TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

86

12. Bölüm

BİR ALIKLIK ŞAHESERİ

"Deniz Gedikli Erbaş Hazırlama Orta Okulunda Türkçe öğretmeni ola-rak bulunduğum 9 Eylül 1934 - 1 Temmuz 1938 tarihleri arasında da çok şeyler gördüm, çok hârikalara rastladım ama bunların çoğu konu-muzla ilgili olmadığı için buraya alacak değilim. Fakat bir tanesi var ki Halk Partisi çağının hangi zihniyetle işlediğini göstermesi bakımından bulunmaz bir örnek, eşsiz bir zekâ pırlantasıdır:

Gedikli Okulu, ilkokul mezunlarını alır ve bunlara üç yılda hem maarifin orta okul derslerini, hem de denizciliğe ait meslek derslerini göstere-rek mezun ederdi. Mezun olanlar Kasımpaşa'daki talim taburuna giderler, burada altı ay sıkı bir askerî eğitim gördükten sonra onbaşı olarak donanmaya dağıtılırlardı.

Bu çocuklar çok iyi yetişiyorlardı. Birinci sınıfla dönenler okuldan çıka-rılırdı. Üç yıllık öğrenim süresinde de, birinci sınıfta olmamak şartıyla bir defa dönmelerine müsaade edilirdi. Öyle ikinci sınıfta bir defa, üçüncü sınıfta da ikinci bir defa kalmak yoktu. Ancak üç dersten bü-tünlemeye kalınabilirdi. Borçlu olarak sınıf geçilemezdi. Fazla olarak, mezun olurken birinci ve ikinci dereceyi kazananlar deniz subayı ol-mak üzere Heybeliada'daki Deniz Lisesine, yedinciye kadar olanlar da sanat subayı olmak için Kırıkkale Askerî Lisesi’ne gönderildiğinden öğ-renciler arasında büyük bir rekabet olur, derece almak için olağanüstü çalışırlardı.

Disiplin de mükemmeldi. Terbiyeli çocuklardı. Kaz adımıyla heybetli resmî geçitler yaparlardı. Bugün bu çocuklardan hayatta olanların üniversite mezunlarından hiç bir farkı yoktur.Çoğu, Türk topluluğuna faydalı birer evlât olmuşlardı. Meslekten ayrılanları da öyledir. Yani bu okul bir zamanlar verimli bir ocaktı. Şimdi de öyle olmasını dilerim.

Bir gün, mektebi bitirip de talim taburuna gitmiş olanlardan birkaçı bana gelerek talim taburundaki bir erin kendilerine komünist propa-gandası yaptığını, propaganda kitapları verdiğini söylediler. Bu propa-gandayı yapanın kim olduğunu sordum. Adını, sanını, karakterim bil-dirdiler ve liseden kovulmuş olduğunu da ilâve ettiler.Onun adını, ken-dilerine propaganda yapılan eski öğrencilerimin adlarını tespit ederek icabına bakacağımı söyledim.

Halk Partisi'nin ne olduğunu az çok anlamış olduğum için bu çocuklara bir zarar gelmesi ihtimalinden korkuyordum. Meseleyi okulun dahiliye müdürü Binbaşı Celâle açmağa söz verdim. "Gazoz Celâl" denilen bu binbaşı Hukuk Fakültesini de bitirmiş olduğu için çocukların hukukunu korumak bakımından yararlı olabilir diye düşündüm.

Çocukların adını vermeden durumu Binbaşı Celâl'e açtım. Derhal bir dilekçe yaz dedi. -"Onu ben de düşünüyorum ama bir yanlışlıkla ço-cuklara zarar gelmesinden korkuyorum. Bunların muhbir olduğu unu-tulmamalı" dedim. Bana teminat verdi. Dilekçeyi yazdım, verdim. Aradan epey zaman geçti... Bir gün, Fındıklı'da bulunan bir askerî mahkemeye tanık olarak çağırıldım. Gittiğim zaman ne görsem be-ğenirsiniz? Komünisti haber veren çocukların hepsi birden mevkuf de-ğil mi? Yerin dibine geçtim. Sanki çocuklara iftira

Devamı