|
gelecektim ama Yugoslavlar mızıkladılar.
İttifakımıza göre yardıma teker teker değil hep beraber gelmemiz
gerekirdi. Romanya saf dışı kaldığına ve Yugoslavlar oyun
bozanlık ettiğine göre Balkan antlaş-ması hükümsüzdür. Beni
mazur görün" diyebilecekti. Her halde buna benzer bir şey
söyleyerek Yunanlılar’ı atlatmıştır.
Olaylar hızla gelişiyordu: 1 Mart 1941'de
Bulgaristan üçlü pakta girdi. Üçlü pakt yahut Mihver, aslında
Almanya - İtalya - Japonya arasında-ki ittifaktı. Bu ittifaka
Macaristan, Romanya ve Slovakya da daha önce girmiş olduğundan
Bulgarlar’ın katılmasıyla bir yedili pakt oluyordu. 2 Mart
1941'de Alman orduları Bulgaristan'a müttefik sıfatı ile girerek
memleketin her tarafını işgal etti. 4 Martta Alman elçisi Von
Papen, Hitler’in bir mektubunu İsmet Paşa’ya verdi. Bu mektup,
Almanya'nın eski müttefiki olan Türkiye'ye saldırmayacağına dair
Hitler'in temina-tını ihtiva ediyordu, İsmet İnönü buna dostane
bir cevap hazırladı ve müttefiki olan İngilizler’in muvafakatini
almak üzere Dışişleri Bakanı Saraçoğlu Şükrü'yü 19 Mart 1941' de
uçakla Kıbrıs'a göndererek İngiliz Dış Bakanı ile görüştürdü.
İngilizler razı oldu. 21 Mart 1941'de Berl-in'deki Türk elçisi,
İsmet Paşa’nın cevabını Hitler'e verdi. İsmet Paşa âdeti olduğu
üzere tavşana kaç, tazıya tut demekte devam ediyordu. Moskof'un
da gönlünü almadan edemezdi. Onlarla da gizli görüşmele-re devam
ediyordu. 24 Mart 1941'de Türk ve Rus hükümetleri Anka-ra'da
Türkçe, Moskova'da Rusça bir beyanname yayınlayarak Türkiye
savaşa girerse Rusya'nın, Rusya savaşa girerse Türkiye'nin
tarafsız kalacağım bildirdiler. Fakat bu işin karanlık bir
noktası vardı: Rusya, Türkiye ile savaşa girerse Türkiye yine
tarafsız mı kalacaktı? Çünkü Moskoflar Kafkasya'da yığınaklarını
tamamlamak üzere idiler. Burada tam mânasıyla askeri hareket
Haziran’da yapılabileceğinden Ruslar Haziran’ı bekliyorlardı.
Dörtte biri zırhlı olmak üzere 40 tümen yığmış-lardı.Rus
tümenlerinin insan sayısına göre aşağı yukarı 700.000 kişi...
Buna karşı hazır bulunan Türk kuvveti ise müstahkem mevkilerle
birlikte 8 piyade ve 1 süvari tümeninden ibaretti. Yani en çok
120-130 bin kişi. Ruslar saldırmağa fırsat bulsalardı, doğrusu
sayın İnönü'nün askeri tedbirleri sayesinde yine çok hamasî
savaşlar yapmış olacaktık. İsmet Paşa’nın Ruslarla müşterek
beyanname yayınlaması-nın ertesi gününde, yani 25 Mart 1941'de
Yugoslavya’da üçlü pakta girerek Almanya'nın müttefiki oldu. Bu
sırada bir İngiliz ordusunun Birinci Cihan Savaşı’nda olduğu
gibi Selânik'e çıkmış olduğu haberi geldi. İngilizler,
Almanlar’ı kızdırarak Yunanistan üzerine çekmek ve Almanya'nın
başına, sivrisinek kabilinden olsa da bir dert açmak isti-yorlardı.
O sırada öğretmeni bulunduğum Boğaziçi Lisesinde Elliot adında
bir İngilizce hocası vardı. Bir İskoç olan ve İskoçlar’ın
pintiliği hakkında türlü fıkralar anlatan bu neşeli adam galiba
İngiliz Kültür Ataşeliğinde de vazifeliydi. Selânik'e çıkan
İngiliz ordusunun sayısını sordum. 250 bin kişi dedi. Kendisine
bir şey söylemedim ama bunun mübalâğalı bir rakam olduğunu, olsa
olsa bunun yarısı kadar asker çı-karabileceklerini düşündüm.
Meğer 60 bin kişi imişler, İngilizler benim gibi birinci sınıf
bir strateji uzmanını bile aldatmışlardı. Beni aldattık-tan
sonra başkalarını haydi haydi kandırabilirlerdi. Derken 27 Mart
1941'de Yugoslavya'da bir hükümet darbesi oldu. Bunda İngiliz
par-mağı olduğunu ben o zamanki Belgrat elçimizden bizzat
işittim. Prens Pol iktidardan çekilerek memleketin idaresini
17.5 yaşındaki Kral İkinci Petar'e bıraktı. İnsan 17.5 yaşında
bir ülkenin başına geçebilir ama Osmanoğlu Fatih Sultan Mehmet
olmak şartıyla... Karayorgi oğlu Petar olmakla bu iş yürümez.
Tabiî bu yeni Yugoslav rejimi Alman aleyhtarı bir idareydi ve
iki gün önce Almanlarla yapılan ittifak suya düşmüştü.
Buna karşı Almanlar’ın tepkisi ne olacaktı?
Almanya’dan ses değil, korkunç bir sessizlik geliyordu.
Kasırgadan önceki sessizlik...
Yunanistan'daki İngiliz ordusu sipere
giredursun 6 Nisan 1941'de Al-manlar Yunanistan ve Yugoslavya’ya
saldırdılar. Aynı gün Alman Ge-nelkurmayı Berlin'deki Türk
Askerî Ataşesi ile yardımcısını çağırarak Almanya'nın taarruz
hedeflerini ana çizgileriyle anlattıktan sonra Tür-kiye'nin buna
bir itirazı olup olmadığını sordu.
Ataşeler durumu derhal Ankara’ya bildirdiler.
Ankara, bu hedeflere hiçbir itirazı olmadığını, yalnız Alman
ordusunun Türk- Yunan sınırın-dan birkaç kilometre uzakta
durmasını teklif ettiğini bildirdi ve Alman-ya bu teklifi kabul
etti.
Aynı gün İngiliz propagandası Belgrat'ta
kuvvetle işlemeğe ve Türk-ler’in de Yugoslavya ile birlikte
Almanya'ya karşı savaşa girdiğini ya-yarak, Belgrat hava
bombardımanı ile kırılan Yugoslav maneviyatını yükseltmeğe
başladı.
9 Nisan’da Almanlar Selânik’e, 12 Nisan’da da
Belgrat’a girdiler. Yuna-nistan'daki İngiliz ordusu Yunanlılar’ı
işe bulaştırdıktan sonra Alman-larla hiç bir çarpışma yapmadan
Tesalya'ya, oradan da Mora' ya doğ-ru kaçıyordu.
17 Nisan’da kahraman Yugoslav
müttefiklerimizin, 23 Nisan’da asil E-len kardeşlerimizin
orduları teslim oldu. 27 Nisan’da Alman ordusu Atina'ya girdi. 2
Mayıs 1941'de de Mora' nın işgali bitirildi. İngilizler Mora'
dan kaçarken her zamanki ustalıklarını gösteremediler, 60.000
kişilik ordularının 8.200 kişisi Almanlara tutsak düştü.
Almanlar 20 Mayıs 1941'de Girit'e havadan bir indirme yaptılar.
Yunan Kralı ve hü-kümetiyle Yunanistan'dan kaçan İngiliz
askerleri burada idiler. Deniz hâkimiyeti dolayısıyla
İngilizler’in burada tutunmaları ve havadan inen Alman
birliklerini yok etmeleri beklenirdi. Fakat 2 Haziran’da Al-manlar
meseleyi hallettiler. İngilizler de âdetleri üzere silâhlarını
ve askerlerinin bir kısmını bırakarak gemilerine binip
sıvıştılar. |