TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

6

2. Bölüm

HALK PARTİSİNİN POLİSİ

Bakanlık emrine alınınca, yani azlolununca İstanbul’a gelip Orhun'u tek başıma çıkarmağa başladım. Ev sahibi neden İstanbul’a geldiğimi sordu. Vekâlet emrine alındığımı söyledim. "Ya, tebrik ederim!" dedi. Terfi ettim sanmıştı. Ne de olsa apartman sahibiydi. Teferruatla uğra-şacak değildi.

Bana aylığımın dörtte biri nispetinde açık maaşı veriyorlar, bu da 10 lira kadar bir şey tutuyordu. 500 nüsha basılan ve hepsi satılan Or-hun'dan da bir iki lira kâr geliyordu. Yiyip içip Halk Partisine dua etme-liydim. Galiba lüks yapmak, lüks yaşamak, hovardalık etmek istemiş olacağım ki yeni bir iş bulmak için de öteye beriye başvurdum.

Bir gün öğle yemeği yerken kapı çalındı. Baktım: Resmî bir polis. Beni Beyazıt merkezinden istediklerini bildirdi. 'Yemeğimi yiyip gelirim, sen bekleme!" dedim. Çok acele ve mühim olduğunu söyledi. "Yeme-ğimi bırakacak kadar mühim mi?" diye sordum. Mühimmiş. Birlikte gittik. Beni bir komiser muavininin karşısına çıkardı. Bu, Yedisekiz Ha-san Paşanın imza atması gibi hödüksel bir şahsiyetti. Beklememi söy-ledi. Acele bir iş için yemekten kaldırılmış olan adamın acelesizce bekletilmesindeki ruh durumu malûm... Epey bir zaman sonra neyi, kimi, niçin beklediğimi sordum. Bir polis memuru gelecekmiş, onu bekliyormuşum... "Böyle olacağını bilseydim yemekten kalkıp gel-mezdim!" dedim. Hödüksel şahsiyet tam baba dostu imiş... Bana öf-keyle "Vare, sıvışaydın!" diye öğüt verdi.

Nihayet beklenen polis memuru geldi. Askerlik şubesine gideceğimizi söyledi, askerlik şubem Eminönü şubesidir. Polis aksi istikamete yö-nelince dikkatim çektim "Biz Fatih şubesine gidiyoruz" dedi. Eminönü askerlik şubesinin Fatih askerlik dairesine bağlı olduğunu biliyordum. "Belki oraya gidiyoruzdur" diye düşündüm. Polislere göre her şey devlet sırrı olduğu için bir şey söylemezler, açıklama yapmazlardı.

Gide gide Fatih askerlik dairesine değil, askerlik şubesine vardık. Yüz-başıya bu kepazeliğin ne olduğunu sordum. Gülmekten katılacaktı. Meseleyi anlattı: Kırıkkale’deki askerî okula öğretmen olmak için dilek-çeyle başvurmuştum. Münhalları mı yokmuş, beni mi istememişler, her neyse, orası mühim değil, okul, verdiğim adrese göre beni Fatih şubesine yakın diye düşünerek, oraya dilekçemin cevabım gönder-miş... Şube de, en yakın polis merkezine yazarak: "Atsız'a bildirin; boş zamanında bize uğrasın!" demiş. Polis "Haber verin, uğrasın!" "Mev-cutlu olarak hemen getirin!" diye tefsir etmiş. Tefsir bu, olamaz mı? Biz ne tefsirler gördük.

Anlaşılan, Halk Partisinin polisi önce ateş ediyor, sonra nişan alıyordu. Taktik meselesi...

Bu, muhteşem bir tanışma töreni idi. Meğer muhteşemden daha muh-teşem bir tanışma daha olacakmış. O da şöyle oldu:

1940-1941 ders yılında özel Boğaziçi Lisesinin edebiyat öğretmenle-rinden biri de bendim. 1940 aralık ayının son günlerinden birinde, ak-şam eve dönünce bir kalabalıkla karşılaştım. Küçük çocuğuma bak-mak daha kolay olsun diye zevcemin öğretmenlik ettiği Göztepe Kız Orta Okulunun tam karşısındaki bir evi tutmuştuk. Polis, bekçi, muh-tar, hep ordaydı. İmam da olsa dinî - millî bir tören var diyecektim.

İşin sakalık tarafı yoktu: "Ev basılmıştı. Daha o zamanlarda da benim faşist; Hitlerci falan olduğum söyleniyordu ya... Zevcemin beni yatış-tırmak için: "Bazı mektuplara bakıyorlar!" demesine Hitler’den gelen mektuplara mı?" diye cevap vererek odaya girdim. Zaten ev aşağı yukarı bu büyük odadan ibaretti. Hem misafir kabul salonu, hem ya-tak odası, hem

Devamı