|
Netice
malûm; Atatürk ölünce İsmet Paşa oybirliği ile Cumhur Başkanı
seçildi. Muhalifleri ve düşmanları bile esen havayı sezdikleri
için ona rey vermişlerdi. Oylar sözüm ona gizli verildi amma
kimin ne verdiğini herkes bilirdi.
İsmet Paşanın, Cumhur Başkanı seçildikten sonra Millet
Meclisinde verdiği ilk nutku, o zaman öğretmen bulunduğum özel
Yüce Ülkü lise-sinin salonunda, öteki öğretmenlerle birlikte
radyodan dinledim ve çok beğendim.
Fakat işte hepsi o kadar... İsmet Paşa celâdet göstermek
istemiş, ce-lâdetle işe başlamış, fakat sonra aksi doğrultudan
esen rüzgârın fırtı-na olmasından korktuğu için yavaş yavaş çark
etmeğe başlamıştı.
İsmet İnönü önce bir Anadolu turnesine çıkıp halkla temas etti.
Gazeteler bu gezintiyi, Milli Şefle köylü, esnaf ve diğer halk
tabakaları arasındaki konuşmaları bütün tafsilâtı ile
yazıyorlardı. Şef, kaç çocuğu olduğunu, ne kazandıklarını
soruyor, bunları not ettiriyordu. Bakalım bu konuşmalardan ne
kerametler doğacak diye düşünüyordum ama Millî Şefin "Lâf
kıtlığında asmalar budayım" kabilinden bazı sözleri beni
hayal kırıklığına uğrattı.
İşte, bir çağrışım daha... "Hayal kırıklığı" deyince bunun eski
şekli olan "sukut-u hayal"i hatırladım ve şimdiki gençlerin buna
"sükût-u hayal" deyişini düşündüm. "Sukut" düşmek demek, "sükût"
ise sus-mak. Acaba gençler niçin böyle söylüyor? Sükût daha ince
olduğu için mi? Belki... Yahut düşenin öldüğünü, ölenin de sükût
ettiğini düşün-dükleri için...
Bana öyle geliyor ki İsmet Paşa, Cumhur Başkanı olduğu zaman
devleti nasıl döndüreceği hakkında hiçbir plânı yoktu. Plânı
varmış gibi gözükmek, halkı biraz oyalamak, bir miktar da gezip
hava almak için bu çareye başvurdu. Çünkü mensubiyeti sırasında
pek gezip tozama-mış, hattâ galiba, meşhur kapalı manej salonu
idmanlarını da yapa-mamıştı.
Ümit en sonra terk edilen şeydir. Hele ben, ümitlerimi en sonra
bile kaybetmeyecek bir mizaçta idim. İsmet İnönü'nün fütuhatı
yapacağı, zaferler kazanacağı hakkındaki ümitlerim yerinde idi.
Bir de o kadar çok işim vardı ki İsmet Paşa iktidara geceli ne
kadar olmuştur, fütuhat yapacak zaman gelmiş midir, bunları
hesaplayacak vakit bulamıyor-dum.
Özel Boğaziçi Lisesinde edebiyat öğretmem idim. Bu lise
Arnavut-köy’de idi. Kartal Mal tepesindeki evimizden mektebe
tren, vapur ve tramvayla tam 2.5 saatte gidiyordum. Dönüşü de
hesaba katınca günde beş saatim yollarda geçiyordu. Kendi tarih
çalışmalarıma yete-ri kadar zaman ayıramadığım için
sıkılıyordum.
Sabahleyin 6.5'ta kalkan trene yetişmek için bir saat önce
kalkıyor-dum. O zaman Maltepe'de asfalt yol ve sokak feneri
bulunmadığı için kış günleri zifirî karanlıkta sokağa çıkmak ve
batmadan istasyonu bul-mak hayli cambazlığa bağlıydı. Köşkümüz
de eski ve ahşap olduğu için gayet havadardır. Odalarında bazen
esrarengiz rüzgârlar eserdi. Allah selâmet versin, Yusuf Ziya
Ortaç bir gün, kendine hâs sevimli edasıyla:
- "Azizim Atsız" dedi. "Seni dinç ve enerjik tutan şey bu
zahmetli ha-yatın, bu konforsuz |