|
sürpriz, ilk şaşkınlıktan sonra Refet Paşa
ile doktor Rıza Nur Beyin şiddetli muhalefetleri yüzünden boşa
çıkmıştı. Hiç şüphesiz, Mustafa Kemal Paşa'nın maksadı gerçekten
komünizm ilânı değildi.Bu bir numara idi. Bolşevik casuslarının,
kendisi tarafından böyle bir teklif yapıldığını, fakat
vekillerin karşı koymaları yüzünden teklifin başarı-sızlığa
uğradığını öğreneceklerini biliyordu. Bolşeviklerin güvenini
kazanarak onlardan yardım koparmak, bir de Mustafa Kemal varken
ayrıca Türkiye üzerinde uğraşmanın lüzumsuzluğunu telkin için
böyle yapıyordu.
Mustafa Kemal Paşa, siyasî dehası ile Rusları
kündeden attı. Fakat ko-münist partisinin faaliyet gösterdiği
kısa süre içinde komünistler de Türkiye'de bazı subaşlarına
yerleşebildiler. Bunlar hâlâ bulundukları yerlerden atılabilmiş
değildirler. Demokratik usullerle atılmalarına da imkan yoktur.
Bunlar ancak tam yetkili ve çok namuslu bir adamın bu işe memur
edilmesiyle temizlenebilir.
İşte, daha Kurtuluş Savaşı başlarken
memlekette ağ kuran komü-nizm, zamanla ve Rusya'nın cömertçe
harcadığı para ile gelişerek ön-ce maarife, sonra basına,
tiyatroya, orduya, donanmaya, Millet Mec-lisine ve kabineye
kadar girdi. Fakat Halk Partisi kendisini "sorumsuz ve
yanlışsız" saydığından ima yolu ile yapılan tenkitlere dahi
taham-mül edemedi. Düşünen kafalar da, yavaş yavaş "ekmeğinden
olma-mak" veya hapse girmemek" için susmağa alıştılar.
Böylelikle komü-nizm yayılmağa ve memleketi top yekûn
Bolşevikleştirme plânı üze-rinde sistemli bir şekilde yürümeğe
başladı.
Komünizme karşı ya milliyetçilikle, yahut
dinle durulabilirdi. Bunların ikisini birden kullanmak şüphesiz
daha akıllıca olurdu. Bizim milliyetçi-liğimiz Türkçülüktü.
Fakat Halk Partisi, altı oktan biri milliyetçilik oldu-ğu halde
nedense "Türkçülük"ten ürküyordu. Bu yüzden Türk ocakları
kapatılmıştı. Halk Partisinin kendisine göre acayip bir
milliyetçiliği vardı.
Din ise halkın ruhuna işlemiş bir kuvvet
olmak bakımından büyük bir millî enerji ve savunma kaynağı
olabilirdi. Fakat Halk Partisi lâiklik ilân etmiş olduğundan
kendisini tamamıyla dinin dışında, hattâ dinsiz his-sediyordu.
Halk Partisinin en büyük hatalarından biri
budur. Medreseler kapatıldı-ğı, tekkeler kaldırıldığı zaman
yüksek bir ilahiyat enstitüsü veya fakül-tesi açılarak memlekete
kültürlü, doktora yapmış, Batı dillerini bilen, felsefe öğrenmiş
din adamları yetiştirilseydi Türkiye’nin bugünkü ma-nevî durumu
bambaşka olur ve bugün din bilgini diye ortalığı kaplayan
bilgisizler, gülünç hezeyanlarını savuramazdı.
Mustafa Kemal Paşa gençliğinde tekkelere
devam etmiş, zikretmiş, fakat oradaki ahlâksızlığı görerek
soğumuştu. Kendisi, zannederim, Allah’a inanıyordu. Fakat
etrafında, kendisine Hıristiyanlığa girmemizi telkin eden bir
zümre vardı. Bunlar İsviçre ve Fransa'da yüksek öğre-nimlerini
yapmış, fakat ne Birinci Cihan Savaşı’na, ne de Kurtuluş Sa-vaşı’na
katılmamış olan hem yurtsever, hem de dalgacı aydınlardı.
Bunlar korkunç bir aşağılık duygusu
içindeydiler. Ya bu aşağılık duy-gusunun tesiri, yahut da
vicdanî kanaatleri ile dinsizdiler. Medeniyet ve teknik
bakımından bizi çok geçmiş olan |