TÜRKÇÜLÜĞE KARŞI HAÇLI SEFERİ VE ÇEKTİKLERİMİZ

 
 

 

 

92

14. Bölüm

TÜRKIYE'NİN SAVAŞA GİRMESİ İHTİMALLERİ

Almanlar yıldırım hızı ile Yunanistan ve Yugoslavya'yı işgal edince Türkiye'nin de savaşa katılacağına dair söylentiler başladı. Tabiî mahalle kahvesi söylentilerinden değil, mantık temellerine, olayların gelişmesine dayanan söylentilerden bahsediyorum.

Savaşı muhakkak gibi gösteren bir delil de şuydu: Her yıl Haziran’da tatile giren okullar o yıl hükümetin emriyle Nisan’da tatil yapıyorlardı. Ben o zaman özel Boğaziçi Lisesi’nde edebiyat öğretmeni idim. Lise-nin Selanik dönmesi öğretmenlerinden biri büyük bir korku ve heye-canla bana: "Bu erken tatil çok fena... Harp muhakkak..." demişti. Bu sayın dönme aynı zamanda gazeteci idi ve haber alma servisinin çok kuvvetli olduğunu bir olayla biliyordum. Çünkü ortada fol yok, yu-murta yokken şekerin pahalanacağını söylemiş, stok yapmamızı teklif etmişti. Biz buna aldırmamıştık ama lise idaresi büyük bir stok yapa-rak şekerin ateş pahası olduğu günlerde öğrencisine, öğretmenine nefis balkabağı tatlıları ikramında kusur etmemişti. Bu sefer aynı zat harp olacak dediği zaman sözlerine aldırış etmemek olamazdı. Kendi-sine haberin mevsuk olup olmadığını sordum. Mevsuk olduğunu temin etti.

Evvelce de söylemiştim ya: O zaman ben bağımsız bir devlettim ve Türkiye'nin müttefiki olarak savaşa katılacaktım. İki müttefik arasında silâhların standart olması için de silâhlarımı Türkiye'den alacaktım. Yalnız diğer hazırlıklarımı kendime göre yapıyordum: Bir sırt çantası-na sargıdan iğneye kadar her şeyimi doldurmuştum. Öyle ki, sefere gitmem hiç bir telâşa lüzum kalmadan olacak ve aceleyle hiç bir şey unutulmayacaktı. Bunlardan başka bir hazırlığım daha vardı: Zevceme ve oğluma birer vasiyetname yazmış ve bunları Osmanlı Bankasın-daki bir kasaya koymuştum.

Vasiyetname yazmamın sebebi şuydu: Almanlarla Trakya’da yapıla-cak bir harbin pek kanlı ve kıyasıya olacağına inanıyordum. Alman or-duları Kolonyayı 17, Fransa’yı 17, Yugoslavya’yı 10, Yunanistan'ı 16 günde çökertmişti. Türkiye, Trakya'ya yarım milyonluktan fazla bir or-du yığmıştı. Her kilometreyi bir tümen koruyacaktı. Bu ordu, Alman-lar’a göre silâh ve malzeme bakımından pek iptidaî olduğu için ne kor-kunç kayıplara uğrayacağı muhakkaktı. Alman tank tümenleri ve hava kuvvetlerinin görülmemiş saldırışları karşısında Türk ordusu Boğazları geçip Anadolu’ya çekilemezdi. Sınırla İstanbul şehri arasında görül-memiş boğuşmalar olacaktı. Belki Alman tankları Boğazlara kadar so-kulacak, fakat sağ kalan Türk piyadeleri Alman piyadesini geçirmemek için Çanakkale savaşlarını gölgede bırakan çarpışmalar yapacaktı. Bu cümbüşte sağ kalmak büyük bir talih, sağ kalmayı düşünmek çok bü-yük iyimserlik olurdu. Bu sebeple vasiyetnameleri hazırlamıştım. Tabii bu vasiyetnameler, apartman ve iş hanlarıyla çiftliklerin zevcemle oğlum ve mevcut olmayan kedimle kanaryalarım arasında nasıl bö-lüştürüleceğine dair değildi. Milyarder olsam bile, köpeğine servet bı-rakan Amerikalı gibi gülünç ve budala olamazdım. Bu vasiyetler millî ve siyasî öğütlerden ibaretti. Bu arada cumhuriyet çağı ileri gelenleri hakkında da kanaatlerimi ihtiva ediyordu.

Ben hazırlıklarımı yapadurayım, Millî Şef İsmet İnönü, Trakya'daki kuvvetlerin Çatalca hattına çekilmesini emretti ve ordu, Meriç üze-rindeki köprüleri yıkarak hızla, emredilen

Devamı