TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

87

atmışımda, o yüzden tevkif olunmuşlar gibi bir utanç duydum. Belki onlar da o dakikada öyle düşünüyorlardı.

Öyle düşünmekte de yerden göğe kadar hakları vardı. Hayvandan da-ha mankafa bir idarenin hırsızla polisi karıştıracağını, tanıklara sanık muamelesi yapacağını kim düşünebilirdi?

Hay Allah belâsını versin! Bu herifler insanı vatanî bir hizmette bulun-maktan da tiksindiriyorlardı. Bu davranış, halkı hükümetten soğutmak için bir komünist baltalaması da olabilirdi. Fakat bunu kimin, hangi ha-inin, yahut hangi eşeğin yaptığı belli değildi ki…

İfademi alan askerî hâkime teessürlerimi bildirdim. Galiba biraz da dokunaklı konuştum ki kendi foyasını meydana çıkarmaktan çekinme-di. Bana komünizm ve komünistler hakkında öteberi sordu. Zavallının dünyadan haberi yoktu. Birkaç broşür vererek: "Ben pek anlayamı-yorum, şunlarda komünist propagandası var mı?" diyordu. Doğrusu çok basit ve kültürsüz bir adamdı. Halk Partisi çağının alaydan ye-tişme hâkimlerinden olsa gerekti.

Bizim çocuklar biraz sonra kurtuldular .Fakat şu muamelenin, onların genç ruhları üzerinde yaptığı tahribatın derecesini Tanrı bilir.

İşte İsmet Paşa çağı bu idi. Her şeyden korkan bir yürek, sinirli kadın-lara hâs bir telâş ruh hastası insanlara mahsus bir kuruntu...

İsmet Paşa, milletlerarası münasebetlerde "hayat kavgası" prensip-lerinin bütün şiddetiyle yürürlükte olduğunu, bu kavgada çekingenlik gösterenlere hayat hakkı tanınmayacağını, en iyi savunmanın saldırış olduğunu bilmiyordu. Onun bu çekingenliğini iyi bildikleri içindir ki Rus-lar küstahlıklarını arttırdıkça arttırıyorlar siyasî kuryelerimizi birbiri ar-dınca öldürüp evrak çantalarını açıyorlar, bütün sırlarımızı öğreniyor-lar sonra fotoğrafını aldıkları gizli evrakı yine çantaya doldurarak, in-tihar etmiş süsünü verdikleri kuryemizin cesedi ile birlikte bize geri veriyorlardı.

İsmet Paşa Hükümeti bu cinayetleri örtbas edip millete duyurmamak-la siyasî basiret gösterdim sanıyor ve zavallı davranışlarıyla devlet idare ettiğini zannediyordu. Bir yandan da valilerinin, memurlarının, polis-lerinin zekâdan tamamıyla mahrum muamele ve hareketleriyle milleti soğutuyor, iğrendiriyordu. Sözün kısası memleket baştanbaşa çürümüştü. Her yerde hamakat ve rezaletten başka bir şey görünmü-yor, Millî Şef ise şurada burada nutuk çekerek o mahut gülmesiyle "Vatandaşlarım sizi neşeli ve sıhhatli gördüm" diyerek işleri yoluna koydum sanmakta devam ediyordu.

Devamı