TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

76

10. Bölüm

CHP'NİN TÜRKÇÜLERE VE KOMÜNİSTLERE KARŞI 1944'TEN EVVEL TUTUMU

Bu, ikinci bölümle artık asıl konuya giriyoruz. Zamanımızın âdetlerine göre doğrudan doğruya maksada girmek nezaket icaplarına uymadı-ğından ben de nezaket göstermek için öyle yaptım. Başlangıç, belki biraz uzun oldu. Belki bazılarını sıktı. Fakat çaresiz...

Askerî Tıbbiye hayatına dair verdiğim tafsilât, başkaları da bu konuda bir şeyler yazmazsa, ileride tek ana kaynak olacaktır. İnsanlar ot gibi, hayvan gibi yalnız o an için yaşamak istemiyorlarsa ilerisini kollamak mecburiyetindedirler.

Kendilerini dünya zevklerinden mahrum ederek kendisinden çok son-rakilerin bahtiyarlığı için didinen ve "deli" veya "kaçık" denilen insan-lar gerçek insanlardır. Hayvanlar gibi yalnız "tagaddî" ve "tenâsül"ü düşünen, bu ikisinin dışında ise ancak rahatına bakan insanlar, hay-vanlaşmış kişilerdir. İnsanla hayvanın farkı şuradadır ki: İnsan, bir dü-şünce veya ülkü için hayatını verebilen yaratıktır. Hayvan ise yalnız menfaati için boğuşabilen bir canlıdır.

Kurtuluş Savaşı bittiği zaman 17 - 18 yaşımda bir gençtim ve millî mânada bahtiyardım. Çünkü Türk milletinde eşsiz bir üstünlük duygu-su, yarına inanç, devlet başındakilere güven ve birlik vardı. İstanbul-’un azınlıkları süt dökmüş kedi gibi değil de tam mânasıyla köpek gibi idiler. Yüksek sesle bile konuşamazlardı. Türk milleti onları çok aşağı görüyordu. O zaman dünyanın en kuvvetli devleti olan İngiltere'ye karşı bile maneviyat mükemmeldi. Lozan Barışından sonraki ilk yıl-larda İngiltere'yle bir savaş çıksa, millet gözünü kırpmadan ve İngi-lizleri yeneceğine inanarak bu dövüşe, düğüne gider gibi giderdi.

Halk Partisinin yanlış idaresi yüzünden bu maneviyat yavaş yavaş çöktü, ondan sıfıra indi ve bugünkü aşağılık duygusunu doğurdu. Bu-nun sebebi neydi? Tabiî, bütün büyük hâdiselerde olduğu gibi bununda bir tek değil, birçok sebepleri vardı. Bu sebeplerden bazılarını açıkla-manın daha zamanı gelmemiştir. Diğer bazılarını ise artık tarafsız bir gözle incelemek kabildir. Şimdi ben de burada aynı şeyi yapacağım:

1) Mustafa Kemal Paşa iyi bir kumandan, ondan daha üstün olarak da dâhi bir siyaset adamıdır. Dağınık ve işgal altındaki Türkiye’yi birleşik olarak kurtarmak için başvurmadığı tertip, girmediği kalıp kalmamış-tır. Usta bir satranççı yahut damacı nasıl on hamle, on beş hamle, hattâ yirmi hamle ilerisini görerek ve düşünerek ona göre taş sürerse, Mustafa Kemal Paşa da Yunanlıların ne kadar asker çıkarılabileceğini, İngiltere'nin onları nereye kadar destekleyeceğini, Fransa ile İtalya-'nın ne zaman İngiliz menfaati aleyhine gizlice çalışacağını isabetle tahmin ediyor, Türkiye'nin depolarında kaç askeri silâhlandıracak ka-dar tüfek ve cephane bulunduğunu biliyor, yeni çıkan komünizmden de İngiltere aleyhine ne şekilde faydalanacağını hesaplıyordu. Komü-nizm, ilk çıktığı sıralarda insanlar için meçhul bir fikirdi, bütün milletle-re hürriyet vaat etmesi dolayısıyla çok taraftar toplayacağı belliydi. İlk bakıştan görünüşü çekici idi. Fakat Mustafa Kemal Paşa, hakkında bir şey bilmediği, belki adını bile ilk defa işittiği komünizme ulu orta kapılacak bir insan değildi. Ankara'da ki Rus elçiliği mensuplarının ko-münizm propagandası yaparak taraftar kazanmaları da gözünden kaçmıyordu. Bu sebeple kendisi bir Komünist partisi kurarak başına kendi adamlarını geçirmeYe ve bütün komünistleri bir araya toplaya-rak sıkı kontrol altında bulundurmaYa karar verdi. Karar başarı ile tat-bik edildi ve Moskova'dan gelen şiddetli propaganda önlendikten son-ra da parti lağvolundu. Mustafa Kemal Paşa maksadını herkesten o kadar gizliyordu ki başlangıçta en yakın arkadaşlarından birisi olan Refet Paşa’ya bile bunun bir danışıklı dövüş olduğunu söylememiş, hattâ komünizme samimî taraftar olduğunu göstermek için bir gün Vekiller Heyetine: "Yarın komünizm ilân edeceğiz" diye bir de sürpriz yapmıştı. Bu

Devamı