TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

89

Bunları falcılık ederek değil, milletlerin oluş ve ölüş kanunlarına bakar-ak söylüyorum. Yaşayan görür.

Yanılan İngiltere, şaşkın ve ihtiyar İngiltere, Rusya tarafından aldatı-larak 24 Ağustos 1939 Alman - Rus antlaşmasının imzalandığını gö-rünce, kendi tarihinde örneği olmayan bir çabuklukla ertesi gün, yani 25 Ağustos 1939'da Polonya ile bir yardım antlaşması imzaladı.

Tabiî bu, Lehliler’e karşı duyulan sevgiden veya insanî duygudan de-ğil, Almanlar’ın Polonya'ya saldıracakları anlaşıldığı için onlarla bir kavga çıkarmak arzusundan doğuyordu. Çünkü İngiltere kendisini hâ-lâ o eski İngiltere sanıyor, Almanya'yı ezerek yine en büyük devlet kalmak amacını güdüyordu.

1 Eylül 1939'da Almanya, Danzig şehrini ve Polonya elinde kalmış olan eski Alman topraklarını kurtarmak için Lehistan'a saldırdı. Bundan so-rumlu olanlar da yine İngiltere'yle Fransa idi. Lehistan'ı denize çıkar-mak için Almanya'yı birbirinden ayrı iki parça haline getirmişlerdi. Sa-vaştan biraz önce Hitler, Fransız Başbakanının bir mektubuna verdiği cevapta:" Marsilya bir koridorla birlikte yabancı bir devlete verilse siz buna razı olur musunuz?" diye soruyordu. Fakat maksat dünya barışı veya insanlık değil, sadece hodgâmlık olduğu için Alman - Leh savaşı bir bahane sayılarak dünya ateşe verildi. 3 Eylül 1939'da İngiltere ve Fransa Almanya’ya harp açtılar.

İkinci Cihan Savaşı’nın ilk günlerinde, Moskof'ların gizli maksatlarını açığa vuran olaylar oldu: 17 Eylül’de Almanlar kendileriyle çarpışan Polonya kuvvetlerini saf dışı ettikleri ve Leh hükümeti Romanya'ya sığındığı bir günde Moskoflar da zaten ezilmiş olan Polonya'yı arkadan vurmaktan çekinmediler. 27 Eylül’de Varşova teslim olarak Polonya haritadan silindi. 7 Ekim Moskoflar, küçük Baltık devletlerinden, yani Estonya, Letonya ve Litvanya'dan askerî üsler aldılar. 30 Kasım’da Ruslar Finlandiya'ya saldırdı. Fakat bu üç buçuk milyonluk büyük mil-let, iyi avantajla Moskof sürülerine kahramanca dayandı. Birkaç tü-meni teker teker kıstırıp yok etti. Nihayet azlığın verdiği bir yorgun-lukla 12 Mart 1940'da yani 102 günlük bir boğuşmadan sonra Moskof-lara biraz toprak bırakmak şartıyla barış yapmağa mecbur kaldı. Po-lonya gibi koca koca memleketleri işgal altında bulunduran Ruslar’ın, Fin bağımsızlığına saygı göstermeğe mecbur kalmalarına Türk gençli-ğinin dikkatini çekerim. Bu, sadece Finler’deki millî şuur ve millî birlik sayesinde alınmış bir sonuçtur.

Bu arada İsmet Paşa 19 Ekim 1939'da İngiliz ve Fransızlarla bir ant-laşma imzalayarak siyasî bir başarı gösterdiyse de bu antlaşmada yine bir aşağılık duygusu göze çarpıyordu. Çünkü Moskof sevdasından bir türlü vazgeçemeyen sayın İnönü bu antlaşmaya bir madde eklete-rek hiç bir durumun Türkiye’yi Ruslarla savaşa sokamayacağını kay-dettirmişti. Yani müttefiklerimiz olan İngiliz ve Fransızlar Moskoflarla kapışsalar bile biz tarafsız kalacaktık.

Doğrusu pek şahane bir ittifaktı. Dostlar başına... Bizim ittifakımız Ruslar’ı çileden çıkarmış ve Molotof bizi tehdit ederek: "Türkler bu it-tifaktan bir gün pişman olacaklardır" demişti. Görülüyordu ki kendile-rine sadık kalmakla dahi Moskoflar’a yaranamıyorduk. Ne yapalım, sa-yın İnönü bunu bir türlü anlayamıyor, memlekette Ruslar’a düşman bir kuşun uçmasına bile müsaade etmiyordu.

Fakat Ruslar şaşmaz bir programla adım adım hedeflerine doğru iler-liyorlardı. 1940'ta Fransa yıkılıp 22 Haziranda Alman-Fransız müta-rekesi imzalandıktan birkaç gün sonra,

Devamı