|
Birinci sınıf
talebesi ikinci sınıfın arka kapısında bekler, o sınıftan
biri-sini görünce ondan falanı göndermesini rica ederdi. Falan
gelir de kendisini içeri sokarsa, ancak o zaman üst sınıfa
girebilirdi. Fakat bü-yük sınıf öğrencileri küçük sınıflara her
istedikleri zaman girerlerdi. Askerî Tıbbiye’nin yasası böyle
idi.
Aramızdaki ocaklılık gayreti olağanüstü idi. Bir Tıbbiyeliye
yapılan ha-karet bütün Tıbbiyelilere yapılmış sayılırdı. Bir
defa okul civarındaki bir baraka dükkân yıkılmış, sahibi
köteklenmiş, içeride içki içen İngilizler dört ayak olarak
kaçmışlardı. Bir defa da Hukuk Fakültesini basmıştık. Cürete
bakın ki baskın, zamanın Adalet Bakanı (galiba Mahmut Esat
Bozkurt) binadan çıkmak üzere iken yapılmıştı.
Hukukta okuyan birçok subay bu baskını önlemeğe çalışmış,
başara-mamışlardı. Hattâ hukuk profesörlerinden Mişon Ventura da
sert bir şamar yemişti.
Çok kötü huylarımız da vardı: dışarıda birbirimize ve askerî
hekimlere selâm verirdik de harp subaylarının binbaşıdan aşağı
olanlarına aldır-mazdık. Bu yüzden sık sık çatışmalar olur,
okulun en üstündeki hapis-haneyi boylardık.
Okulun içinde de sınıf kavgaları olurdu. Eskiden bu dövüşler
saldırma ve muştalarla yapılırmış. Okulun otuz yıllık bir
terzisi vardı ki eski hey-betli kavgaları, kahramanlarının adını
da söyleyerek anlatırdı.
Tıbbiyenin ilk kız talebeleri de bizim sınıfta idiler. Bugünün
tanınmış doktorlarından operatör Suat Hanım ve dahiliyeci Müfide
Hanım sınıf arkadaşımdır. Erkek arkadaşlarım arasında da
Süreyya, Fahri, İhsan, Müslim ve galiba Hilmi ile Rüştü de
general olmuşlardır. Yani paşa... Birkaç yıl önce Süreyya ile
Fahri'nin paşa olduğunu gazetede okuyun-ca öğünmek ihtiyacını
duyarak zevceme:
"Bak. Sınıf arkadaşlarım paşa olmuş. Ben de meslekte kalsaydım
şimdi paşa olacaktım. Bugüne bugün sen de paşa haremi
sayılırdın" demiştim.
Ben kendisinden takdir beklerken: "Maaşın kaç" diye sormaz mı? O
zaman aslî maaşım 40 lira idi. Yani kıdemli üsteğmen maaşı...
Bizim generallik suya düşmüştü.
Malatya'da valilik ederek Halk Partisi'ne kan kusturan ve şimdi
Darü-laceze müdürü olan Turgut Bababoğlu, şimdi Askerî Tıbbiye
müdür yardımcısı olan Albay Osman, merhum doktor Nejat Kulakçı
da sınıf arkadaşımdı. Söz, vefakâr arkadaşım Nejat’a gelince
ölen öteki arka-daşlarımı da hatırladım: Lûtfi, Asım, Nedim,
Edip, Veli, Hıfzı, Sadi, Mevlût ve İsmail Coşkun... Tanrı
hepsine rahmet eylesin..
Üstümüzdeki sınıfta tanınmış siyaset ve fikir adamlarından
doktor Cezmi Türk ve komünizmden mahkûm olan Hasan Âli Ediz
vardı.
Daha üstteki sınıfta günümüzün tanınmış çocuk hastalıkları
mütehas-sısı doktor Sezai Bedreddin ile komünist Hikmet Kıvılcım
bulunuyordu.
Daha üstteki sınıf, yani ben birinci sınıfta iken dördüncü sınıf
olan sınıf 18 kişiydi. Bunların içinde Döperas lâkaplı bir
Nurettin vardı ki İstanbul tramvaylarıyla yarışıp yarım |