunları not ettiriyordu. Bakalım bu konuşmalardan ne kerametler doğacak diye düşünüyordum ama Millî Şefin "Lâf kıtlığında asmalar budayım" kabilinden bazı sözleri beni
hayal kırıklığına uğrattı.

İşte, bir çağrışım daha... "Hayal kırıklığı" deyince bunun eski şekli olan "sukut-u hayal"i hatırladım ve şimdiki gençlerin buna "sükût-u hayal" deyişini düşündüm. "Sukut" düşmek demek, "sükût" ise sus-mak. Acaba gençler niçin böyle söylüyor? Sükût daha ince olduğu için mi? Belki... Yahut düşenin öldüğünü, ölenin de sükût ettiğini düşün-dükleri için...

Bana öyle geliyor ki İsmet Paşa, Cumhur Başkanı olduğu zaman devleti nasıl döndüreceği hakkında hiçbir plânı yoktu. Plânı varmış gibi gözükmek, halkı biraz oyalamak, bir miktar da gezip hava almak için bu çareye başvurdu. Çünkü mensubiyeti sırasında pek gezip tozama-mış, hattâ galiba, meşhur kapalı manej salonu idmanlarını da yapa-mamıştı.

Ümit en sonra terk edilen şeydir. Hele ben, ümitlerimi en sonra bile kaybetmeyecek bir mizaçta idim. İsmet İnönü'nün fütuhatı yapacağı, zaferler kazanacağı hakkındaki ümitlerim yerinde idi. Bir de o kadar çok işim vardı ki İsmet Paşa iktidara geceli ne kadar olmuştur, fütuhat yapacak zaman gelmiş midir, bunları hesaplayacak vakit bulamıyor-dum.

Özel Boğaziçi Lisesinde edebiyat öğretmem idim. Bu lise Arnavut-köy’de idi. Kartal Mal tepesindeki evimizden mektebe tren, vapur ve tramvayla tam 2.5 saatte gidiyordum. Dönüşü de hesaba katınca günde beş saatim yollarda geçiyordu. Kendi tarih çalışmalarıma yete-ri kadar zaman ayıramadığım için sıkılıyordum.

Sabahleyin 6.5'ta kalkan trene yetişmek için bir saat önce kalkıyor-dum. O zaman Maltepe'de asfalt yol ve sokak feneri bulunmadığı için kış günleri zifirî karanlıkta sokağa çıkmak ve batmadan istasyonu bul-mak hayli cambazlığa bağlıydı. Köşkümüz de eski ve ahşap olduğu için gayet havadardır. Odalarında bazen esrarengiz rüzgârlar eserdi. Allah selâmet versin, Yusuf Ziya Ortaç bir gün, kendine hâs sevimli edasıyla:

- "Azizim Atsız" dedi. "Seni dinç ve enerjik tutan şey bu zahmetli ha-yatın, bu konforsuz

Devamı