TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

79

Onların düşüncesi her halde şu olmalıydı: Kurtuluş Savaşı’nda Rusya bize az da olsa yardım eden tek devlettir.Komşumuz olan bu devlet gayet kuvvetlenmiştir. İngiltere'ye ve diğer Batı devletlerine karşı Rus dostluğu ile bir muvazene kurabiliriz. Memleketimize komünizmi sokmadan onlara mümâşât edersek kendimizi toplamak için vakit kazanabiliriz.

Fakat İsmet Paşa bu mümâşâtın memlekette komünizmin yayılması-na sebep olacağını hiç düşünmüyordu. Hattâ daha ileri gidiyor; Şevket Süreyya, Vedat Nedim gibi komünizmden mahkûm olmuş kimseleri toplayan ve Yakup Kadri tarafından çıkarılan Kadro dergisine kendisi de yazıyordu.

Bunun, millet üzerinde ne kadar yıkıcı tesir yapacağını düşünemiyor-du. Komünizmi Moskofçuluk diye bilen millet, Moskofçuların türlü türlü mühim işlerin başına getirildiğini görünce ister istemez kırılıyor, şüp-heye düşüyordu. Bir kısmı ise başka türlü düşünüyor, komünizmin ve onun neticesinde Rusya’nın tehlikeli bir şey olmadığı düşüncesine va-rıyordu.

Bu Rus dostluğu bazen millî izzeti nefisten fedakârlık derecesine bile vardırılıyordu. Meselâ 1935 Ekiminde Ankara’da Türk ve Rus millî ta-kımları arasında yapılan karşılaşmayı proletaryanın burjuvaziye karşı zaferi diye göstermeğe başlamışlardı.

O zaman güreş takımları yedi kişi olurdu ve berabere kalmak usulü yoktu.Bizim ağır sıkletimiz Çoban Mehmet’in ise Rus’u yeneceği yüzde yüz muhakkaktı.

Halk Partisi ekâbirinden bazılarının da seyrettiği güreşler büyük bir id-dia içinde başladı. İlk beş güreşten üçünü biz kazandık, ikisini Ruslar... Onlar meğerse plânlarını hazırlamışlar, tabiî ve bermutat bizim bir şeyden haberimiz yok. Altıncı güreş bittiği zaman hakemler bizimkini sayı ile galip ilân ettiler. İşte o zaman meşhur Rus mızıkçılığı başladı. Rus idarecileri işe karıştılar ve şirretliğe başladılar. Bizimkiler bunu kabul etmeyince tartışma büyüdü ve Türk Rus dostluğunu (!) sarsa-cak bir şekil aldı.

O sırada, Halk Partisi Genel Sekreteri olan Recep Peker işe karıştı. Ma-lûm edası ile bizimkilere çıkışarak: - "Mağlûbiyeti kabul ediverin efen-dim, ne çıkar?" diye bağırdı. Bizimkiler mağlûbiyeti kabul ettiler. Du-rum üç üçe oldu.

Bundan sonrası daha enteresan... Şimdi bir de ağır sıkletlerin güreşi kalıyordu. Onu nasıl olsa kazanacaktık. Fakat Ruslar, plânlarını hazırlamışlardı ya... Rus ağır sıkleti hastalık bahane ederek mindere çıkmadı. Güreş nizamnamesi gereğince, sebep ne olursa olsun, saha-ya çıkmayan güreşçinin yenilmiş sayılması gerekirken Ruslar bu mü-sabakanın iptalini istediler. Eh, Recep Peker orada oldukça Ruslara karada ölüm yoktu. Bu da kabul olundu ve hakikatte 2-5 kazanmış ol-duğumuz karşılaşma 3-3 beraberlikle bitirildi.

Rus dostluğunun diğer neticeleri de malûm: Vatan haini Nâzım Hik-met'in, Rusya'dan dönüşünde burada bir millî kahraman gibi karşı-lanması ve büyük şair tanınması... O kadar ki ciddî bir ilim adamı ol-ması gereken Köprülü Zade Fuat bile1929-1930 ders yılında bize yaz-dırdığı Türk edebiyatı tarihi notlarında ondan "genç ve kudretli şair" diye

Devamı