|
"Deniz Gedikli Erbaş Hazırlama Orta Okulunda
Türkçe öğretmeni ola-rak bulunduğum 9 Eylül 1934 - 1 Temmuz 1938
tarihleri arasında da çok şeyler gördüm, çok hârikalara
rastladım ama bunların çoğu konu-muzla ilgili olmadığı için
buraya alacak değilim. Fakat bir tanesi var ki Halk Partisi
çağının hangi zihniyetle işlediğini göstermesi bakımından
bulunmaz bir örnek, eşsiz bir zekâ pırlantasıdır:
Gedikli Okulu, ilkokul mezunlarını alır ve
bunlara üç yılda hem maarifin orta okul derslerini, hem de
denizciliğe ait meslek derslerini göstere-rek mezun ederdi.
Mezun olanlar Kasımpaşa'daki talim taburuna giderler, burada
altı ay sıkı bir askerî eğitim gördükten sonra onbaşı olarak
donanmaya dağıtılırlardı.
Bu çocuklar çok iyi yetişiyorlardı. Birinci
sınıfla dönenler okuldan çıka-rılırdı. Üç yıllık öğrenim
süresinde de, birinci sınıfta olmamak şartıyla bir defa
dönmelerine müsaade edilirdi. Öyle ikinci sınıfta bir defa,
üçüncü sınıfta da ikinci bir defa kalmak yoktu. Ancak üç dersten
bü-tünlemeye kalınabilirdi. Borçlu olarak sınıf geçilemezdi.
Fazla olarak, mezun olurken birinci ve ikinci dereceyi kazananlar
deniz subayı ol-mak üzere Heybeliada'daki Deniz Lisesine,
yedinciye kadar olanlar da sanat subayı olmak için Kırıkkale
Askerî Lisesi’ne gönderildiğinden öğ-renciler arasında büyük bir
rekabet olur, derece almak için olağanüstü çalışırlardı.
Disiplin de mükemmeldi. Terbiyeli çocuklardı.
Kaz adımıyla heybetli resmî geçitler yaparlardı. Bugün bu
çocuklardan hayatta olanların üniversite mezunlarından hiç bir
farkı yoktur.Çoğu, Türk topluluğuna faydalı birer evlât
olmuşlardı. Meslekten ayrılanları da öyledir. Yani bu okul bir
zamanlar verimli bir ocaktı. Şimdi de öyle olmasını dilerim.
Bir gün, mektebi bitirip de talim taburuna
gitmiş olanlardan birkaçı bana gelerek talim taburundaki bir
erin kendilerine komünist propa-gandası yaptığını, propaganda
kitapları verdiğini söylediler. Bu propa-gandayı yapanın kim
olduğunu sordum. Adını, sanını, karakterim bil-dirdiler ve
liseden kovulmuş olduğunu da ilâve ettiler.Onun adını, ken-dilerine
propaganda yapılan eski öğrencilerimin adlarını tespit ederek
icabına bakacağımı söyledim.
Halk Partisi'nin ne olduğunu az çok anlamış
olduğum için bu çocuklara bir zarar gelmesi ihtimalinden
korkuyordum. Meseleyi okulun dahiliye müdürü Binbaşı Celâle
açmağa söz verdim. "Gazoz Celâl" denilen bu binbaşı Hukuk
Fakültesini de bitirmiş olduğu için çocukların hukukunu korumak
bakımından yararlı olabilir diye düşündüm.
Çocukların adını vermeden durumu Binbaşı
Celâl'e açtım. Derhal bir dilekçe yaz dedi. -"Onu ben de
düşünüyorum ama bir yanlışlıkla ço-cuklara zarar gelmesinden
korkuyorum. Bunların muhbir olduğu unu-tulmamalı" dedim. Bana
teminat verdi. Dilekçeyi yazdım, verdim. Aradan epey zaman
geçti... Bir gün, Fındıklı'da bulunan bir askerî mahkemeye tanık
olarak çağırıldım. Gittiğim zaman ne görsem be-ğenirsiniz?
Komünisti haber veren çocukların hepsi birden mevkuf de-ğil mi?
Yerin dibine geçtim. Sanki çocuklara iftira |