|
9. Bölüm
KENDİMİ TANITIYORUM
"Tanımalar
ve tanışmalar" bölümüne bir de "Tanıtma" paragrafı ekle-mek
elbette fazla sayılmaz. Okuyucular herkesi tanıdıktan sonra beni
tanımazlarsa bu iş eksik kalmış olur. Hayatımın bazı tarafları
Halk Partisinin merakını çekip bu hususta incelemeler yaptırmış
olduğun-dan ben de yavaş yavaş önemli kişi olduğuma ister
istemez inandım. İnsanlar tuhaftır. Hoşlarına giden şeylere
çabuk inanırlar. Bir kadına güzel olduğunu söyleseniz, inanmamış
gibi görünür ama içinden bunu derhal kabul eder. Alelade bir
adama da bilginliğinden bahsetseniz gerçekten kendini bilgin
sanır. Kırk gün deli denilen kimse delirdiği gi-bi, kırk gün
dâhi denilen kişi de dâhi veya hâdiye olur. Bereket versin;
benim mesleğim adem-i itimat esası üzerine müessestir. Yani
görün-memek, inanmamak prensibi üzerine kurulmuştur. Bundan
ötürü bana deli veya akıllı falan diyenlere inanmamışımdır.
Şimdi burada da mesleğimin ne olduğu sorulacak ve beni edebiyat
öğretmeni sananlar neye, niçin güvensizlik gösterdiğimi
anlamaya-caklar. Büyük bir övünçle şunu arz ederim ki asıl
mesleğim edebiyat öğretmenliği değildir. Liselerde yıllarca
edebiyat okuttuğum halde e-debiyattan pek fazla anlamam, öyleyse
bu işi neden yaptım, değil mi?
Tâyin
ettiler, yaptım. Köy Enstitüsü mezunları o güzelim Türkçeleriyle
nasıl ilkokul hocalığı yapıyorlarsa, ben de, şüphesiz onlardan
biraz da-ha ehliyetle edebiyat öğretmenliği görevinde bulundum.
Bir kere şu "edebiyat" kelimesi halk ve aydınlar dilinde korkunç
bir mâna taşımaktadır. "Edebiyat yapıyor" demek "saçma-sapan
konu-şuyor" demektir. Bugünün edebî eserleri ise saçma-sapanlığı
da aşıp okuyanın yüreğine indirecek bir biçim, daha doğrusu
biçimsizlik al-maktadır. "Yazık oldu Süleyman efendiye" başlıklı
pırlantadan başla-yarak "serbest vezin" denilen Bolşevik ölçülü
ve tabiî söğüşlü, küfürlü şiirlere (!), devrik cümle denilen
palikarya ağzıyla yazılmış nesir şa-heserlerine (!) kadar sıra
sıra dizilen sanat hârikaları, estetik seviye-nin deniz
seviyesinden kaç kilometre aşağıda olduğunu göstermekte-dir.
Hele geçen yıl Cumhuriyet gazetesinin roman yarışmasında
birinciliği kazanıp aynı gazetede tefrika olunan "Yılanların
öcü" adlı bir şaheser vardı ki edebiyat hakkında fikri
olmayanlara vereceği ders bakımından cidden bulunmaz bir nesne,
belki de "Acâib-i Seb'a-i Alem"in sekizin-cisi idi.
Bu romanı birinci olarak seçen "BUYUK JÜRÎ" arasında sayın bayan
Halide Edip’in de bulunması çok garibime gitmişti. Ağza
alınmayan kelimelerin sık sık geçtiği bu romanı acaba sonuna
kadar okumuş mu idi? Okudu ise.. Pes... Başka sözüm yok...
Evet, edebiyattan bahsediyorduk ve bu işten anlamadığımı
söylüyor-dum. Bu sözlerim alçak gönüllülüğe verilmesin. Çünkü
ben üstat Ali Nihat Tarlan gibi bir gazelin her beytinde dört
beş edebî sanat bulamı-yorum.
Yunus
Emre'nin:
|
"Sırat
kıldan incedir, kılıçtan keskincedir,
Varıp onun üstüne evler yapasım gelir.” |
Beytindeki
inceliklere nüfuz edemiyorum, "göllerde kamış olmak" ba-na hiç
de ciddi gelmiyor. Başka aşkları kadın aşkı gibi görmeyi
hafı-zam almıyor.. Hele:
|
Yok iken Âdem'le Hava
âlemde
Hak ile hak idik sırr-ı mübhemde.
Bir gececik mihman kaldık Meryem'de,
Hazreti İsa'nın öz babasıyız. |
|