TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

48

Dörtlüğünü doktor İzzettin Şadan'ın yetkisi içinde buluyorum. Bu se-beple ve bunun gibi birçok sebeplerle edebiyatın kökü marazidir sanı-yorum. Edebiyat dahîlerinden büyük bir kısmının anormal ve hattâ de-li oluşu bu işin marazi olduğunu biraz, hattâ birçok göstermiyor mu dersiniz?

Edebiyat ve onun en yaygın şekli olan roman ciddî bir şey olsaydı bü-tün kadınlar roman okur muydu? O halde bunca edebiyat tarihi uz-manları boşuna mı uğraşıyor diyeceksiniz. Hayır, boşuna değil. Akıl hastalıklarının tarihiyle uğraşanlar olduğu gibi edebiyat tarihiyle uğra-şanlar da insan topluluğunun bir yönünü aydınlatıyorlar demektir.

Edebiyatı bu kadar kınadığıma bakmayın. Bir zamanlar ben de kendi-mi edebiyat öğretmenlerinin birincisi sanıyordum. Fakat bir gün bir kadın öğretmenin, beni kendisine sormadan, en iyi edebiyat öğretme-ni olduğunu söylemesi inancımı sarstı. Sözle tartışmadan hoşlanma-dığım için itiraz etmedim. Koca edebiyat öğretmeni yalan söyleyecek değildi ya... Şu halde birinci oydu. Ben ikinciliğe düşüyordum. Kendimi bu ikinciliğe alıştırmağa çalışırken Türkoloji asistanı Muharrem Ergin'in verdiği bir haber, işleri allak bullak etti. Muharrem, merdivenden dü-şerek hastaneye kaldırılan ve can acısıyla kendisini ölümün eşiğinde sanan bir erkek öğretmenin "Dünya en büyük edebiyat öğretmenini kaybediyor" dediğini hikâye etmişti. O da yalan söylemeyeceğine gö-re ben üçüncülüğe düşmüş oluyordum. Beşiktaş futbol takımı gibi her yıl bir derece düşe düşe ikinci kümenin yolunu tutmaktansa İzzet ü ikbâl ile edebiyat kapısından çekilmeğe karar verdim ve ilâhî bir mev-hibe olan asıl mesleğime döndüm.

Edebiyat öğretmeni olmadığıma göre şu asıl mesleğimin ne olduğu da şüphesiz sorulacak. Onu da söyleyeyim: Asıl mesleğim "millî şuur st-ratejisi ve tabiyesi’dir. Astsubaydan ve köy öğretmeninden başlaya-rak devlet adamlarına kadar her isteyene ihtisasım içinde olan bu bil-gileri öğretirim. Fakat ne gariptir ki fahrî olarak ders verdiğim halde şimdiye kadar kimse ders almak için başvurmadı.

Eski sadrâzamlardan Koca Ragıp Paşa; benden bir tek ders bile alma-dığı halde millî şuurun ana prensiplerinden bazılarını sezmişti. Onun siyaseti "Moskof’un yaptığının ve dilediğinin aksini yapmaktı.” Bugün bu "Moskof'un” yanına birkaç isim daha ekleyebiliriz. Hangi isimler ol-duğunu artık bu konunun dersini verirken açıklarım.

Bu temel ihtisasımın yanında bir de ek ihtisasım vardır ki o da "Asno-loji"dir. Yeni bir bilim dalı olan asnolojinin konusu yalnız ve ancak As-nus Magnus olduğu halde yine de oldukça dallı budaklı bir marifet şu-besidir. Fakat uzmanları henüz pek azdır.

Asnolojinin ordinaryüs profesörü genç tarihçi "Yılmaz Öztuna"dır. Ta-rih, hele soy kütüğü bilgisi üzerinde derin ihtisası ve üstat Mükremin Halil gibi korkunç bir hafızası olan Yılmaz Öztuna, Asnus Magnus hak-kındaki emsalsiz eseri dolayısıyla bu kürsünün ordinaryüs profesörlü-ğüne yükselmiştir. Eserinin ilk basımı tükenmiş olup her taraftan yapı-la gelmekte olan istekler ikinci basımını da zaruri kılmaktadır.

Ben bu ilmin ancak profesörlüğüne yükselebildim. Konuya ait eserle-rim iki "kıta’dan ibarettir ve Yılmaz Öztuna'nın derin incelemeleri ya-nında cidden sönük kalmaktadır.

Devamı