|
13. Bölüm
İKİNCİ CİHAN SAVAŞINDA
İkinci Cihan Savaşı, bizim için meraklı bir
film seyretmekten farksızdı. Siyasî ve askerî olaylar yıldırım
hızı ile birbirini kovalıyordu. Aynı zamanda Rusların ne kadar
kalleş olduğu da her gün biraz daha ortaya çıkıyordu. Moskoflar,
İngiliz ve Fransız heyetlerini müzakere-lerle oyaladıktan sonra
24 Ağustos 1939'da Almanlarla anlaşma ya-parak büyük bir sürpriz
yapmışlar, biraz ilerisini gören gözler için dün-yayı istilâ
plânlarını gerçekleştirmek teşebbüsüne gireceklerini belli
etmişlerdi.
Rusya, geniş casus şebekesi sayesinde
dünyanın kuvvet durumunu iyi bildiğine inanıyordu, İngilizler’le
Fransızlar, Almanlar’la boğuşarak birbirlerini yıpratacaklar,
yıllardan beri bugün için hazırlanan Bolşe-vikler de böylece
Avrupa’yı ele geçireceklerdi.
O zamanki Amerika bugünkü gibi güçlü değildi.
Mecburî askerlik yoktu. Gönüllülerden mürekkep iki üç yüz bin
kişilik ordusunun fazla bir de-ğeri olmadığı gibi subay kadrosu
da büyük bir orduyu çabucak yetiş-tirecek kuvvetten mahrumdu.
Fakat bütün bunlara rağmen Rusya dört esaslı noktada yanıldı: 1-
Kendi kuvvetini fazla gördü. 2- Alman kuvvetini eksik gördü. 3-
İngiliz - Fransız kuvvetinin kofluğunu kavrayamadı. 4-
Amerika'nın gayet çabuk toparlanacağını hesaplaya-madı.
İngiltere'de yanıldı. O şimdiye kadar kendisine rakip olabilecek
devletleri müttefikleriyle birlikte yenmek prensibini gütmüştü.
Bunun en başarılı örneğini de Birinci Cihan Savaşı’nda vermiş,
bütün dünyayı ayaklandırarak denizlerde kendisine rakip
olabilecek Almanya ve hilâfeti elinde tutarak Mısır ve Hindistan
yollarını tehdit eden Türkiye imparatorluklarını tasfiye
etmişti. Fakat işte hepsi o kadar... Birinci Cihan Savaşı
İngiltere'nin son zaferiydi. İngiltere bu birinci savaşta 4.5
milyonu asıl İngiliz; kalanları da İskoç, Galli, İrlandalı,
Kanadalı, Avustralyalı, Yeni Zelandalı, Güney Afrikalı ve Hintli
olmak üzere 8.5 milyon insanı silâh altına alarak kendi
tarihinde bir rekor kırmış, İngiliz askerleri ve imparatorluğun
bütün unsurları canla başla çarpışmışlar, fakat zafere rağmen
yorgun ve bitkin düşmüşlerdi.
İkinci savaş başlarken İngiltere artık
yorulduğunun ve ihtiyarladığının farkında değildi. Hitler rejimi
sayesinde çok kuvvetlenmiş bulunan ve yalnız askeri değil,
iktisadî alanda da kendisini tehdit eden Almanya’yı yine
müttefikler güruhu ile yenebilirim ve yine şampiyon kalabilirim
sanıyordu. İngiltere’nin dillere destan, fakat gerçekte bir
kuruntu olan siyasî uzak görüşlülüğü artık bilfiil de iflâs
etmişti. İngiltere, öyle iddia olunduğu gibi yüzyıl sonrasını
değil, beş yıl ilerisini bile göremiyordu. Sözlerimin ispatı
şudur: Napolyon savaşlarından, Kırım savaşından, Birinci Cihan
Savaşından şampiyon olarak çıkan İngiltere, İkinci Sa-vaştan
topal bir üçüncülükle yakasını kurtardı ve Birmanya, Hin-distan,
Mısır, Irak ve Filistin’i yüzde yüz olarak kaybettiği gibi Asya
ve Afrika’daki sömürgelerinin de tasfiyesine başladı.
İngiltere’nin üçüncülüğü geçicidir. Pek yakın
bir zamanda Almanya ve Japonya lâyık oldukları seviyeye erince,
ufuklarında güneş batmayan imparatorluk beşinciliğe düşecek ve
altıncılığa düşmemek için Fransa ile yarışa girişecektir. |