|
Onların düşüncesi her halde şu olmalıydı:
Kurtuluş Savaşı’nda Rusya bize az da olsa yardım eden tek
devlettir.Komşumuz olan bu devlet gayet kuvvetlenmiştir.
İngiltere'ye ve diğer Batı devletlerine karşı Rus dostluğu ile
bir muvazene kurabiliriz. Memleketimize komünizmi sokmadan
onlara mümâşât edersek kendimizi toplamak için vakit
kazanabiliriz.
Fakat İsmet Paşa bu mümâşâtın memlekette
komünizmin yayılması-na sebep olacağını hiç düşünmüyordu. Hattâ
daha ileri gidiyor; Şevket Süreyya, Vedat Nedim gibi komünizmden
mahkûm olmuş kimseleri toplayan ve Yakup Kadri tarafından
çıkarılan Kadro dergisine kendisi de yazıyordu.
Bunun, millet üzerinde ne kadar yıkıcı tesir
yapacağını düşünemiyor-du. Komünizmi Moskofçuluk diye bilen
millet, Moskofçuların türlü türlü mühim işlerin başına
getirildiğini görünce ister istemez kırılıyor, şüp-heye
düşüyordu. Bir kısmı ise başka türlü düşünüyor, komünizmin ve
onun neticesinde Rusya’nın tehlikeli bir şey olmadığı
düşüncesine va-rıyordu.
Bu Rus dostluğu bazen millî izzeti nefisten
fedakârlık derecesine bile vardırılıyordu. Meselâ 1935 Ekiminde
Ankara’da Türk ve Rus millî ta-kımları arasında yapılan
karşılaşmayı proletaryanın burjuvaziye karşı zaferi diye
göstermeğe başlamışlardı.
O zaman güreş takımları yedi kişi olurdu ve
berabere kalmak usulü yoktu.Bizim ağır sıkletimiz Çoban
Mehmet’in ise Rus’u yeneceği yüzde yüz muhakkaktı.
Halk Partisi ekâbirinden bazılarının da
seyrettiği güreşler büyük bir id-dia içinde başladı. İlk beş
güreşten üçünü biz kazandık, ikisini Ruslar... Onlar meğerse
plânlarını hazırlamışlar, tabiî ve bermutat bizim bir şeyden
haberimiz yok. Altıncı güreş bittiği zaman hakemler bizimkini
sayı ile galip ilân ettiler. İşte o zaman meşhur Rus mızıkçılığı
başladı. Rus idarecileri işe karıştılar ve şirretliğe
başladılar. Bizimkiler bunu kabul etmeyince tartışma büyüdü ve
Türk Rus dostluğunu (!) sarsa-cak bir şekil aldı.
O sırada, Halk Partisi Genel Sekreteri olan
Recep Peker işe karıştı. Ma-lûm edası ile bizimkilere çıkışarak:
- "Mağlûbiyeti kabul ediverin efen-dim, ne çıkar?" diye bağırdı.
Bizimkiler mağlûbiyeti kabul ettiler. Du-rum üç üçe oldu.
Bundan sonrası daha enteresan... Şimdi bir de
ağır sıkletlerin güreşi kalıyordu. Onu nasıl olsa kazanacaktık.
Fakat Ruslar, plânlarını hazırlamışlardı ya... Rus ağır sıkleti
hastalık bahane ederek mindere çıkmadı. Güreş nizamnamesi
gereğince, sebep ne olursa olsun, saha-ya çıkmayan güreşçinin
yenilmiş sayılması gerekirken Ruslar bu mü-sabakanın iptalini
istediler. Eh, Recep Peker orada oldukça Ruslara karada ölüm
yoktu. Bu da kabul olundu ve hakikatte 2-5 kazanmış ol-duğumuz
karşılaşma 3-3 beraberlikle bitirildi.
Rus dostluğunun diğer neticeleri de malûm:
Vatan haini Nâzım Hik-met'in, Rusya'dan dönüşünde burada bir
millî kahraman gibi karşı-lanması ve büyük şair tanınması... O
kadar ki ciddî bir ilim adamı ol-ması gereken Köprülü Zade Fuat
bile1929-1930 ders yılında bize yaz-dırdığı Türk edebiyatı
tarihi notlarında ondan "genç ve kudretli şair" diye |