TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

50

Birinci sınıf talebesi ikinci sınıfın arka kapısında bekler, o sınıftan biri-sini görünce ondan falanı göndermesini rica ederdi. Falan gelir de kendisini içeri sokarsa, ancak o zaman üst sınıfa girebilirdi. Fakat bü-yük sınıf öğrencileri küçük sınıflara her istedikleri zaman girerlerdi. Askerî Tıbbiye’nin yasası böyle idi.
 
 Aramızdaki ocaklılık gayreti olağanüstü idi. Bir Tıbbiyeliye yapılan ha-karet bütün Tıbbiyelilere yapılmış sayılırdı. Bir defa okul civarındaki bir baraka dükkân yıkılmış, sahibi köteklenmiş, içeride içki içen İngilizler dört ayak olarak kaçmışlardı. Bir defa da Hukuk Fakültesini basmıştık. Cürete bakın ki baskın, zamanın Adalet Bakanı (galiba Mahmut Esat
Bozkurt) binadan çıkmak üzere iken yapılmıştı.
 
Hukukta okuyan birçok subay bu baskını önlemeğe çalışmış, başara-mamışlardı. Hattâ hukuk profesörlerinden Mişon Ventura da sert bir şamar yemişti.
 
Çok kötü huylarımız da vardı: dışarıda birbirimize ve askerî hekimlere selâm verirdik de harp subaylarının binbaşıdan aşağı olanlarına aldır-mazdık. Bu yüzden sık sık çatışmalar olur, okulun en üstündeki hapis-haneyi boylardık.
 
Okulun içinde de sınıf kavgaları olurdu. Eskiden bu dövüşler saldırma ve muştalarla yapılırmış. Okulun otuz yıllık bir terzisi vardı ki eski hey-betli kavgaları, kahramanlarının adını da söyleyerek anlatırdı.
 
Tıbbiyenin ilk kız talebeleri de bizim sınıfta idiler. Bugünün tanınmış doktorlarından operatör Suat Hanım ve dahiliyeci Müfide Hanım sınıf arkadaşımdır. Erkek arkadaşlarım arasında da Süreyya, Fahri, İhsan, Müslim ve galiba Hilmi ile Rüştü de general olmuşlardır. Yani paşa... Birkaç yıl önce Süreyya ile Fahri'nin paşa olduğunu gazetede okuyun-ca öğünmek ihtiyacını duyarak zevceme:
 
 "Bak. Sınıf arkadaşlarım paşa olmuş. Ben de meslekte kalsaydım şimdi paşa olacaktım. Bugüne bugün sen de paşa haremi sayılırdın" demiştim.
 
Ben kendisinden takdir beklerken: "Maaşın kaç" diye sormaz mı? O zaman aslî maaşım 40 lira idi. Yani kıdemli üsteğmen maaşı... Bizim generallik suya düşmüştü.
 
Malatya'da valilik ederek Halk Partisi'ne kan kusturan ve şimdi Darü-laceze müdürü olan Turgut Bababoğlu, şimdi Askerî Tıbbiye müdür yardımcısı olan Albay Osman, merhum doktor Nejat Kulakçı da sınıf arkadaşımdı. Söz, vefakâr arkadaşım Nejat’a gelince ölen öteki arka-daşlarımı da hatırladım: Lûtfi, Asım, Nedim, Edip, Veli, Hıfzı, Sadi, Mevlût ve İsmail Coşkun... Tanrı hepsine rahmet eylesin..
 
Üstümüzdeki sınıfta tanınmış siyaset ve fikir adamlarından doktor Cezmi Türk ve komünizmden mahkûm olan Hasan Âli Ediz vardı.
 
Daha üstteki sınıfta günümüzün tanınmış çocuk hastalıkları mütehas-sısı doktor Sezai Bedreddin ile komünist Hikmet Kıvılcım bulunuyordu.
 
Daha üstteki sınıf, yani ben birinci sınıfta iken dördüncü sınıf olan sınıf 18 kişiydi. Bunların içinde Döperas lâkaplı bir Nurettin vardı ki İstanbul tramvaylarıyla yarışıp yarım

Devamı