|
10. Bölüm
CHP'NİN TÜRKÇÜLERE VE KOMÜNİSTLERE KARŞI 1944'TEN EVVEL
TUTUMU
Bu, ikinci bölümle artık asıl konuya
giriyoruz. Zamanımızın âdetlerine göre doğrudan doğruya maksada
girmek nezaket icaplarına uymadı-ğından ben de nezaket göstermek
için öyle yaptım. Başlangıç, belki biraz uzun oldu. Belki
bazılarını sıktı. Fakat çaresiz...
Askerî Tıbbiye hayatına dair verdiğim
tafsilât, başkaları da bu konuda bir şeyler yazmazsa, ileride
tek ana kaynak olacaktır. İnsanlar ot gibi, hayvan gibi yalnız o
an için yaşamak istemiyorlarsa ilerisini kollamak
mecburiyetindedirler.
Kendilerini dünya zevklerinden mahrum ederek
kendisinden çok son-rakilerin bahtiyarlığı için didinen ve
"deli" veya "kaçık" denilen insan-lar gerçek insanlardır.
Hayvanlar gibi yalnız "tagaddî" ve "tenâsül"ü düşünen, bu
ikisinin dışında ise ancak rahatına bakan insanlar, hay-vanlaşmış
kişilerdir. İnsanla hayvanın farkı şuradadır ki: İnsan, bir dü-şünce
veya ülkü için hayatını verebilen yaratıktır. Hayvan ise yalnız
menfaati için boğuşabilen bir canlıdır.
Kurtuluş Savaşı bittiği zaman 17 - 18 yaşımda
bir gençtim ve millî mânada bahtiyardım. Çünkü Türk milletinde
eşsiz bir üstünlük duygu-su, yarına inanç, devlet başındakilere
güven ve birlik vardı. İstanbul-’un azınlıkları süt dökmüş kedi
gibi değil de tam mânasıyla köpek gibi idiler. Yüksek sesle bile
konuşamazlardı. Türk milleti onları çok aşağı görüyordu. O zaman
dünyanın en kuvvetli devleti olan İngiltere'ye karşı bile
maneviyat mükemmeldi. Lozan Barışından sonraki ilk yıl-larda
İngiltere'yle bir savaş çıksa, millet gözünü kırpmadan ve İngi-lizleri
yeneceğine inanarak bu dövüşe, düğüne gider gibi giderdi.
Halk Partisinin yanlış idaresi yüzünden bu
maneviyat yavaş yavaş çöktü, ondan sıfıra indi ve bugünkü
aşağılık duygusunu doğurdu. Bu-nun sebebi neydi? Tabiî, bütün
büyük hâdiselerde olduğu gibi bununda bir tek değil, birçok
sebepleri vardı. Bu sebeplerden bazılarını açıkla-manın daha
zamanı gelmemiştir. Diğer bazılarını ise artık tarafsız bir
gözle incelemek kabildir. Şimdi ben de burada aynı şeyi
yapacağım:
1) Mustafa Kemal Paşa iyi bir kumandan, ondan
daha üstün olarak da dâhi bir siyaset adamıdır. Dağınık ve işgal
altındaki Türkiye’yi birleşik olarak kurtarmak için başvurmadığı
tertip, girmediği kalıp kalmamış-tır. Usta bir satranççı yahut
damacı nasıl on hamle, on beş hamle, hattâ yirmi hamle ilerisini
görerek ve düşünerek ona göre taş sürerse, Mustafa Kemal Paşa da
Yunanlıların ne kadar asker çıkarılabileceğini, İngiltere'nin
onları nereye kadar destekleyeceğini, Fransa ile İtalya-'nın ne
zaman İngiliz menfaati aleyhine gizlice çalışacağını isabetle
tahmin ediyor, Türkiye'nin depolarında kaç askeri
silâhlandıracak ka-dar tüfek ve cephane bulunduğunu biliyor,
yeni çıkan komünizmden de İngiltere aleyhine ne şekilde
faydalanacağını hesaplıyordu. Komü-nizm, ilk çıktığı sıralarda
insanlar için meçhul bir fikirdi, bütün milletle-re hürriyet
vaat etmesi dolayısıyla çok taraftar toplayacağı belliydi. İlk
bakıştan görünüşü çekici idi. Fakat Mustafa Kemal Paşa, hakkında
bir şey bilmediği, belki adını bile ilk defa işittiği komünizme
ulu orta kapılacak bir insan değildi. Ankara'da ki Rus elçiliği
mensuplarının ko-münizm propagandası yaparak taraftar
kazanmaları da gözünden kaçmıyordu. Bu sebeple kendisi bir
Komünist partisi kurarak başına kendi adamlarını geçirmeYe ve
bütün komünistleri bir araya toplaya-rak sıkı kontrol altında
bulundurmaYa karar verdi. Karar başarı ile tat-bik edildi ve
Moskova'dan gelen şiddetli propaganda önlendikten son-ra da
parti lağvolundu. Mustafa Kemal Paşa maksadını herkesten o kadar
gizliyordu ki başlangıçta en yakın arkadaşlarından birisi olan
Refet Paşa’ya bile bunun bir danışıklı dövüş olduğunu
söylememiş, hattâ komünizme samimî taraftar olduğunu göstermek
için bir gün Vekiller Heyetine: "Yarın komünizm ilân edeceğiz"
diye bir de sürpriz yapmıştı. Bu |